Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

KAĞIDA SÜZÜLENLER

Organik bir sanat dalı olan ebru, Osmanlı döneminden bu yana Türkiye’de yapılarak yorumlanıyor ve yaşatılıyor. Ebru’nun nasıl ve neden ilk günkü gibi yerinde, ünlü ve estetik olduğunu birlikte inceleyelim.

Türkiye’nin en ünlü kadim ( çok eskiye uzanan) el sanatlarından biri olan ebru ya da diğer adıyla ebru, XVII. (17.) yüzyıldan bu yana yapılıyor, eşsiz ve zarif görünümü görenlerde hala saygı uyandırıyor. Su üzerine serpiştirilen renkli damlacıklar anlık kararlarla şekillenip eşi benzeri olmayan sanat eserlerine dönüşüyor. Bu tür eserde teknik bilgi ve maharetin önemi de zorunluluk haline geliyor. Ebruyu böylesine ünlü yapan ve insanları asırlardır bu el işine çeken şeyse rastlantısallığı. Ebru ustaları eserin son halinin nasıl görüneceğini asla bilemiyor; her eser kendi koşulları içerisinde şekilleniyor. Boya ve kağıt arasında farkında olmadan oluşan uyumsa tüm zorluklara değiyor.

Birbirinden farlı bir çok doğal malzemenin bir arada kullanıldığı bu asırlık sanatın ana yurdu ise kitaplar. İlk örneklerini XVI. Yüzyıla ait el yazması kitaplarda gördüğümüz bu sanat kitap ciltlerinin boş kalan iç kısımlarını süslemek amacıyla kullanılsa da, zaman içinde alımlı duruşuyla dikkat çektiği için çerçelevenip tablo haline getirilerek mekanları süsler. Osmanlı’nın ilme ve onun en önemli eşlikçisi olan kitaba verdiği değer, ebrunun gün geçtikçe daha da güzelleşmesini sağlar. XVII – XVIII.(17. Ve 18.) yüzyıllar arasında yetişen önemli ebru ustalarının nadide çalışmaları, kendilerinden sonra gelen sanatçılara örnek teşkil eder.

Bu sanatın bugün dahi takip edilen kaidelerini belirleyen isimse bin sanat sahibi manasına gelen Hezarfen lakaplı Necmeddin Okyay’dır. Ebru sanatçılığının yanında dönemin en usta geleneksel yay üreticisi olan Okyay, ebruya yenilikler kazandıracak denemeler yapar. Yetiştirdiği öğrenciler XX. Yüzyılda (20.) milli sanat kültürünü koruyan sanatçılar olur. Bunların başında Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, Prof. Dr. Ali Alpaslan, Prof. Dr. Emin Barın, Mustafa Düzgünman gibi ebediyete intikal etmiş üstatlar olduğu gibi bugün hala otorite olarak kabul edilen Prof. Dr. Uğur Derman gibi isimler var.

Ebru için organik sanat tabirini kullanmak yanlış olmaz demiştik. Bir başka kıymetli özelliği de asırlar önce kullanılan her malzeme ve tarifin bugün hala geçerliliğini korumasıdır. Kullanılan boyalar ise ya topraktan ya da bitki köklerinden yapılır. Ebru sanatı yalnızca boya ve kitreden ibaret olmayıp sonucunda birbirine benzemeyen eserlerin ortaya çıktığı bir renk simyası sunar. Suyu hazırlama ise başlı başına maharet; denizin derinliklerinde bulunan süngerler karıştırılarak suyun yoğunluğu elde edilir. Boyalar büyükbaş hayvanların öd keselerindeki sıvılarla karıştırılarak suyun içinde dağılması engellenir. Zaman geçtikçe bakteri toplayan bu malzemeleri vaktinde kullanmak çok önemlidir. Hasılı, bu işin en zahmetli ve deneyim gerektiren kısmı, organik malzemelerin dengeyle ve hallerinden anlayan bir bilgiyle bir araya getirilmesidir. Bir laboratuvarı andıran ebru atölyelerinde uygulamadan çok hazırlanış aşamaları sabır ve zaman gerektirir. Ama yapmaya da, bakmaya da doyum olmaz.

Akkose adıyla anılan ebru tekniğiyle birçok tasarım ve hüsn-i hat çalışması ebrulara uygulanabiliyor.

ADIM ADIM ÜRETİM

Ebru sanatında, renk veren toprak cinsleri ve bitki kökleri uzun süre mermerle ezilerek seyreltiliyor.

Fırça yapımında, gül dalına at kuyruklarının bağlanmasının önemi, bu malzemelerin suya karşı mukavemeti (dayanıklık)

Zemine atılan boyaların dengeli bir biçimde dağılması ve tamamen kaplayacak düzende yerleşmesi önemlidir.