Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

YAZIK Kİ NE YAZIK!

“Gelişmiş ülke” dediğimiz ülkeler, okuma alışkanlığını çocuklarına erken yaşlarda kazandırmış ülkelerdir. Oralardaki kütüphane sayısı, bizdekinin beş on katıdır. Bizde varsa yoksa televizyon, internet… Aslında bunların ikisi de yararlı olarak kullanılabilecek şeyler. Ama biz bunları doğru kullanma kültürünü almadığımız; bize bu kültür verilmediği için zamanımızı boşa harcıyoruz. Bunları doğru, amacına uygun kullananlar, parmakla sayılacak kadar az. Televizyona ‘aptal kutusu’ denmesi boşuna değil. Otobüslerde, elindeki cep telefonu ile internete girip dünya ile ilişkisini kesenler, saymakla bitmez. Gençlerin eğitiminde bunlardan yararlanacağımız yerde, ne kadar çok, ne kadar gelişmiş televizyon ve cep telefonu ithal ettiğimizi söyleyerek övünüyoruz. Hatta bunların, öğretmenlerin yerini tutacağını söyleyenler bile var. Yazık ki ne yazık! Okulun, öğretmenin ne demek olduğunu bilenler bu araçların, çocuklarını kopyacılığa emeksiz kazanca alıştırdığından yakınıyorlar.

“Gazete, kitap almaya ne gerek var? Hepsini internetten bulup okuyorum.” diyenlere bir çift sözüm var: “Bu tekniği bulup size satanlar; gazeteyi de kitabı da ellerinden bırakmıyorlar. Bir hatırlatma yapayım: Bugün çok gelişmiş internet ortamını, en gelişmiş televizyonları kullanan Japonlar, kitap okumada rekor kırıyorlar. Biz ise en arkalarda nal topluyoruz.

Okumak bir sanat elbette. Bu sanatın yararlı olabilmesi için okuduklarınızın kalıcı olmasını sağlamak gerekir. Kalıcılığı sağlamanın da yöntemleri vardır. Başta gelen yöntem, kitabın dış özelliklerini belirlemek. Adı, yazarı, yazarın yaşam öyküsü ve edebi kişiliği, yayımlayan, boyutları, sayfa sayısı, bölümleri, tanıtıcı yazı, önsöz, sunuş(varsa), dizin, ekleri ve açıklamalar incelenmelidir. Kalıcılığı sağlamanın ikinci boyutu eserin sorgulanmasıdır. Konu (veya konular), konunun işleniş tarzı, anlatım biçimi incelenip belirgin özellikleri not edilmesidir. Üçüncü aşama da, okuduğumuz kitaptan edindiğimiz izlenimlere göre sorular saptanır, bu sorunların yanıtlarının eserde aranmasıdır. Dördüncü aşama tekrarlamadır. Okuduğumuz bilgiyi tekrarlamazsak yaşamımızın sonuna kadar bizim olmasını sağlayamayız. Belleğe kaydetmenin yolu yinelemektir.

OKUMA MOTİVASYON da gerektirir. Motive edilmemişsek ilgimizi okuduğumuz esere veremeyiz. Okurken gerekli gördüğümüz kısımları işaretlemeli veya not almalıyız. Yazmak ölümsüzlüğe kavuşturmaktır. “Söz uçar, yazı kalır.” der, Latin atasözü. Kitap aldatmaz. Yazarından aldığını olduğu gibi aktarır. Yazar aldatıcı bir yöntem kullanmışsa bunda kitabın suçu yoktur. Onun için kitaplar dosttur insana. Köy Enstitülerinin kuramcısı İsmail Hakkı Tonguç, kitap okumanın önemini bildiğinden Köy Enstitüleri’ne bir genelge göndermiş, programa serbest okuma saatlerinin konulmasını istemiştir. Denetimlerinde bu konuyu mutlaka araştırdı. Eğitiminin amaçlarından biri de çocuğa okuma alışkanlığı kazandırmaktır. Okunan her kitabın bizi karanlığa mahkum eden duvardan bir tuğla çekmek olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. “Okuma alışkanlığı kazanmayanın eğitimi yarım kalmış demektir.” Diyen Pelaut’un bu sözü kulağınıza küpe olsun. Daha da daha da önemlisi “OKU” SÖZÜ TANRI SÖZÜDÜR…