Kerim Yalçınkaya

Kerim Yalçınkaya

LAİKLİK NEDİR?

Çağdaş dünyada Türkiye’nin hala laikliği konuşup tartışması doğru bir düşünce ve davranış biçimi değildir. Cumhuriyet kurulalı 95 yıl oldu ve bazı dindar kesimler laiklik prensibinin Anayasa’dan çıkarılmasını savunuyor. Oysa Türkiye de ‘’Dine bağlı devlet’’ imparatorluktan kalma bir sistemdir. Osmanlı devleti kuruluşunda İslami bir devlet olmuş ve son günlerine kadar asırları kaplayan ömrü boyunca dine bağlı kalmıştır.

Ancak Türkiye de yarı dini devlet ve laikliğe doğru gidiş yenilik hareketlerinin başlangıcı sayılan Tanzimat ile başlar. 1839 da Sultan Abdülmecid’in baş veziri Büyük Reşit Paşa tarafından okunan ve meydana izafeten ‘’Gülhane hattı Hümayun’’ diye anılan meşhur ferman ile yürürlüğe girer. Bunun tatbik suretini islahat fermanı açar. Bu ferman ile Türk halkına önce can ve mülk , ırz ve namus emniyeti verilmiş. Bütün tebaya musavet dairesinde tatbiki kararlaştırılmıştır. Bu karar gereğince bir çok kanunlar yapılmış ve devlet hayatı yeni bir nizama geçilmiştir. Ancak Tanzimat devrinde devlet içinde din teşkilatı kalkmış değildir. Ancak fiiliyatta hükümlerine devletçe mecbur edilir olmaktan yavaş yavaş çıkmış ve iktidar sivil ellere geçmiştir. Muhtelif tarihlerde çıkan fermanlarla Hristiyan halka tanınmış olan din ve mezhep imtiyazları yeniden gözden geçirilerek bunların resmiyeti kabul ve teyit edilmiştir. Kısacası Tanzimat Fermanı ile başlayan süreçte din sisteminden sıyrılma teşebbüsleri ve devlet idaresini laikleştirme hareketleri bütün açıklığıyla göze çarpmaktadır. Memlekette artık şeri hukukun yanı başında ve gittikçe onu gölgede bırakmak üzere laik zihniyetle bir hukuk düzenlemesi yürürlüğe girer. Modern anlayışı ülkede yaygınlaştıracak mektepler açılır.

1876 da yürürlüğe giren Kanuni Esasi ( Anayasa) Türkiye de din hürriyetini tesis etmiş ve ülkede bütün dinlerin serbestçe icrasını devletin himayesine vermiştir. Yani Kanuni Esasi ile başlayan yenilik tam bir laik sistem değildir. Çünkü Kanuni Esasi sisteminde ‘’ Devleti Osmaniye’nin dini İslamdır. (Madde 21) Devlet başkanı aynı zamanda Halife sıfatıyla İslam dininin hamisi ve en yüksek ruhani reisidir(Madde 4) Bu tarihlerden sonra ihtiyatlı şekilde olsa bile Türkiye laik sisteme her gün biraz daha yaklaşmaktadır.

Büyük Millet Meclisi Hükümeti dönemine geçilince Ankara da kurulan ilk millet meclisi tarafından 1921’de yapılan’’Tekilat – ı Esasiye Kanununda din ve şeriat, kanun üstü bir kıymet olarak kabul edilmiştir. Büyük Millet Meclisinin vazifeleri arasında ‘’ Akam_ı Şeriyenin önemi yer almış ve meclisin yapacağı kanunların esas tutulması kabul edilmiştir. Yine büyük millet meclisi hükümeti dönmende 1923 te yapılan ve Cumhuriyeti resmileştiren Anayasa da ‘’Türkiye’nin dini İslamdır’’ denilmiştir. Ancak Türkiye bütün düzenlemelere rağmen tam bir laik sisteme geçememiştir. Yani Türkiye de aliklik batı devletlerindeki gibi olmamış, tam ve saf laikliğe girilecek yerde 1924’ten itibaren ‘’ Dine bağlı devlet sistemine bağlı olan’’ ‘’Devlete bağlı din’’ sistemine girilmiştir. Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil bu konuda şöyle bir görüş belirtiyor; ‘’ Belirtmek isterimki bu sistem ‘’Dine bağlı devlet sisteminin tam zıttıdır. Berikinde devlet işlerinde ve faaliyetlerinde dini vesayet icra ederek devlete baş müşavirlik eder. ‘’ Devlete bağlı din siteminde ise deminkinin aksine olarak din kendi sahasındaki politikadan direktif almak mecburiyetindedir.Devlet adamları din üzerinde en üstün söz ve selahiyet sahibidir. Dine bağlı devletin Türkiye de nasıl yavş yavaş kurulup yerleştiğini yukarıda satır başlarıyla vermeye çalıştım.

BATI ÜLKELERİNDE LAİKLİK

Batı ülkeleri hukukunda laiklik din ile devletin ayrılması ve devletin din, dinin de devlet işlerine karışmaması ülkede mevcut din v mesheplere karşı devletin tarafsız bir tavır takınması ve bunlardan hiç biri diğeri aleyhine olarak hususi suretle imtiyazlandırmaması, buna mukabil, dinin de devlete karşı nispi olsa muhtariyet içinde ahlaki ve manevi hayatın nizami olarak hüküm sürmesidir. Laik bir devlette hükümet ve idare işleri ve bunları tanzim eden kanun ve kaideler, prensiplerini dini mülahazalaradan değil sırf ihtiyaçlardan ve hayat realitelerinden alır. Halbuki laik olmayan devlette kanun ve kaidelerdini esaslara dayanır. Şu halde laiklik ne inkarcılıktır nede din düşmanlığı demektir. Sadece devlet hayatında ve amme münasebetlerinde didin kaide ve esasları dindarlar muhitine ve vicdanlarına bırakarak sırf hayatın akışına ve münesabetlerin mantığına uymaktır. Yine merhum Ali Fuat Başgil hocamızın bir eserinde değindiği şekilde bir örnek vereyim; ‘’ Laiklik sedece devlet hayatına ait bir hareket ve faaliyet prensibidir. Laikliği dinsizlik sanmak onu yanlış anlamaktır. İnsan iş ve münasebetler hayatında laik olan yani işin ve münasebetlerin devletçe vaaz edilen kanunlara göre hareket ederde diyer taraftan ferdi ve hususi hayatında dindar olarak yaşar. Çünkü laiklik sadece devlet faaliyetlerine ve amme faaliyetleri sahasına ait bir prensiptir. Ferdin manevi hayatı ailesi ve sevdiklerini muhidi bu prensibin dışında kalır.