Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

OKUMAK SANATI

Okumak sanat mıdır gerçekten? Bu sorunun yanıtı “okumak” ve “sanat” kavramlarından ne anladığımıza bağlı. “Okumak”tan harfleri seslendirmeyi, sanattan da bir işi yapmakta alışkanlık kazanmayı anlıyorsak okumak bir sanat olamaz. Okumayı sanat olarak değerlendirenler, okumaya, ‘karanlığın aydınlığı örtmesini engelleyen güç’ olarak bakarlar.

Çocukluğumuzdan beri sıkça duymuşuzdur; hatta çoğu zaman biz de başka çocuklara “Oku da adam ol” demişizdir. Halkımız, bu bilgece sözü boşuna söylemiyor. Çünkü okumadan adam olunmuyor. İsterseniz şöyle diyelim: “Adam olmanın en etkin ve kestirme yolu okumaktır.”

Eskiden ‘oku’ sözcüğü öğrenme anlamında kullanılırdı. Çünkü o zamanlar okumayı öğrenmek gerçekten güç bir işti. Arap harfleri, Türk dilinin yapısına uymadığı için insanlar o harflerle Türkçe yazılmış bir metni seslendirmeyi öğrenmekte çok sıkıntı çekiyorlardı. Bugün öyle mi? Değil, çünkü Cumhuriyet’i kuranlar, o büyük insanlar, dilimize uygun bir alfabe oluşturdular. Çocuklarımız birkaç ayda hem okumayı hem de yazmayı öğreniyorlar.

Bugün, okumak kavramının anlamı da genişledi. Resim, müzik, edebiyat vb. Güzel sanatları öğrenme çabası da ‘okumak’ kavramının içine girdi. Bu çaba, aynı zamanda, insanın insan yanını ortaya çıkarmaktadır. İnsanın insan yanını geliştirmektir; insanın bilinçlenmesidir. Bilinçlenmenin en kestirme yoludur. Batı aydınlanmasının temelinde de güzel sanatlardaki gelişme yatar.

Okumayı, bir de ‘kitap okuma alışkanlığı’ olarak değerlendirmek gerekir. Okuduğumuz her kitap, başka dünyaların kapılarını açar önümüzde. Başka dünyalara götürür bizi. “Okumak, başka dünyaları keşfetmektir” dersek yanlış bir saptama yapmış olmayız. Heykele ‘acayip, hilkat garibesi, şaşılacak şey, şaşılacak kadar çirkin’ gibi yakıştırmalar yapanlar, ‘sanatın içine tükürenler’; sanatçıları otellere doldurup yakanlar, okuma kültüründen nasiplenememiş olanlardır. Onlar, harfleri seslendirmekle okuduklarını sanıyorlar.

Alman şair ve yazar Goethe: “Okumayı öğrenmek, sanatların en güç olanıdır. Hayatımın seksen yılını bu işe, doğru dürüst okumayı öğrenme işine verdim; yine de kendimden memnun olduğumu söyleyemem” diyor.

Okuma alışkanlığı kolay kazanılan bir alışkanlık değildir. Ama bu iş davranışa dönüştümü de kolay kolay bırakılamaz. Okudukça bilgi açlığı artar, öğrenme iştahımız kabarır. Kitap; ekmek gibi, su gibi bir gereksinim olur. Gençlerin, kitabını, günlük azığıyla beraber taşıdığı günleri de gördü bu ülkenin insanları. Ama kitabın getireceği aydınlıktan korkanlar sevmedi o günleri.

Okuma alışkanlığını kazananlar, okumaya zaman yetmediğini görürler çoğunlukla. Daha önce okumadan geçirdikleri günlere acırlar. Okumak, alışkanlıkların en güzeli bana göre. Ancak eğitimci ve yazar, manevi dayım Salih Savcı Hocam da der ki, “Okumak bilinçli bir eylemdir, okumak alışkanlık değildir.” Öyle ya da böyle, ben okumadan geçen günümü yok saymam.