Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

GEÇMİŞTEN HATALARIMIZ

Kadın erkek eşitliği ile ilgili çalışmada, 1950’li yıllardan itibaren hemen tüm ders kitaplarında – bence kasıtlı olmayan, ancak bilinçaltlarımızdaki yanlılığı yansıtan – belirgin bir cinsiyet ayrımcılığı vardır. Birkaç örnek:

-60’lı yıllarda bir ilkokul kitabında yüzen ördekler çizilmiş. Önce baba ördek arasında yavrular en arkada da anne ördek. Bu düzen, doğaya aykırıdır. Böyle resmedildiğinde, öğrenciye doğru olmayan bir bilgi verilmektedir. Gözlenen gerçek, anne ördeklerin önde yüzdüğü, yavru ördeklerin ise onları izlediği şeklindedir. Babanın aile reisi olduğu yolundaki sosyal gerçek, doğada gözlenen gerçekten üstün tutulmuştur. (Bu resmin çizildiği yıllarda nikah memurları, erkeğin ailenin reisi olduğunu söylerlerdi.) Dolayısıyla bu resimle, çocukların gelecekte, sağlıklı gözlemler yapan biliminsanı olmaları değil, babalarına, müdürlerine saygılı, uslu insanlar olmaları hedeflenmektedir.

-50’li yıllardan itibaren lise fizik veya kimya kitabına deneylerle ilgili bir resim konulmak istendiğinde, erkekler deneyi yapar, kızlar ise yardım eder şeklinde resmedilmiştir. İlkokul kitaplarında bir bakkal dükkanı çizilecek olsa, erkek çocuk kasadadır, kız çocuk ise dükkanın önünü süpürmektedir.

-İlkokul ders kitaplarında veya yardımcı kitaplarda, belirgin bir şekilde, akşam babalar işten gelir, annelerin hemen hepsi ev kadınıdır. Akşam yemekten sonra babalar gazete okur, anneler ise yün örer. Kadınlar niçin ev dışında da çalışmazlar ve kitap okumazlar? Burada da belirgin bir şekilde kadının aleyhine yanlılık vardır. Oysa gerek geçmişte, gerekse günümüzde, anaokulu öğretmenlerinin tümü, ilköğretim birinci kademe öğretmenlerinin ise çoğu kadındır. Bu tür resimlerde de yine çocuklara, gözlenen gerçeğe aykırı bir ileti verilmektedir. (Toplumda kadınların da akşam işten döndükleri, kitap okudukları, hatta bazılarının erkeklere oranla daha çok okudukları gerçeklerdir.)

BATI ÜLKELERİNDE, toplum içinde erkek ve kadın birbirine eşittir. Ancak iş dünyasında, yer yer de olsa, erkeğin lehine cinsiyet ayrımcılığı yapıldığı, kadının ikinci sınıf çalışan rolüne itildiği görülür.

Yine BATIDA, kadına ve erkeğe eşit işe eşit ücret politikası yoktur. Aynı eğitimi almış, eşit iş deneyimine sahip bir kadın ve erkek aynı işi yaptıklarında, erkeğe daha yüksek ücret ödenir. Bu tuhaf ayrımcılık, erkeğin kadından daha yüksek başarı göstereceği varsayımında kaynaklanmaktadır. ÜLKEMİZDE ise bu tür bir ayrımcılık çok yaygın değildir, en azından devlet kurumlarında yoktur.

ÇOĞUMUZUN DİNLEDİĞİ YAŞAM ÖYKÜSÜ

Öykü şöyle:

Bir hanım, çocukken, kendisinden birkaç yaş küçük erkek kardeşiyle birlikte bayramda dedesinin elini öpmeye gidermiş. Dedesi de her seferinde erkek kardeşine iki tane, ona ise bir tane şeker verirmiş. (Benim de anneannem erkek kuzenime daha fazla bayram harçlığı verirdi) Bir gün annesine, “Anne dedem niçinb bana bir şeker veriyor da kardeşime iki tane veriyor?” diye sormuş. Annesi ise gayet doğal bir anlatımda, “Evladım, o erkek” demiş. Bu hanım genç kız olduktan sonra da, bir gün babası ile amcasının konuşmalarına şahit olmuş. (Amcasının üç oğlu, babasının ise üç kızı varmış). Babası amcasına , “Birikimin var mı, yaşlanınca ne yapacaksın?” diye sormuş. Amcası da, “pek yok ama önemli değil, aslanlarım bana bakar; asıl sen söyle senin oğlun yok, sen ne yapacaksın?” demiş. Bunun üzerine babası “valla ne yapayım ben de gücüm yettiğince çalışıp kedilerime bakacağım” diye karşılık vermiş. Bu konuşmalar bu hanımın içine dert olmuş. Babasının amcasına “benim de üç tane dişi aslanım var onlar da bana bakar” demiş olmasını çok istediğini söyler, onu dinleyen arkadaşına… Sözün özü: Bizim bir erkek ve bir dişi aslanımız var. Sonsuz sevgileri bizi bizi mutlu ediyor.