Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

Sevgili Öğretmenimiz,

Vatanımıza, milletimize, insanlığa, özümüze yapacağımız en büyük hizmet; ‘Gelecek kuşaklara bıraktığımız miras kadar olacaktır!’ Bu mirası bırakacak en büyk güç; ancak ve ancak öğretmenlerimizdir.

Yapmamız gereken en önemli şey; gençlerimize yalnızca bilgi yüklemek değil, onların zihninde, hayata bakışlarını etkileyecek doğru bir sebeple ortaya çıkar. Sebepler, davranışlarımızın tetikleyicisidir. Aşağıdaki tarihi öyküyü, bize ışık tutması amacıyla okuyalım!

O BİRİSİ KİM OLDU?

Birinci Haçlı Seferleri’nde Haçlı Ordusu, büyük katliamlar yaparak Kudüs’e kadar varmıştı. Kudüs halkını kılıçtan geçirmiş, yalnızca Müslümanları ya da Musevileri değil, dinden çıktığını iddia ettikleri Hıristiyanları da katletmişlerdi.

Bu korkunç görüntüyü bir papaz, hatıralarında şöyle anlatır:

“ATLARIMIZ, DİZ KAPAKLARINA KADAR KAN İÇİNDE YÜRÜYORLARDI...”

Mescid-i Aksa’ya sığınan on binlerce Müslüman katledilmiş; bu kutsal mabed’de Haçlı Ordusu tarafından yakılmıştı. Bu ümitsiz ortamda yaşlı bir marangoz, Mescid-i Aksa’ya oymalı bir minber yapmaktadır. Bir gün marangozun çalıştığı atölyeye, bir arkadaşı, 7 – 8 yaşlarında oğluyla birlikte gelir. Oymalı bir minber yapan marangoza:

“Ne yapıyorsun dostum” der...

“Mescid-i Aksa’ya minber yapıyorum” diye cevaplar marangoz..

Bu cevap üzerine arkadaşı gözyaşlarını tutamayarak: “Mescit mi kaldı? İnsan mı kaldı? Neden boşuna uğraşıyorsun?” diye sorar.

“Benim elimden gelen ancak bu! Ben bunu yapacağım. Bir gün de bir komutan çıkacak ve buun Mescid’e dikecek!” der bu kez marangoz... Bu sözlerden etkilenen çocuk, babasına dönerek; “Baba! Bu sözleri bir kağıda yaz ve benim boynuma as” der. Oğlunun dediğini yapar babası.

“BİR GÜN BİR KOMUTAN ÇIKACAK VE ONU MESCİD – İ AKSA’YA DİKECEK!” diye bir kağıda yazar ve çocuğun boynuna asar...

Sevgili Öğretmenim, O ÇOCUK KİM OLDU BİLİYOR MUSUNUZ?

O çocuk, tahmin ettiğiniz gibi Selahattin Eyyubi olur...

O çocuğun banker olma ihtimali yoktu. O çocuğun tehlikede olan dünyayı kurtaran, kendisini hipnoz eden ucube sanal birkahramanı da yoktu. Artık o çocuğun zihninde, kendisine büyük işler yaptıracak güçlü bir sebebi vardı. O çocuğun benliğindeki kahraman uyandı. Böylece o çocuk, dünyada adalet ve merhamet güneşi olacak; adına Avrupalıların bile şiirler, övgüler yazdığı, hayran olduğu Selahattin Eyyubi olacaktı.

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlarımızın yaşam öykü ve romanlarının okutulması halinde gençlerimiz;

Ülkemizin dört bir yanından kuşatıldığını, 15 yaşındaki yiğitlerin “HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ” ağıtlarıyla vatana kurban diye gönderildiğini, bu kahramanlar olmasaydı bugün var olmayacağımızı, eğer ders almazsak aynı acıları bir daha yaşayacağımızı anlayacaktır.

Bu bilgiler, çocuklarımızın hayata bakışını şekillendirerek, onların zihninde doğru bir sebep oluşturacaktır.

Böylece gençlerimiz:

* Boşluk içinde olmayacak! Uyuşturucu tüccarlarının tuzağına düşmeyecek!

* Kendi hayal ve hedefleri olacak; yazılan senaryolara figüran olmayacak!

* Sahte ve sanal kahramanlarla beyni yıkanmayacak; üretmeden yalnızca isteyen, tüketen bir canavar olmayacak!

* O çocuk, ailesine bağlı, büyüklerine saygılı olacak, vatanını, bayrağını sevecek; bağlılık, birlik ve kardeşlik duyguları taşıyacak! Özgüvenli, amaç sahibi ve yalnızca kendi ülkesine, milletine değil, tüm insanlığa ışık olacak. Kahraman atalarına layık bir kişi olacaktır!

Sevgili Öğretmenlerimiz,

Geçici hayatta kalıcı izler bırakmak için bir kurtarıcı beklemeyelim, kendimizden başlayalım. Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk diyor ki, “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır...” Yeni neslin bizim eserimiz olması dileğiyle...