Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ: 18 MART 1915

ANILAR: ANAFARTALAR KUMANDANI M. KEMAL OLMASAYDI…

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ: 18 MART 1915

Mustafa Kemal’in 22 Aralık 1911 tarihinde henüz 30 yaşındayken binbaşılığa yükseltildiğini ve bu rütbeyle önce Çanakkale’de Harekât Şubesi Müdürlüğüne sonra da zamanla Belgrad’ı kapsayacak şekilde Sofya Elçiliği askeri ataşeliğine getirildiğini biliyoruz. 2 Şubat 1915’te Tekirdağ’da 19. Tümeni kurmakla görevlendirildiğinde ise bir yıldan beri kaymakam yani yarbaydı.

Müttefik kuvvetlerin güçlü donanmalarıyla Çanakkale’yi denizden geçme girişimleri, Türk topçusunun olağanüstü başarısı ve döşenen eldeki son mayınlar sayesinde18 Mart 1915 günü benzersiz yenilgileriyle sonuçlanınca bir ay bir hafta sonra 25 Nisan’da kapsamlı bir çıkarma harekâtıyla kara savaşlarını başlattılar.

Ne var ki, kör talihleri karşılarına çıkarmanın daha ilk günü Mustafa Kemal’i ve O’nun kumandasındaki birlikleri çıkarmıştı. Onlar için bu belki de ilahi bir “kırılma noktası” ve bir kez daha hezimete uğrayacaklarının habercisiydi. 25 Nisan’dan 35 gün sonra miralaylığı, yani albaylığı geliyordu genç kumandanın. Artık “Miralay Mustafa Kemal” olmuştu ve güzel adı yurt sathına dalga dalga yayılmaya başlamıştı. Tümen kumandanlığından da emrine verilen yeni ve ek kuvvetlerle Anafartalar Grubu kumandanlığına getirilen 34’ündeki Mustafa Kemal, 8 – 9 Ağustos günü yönettiği bir taarruzla düşmanı Anafartalar Cephesi’nde geri püskürttü.

Düşmanın, ağır insan ve malzeme kayıplarının yanı sıra maneviyatına da yıpratıcı bir darbe vuran bu kanlı taarruzu 17 Ağustos günü Kireçtepe, 21 Ağustos’ta da İkinci Anafartalar Zaferi izledi. Düşman, ne kadar güçlü, hazırlıklı ve inatçı olursa olsun payitahta giden yolu karadan da açamayacağını artık anlamış olmalıydı ama yüzyılların birikimi üstünlük gururu gerçeğin kabullenmesini engelliyordu. Nitekim Kasım 1915’e gelindiğinde birden bastıran ve göz açtırmayan ağır kış koşullarında askerini sindirdikleri siperlerde tutmakla yetinmeyip üsleri Mısır’dan gemilerle taşıdığı taze çıkarma birlikleriyle takviye etti. Bir yandan da savaş gemileri ağır toplarıyla denizden, bir savaşta ilk kez kullanılan bombardıman uçaklarıyla da havadan Türk hatlarına bomba yağdırmaya ara vermediler. Vermediler ama Majestic ve Triumph adlı kruvazörleri ile destek gemileri ve Fransız kuvvetlerine savaş malzemesi ve asker taşıyan dev yolcu gemisi Carthage hep bu kara savaşları sırasında batırıldı. Askerinin binlercesi siperlerinde donarak öldü, binlercesi de çeşitli hastalıklardan göz göre göre kırıldı ama düşmanın emperyalist kibri bir türlü kırılmadı! Tabii atalarından miras kalan toprağı savunmaktan başka bir suçu olmayan Türk askeri de etkilendi bu kış koşullarından. Onların da binlercesi düşmanın inadını canlarıyla ödedi. Onlar da ağır kayıplar verdi.

Sonuçta bir bayram havası yaşandı Türk siperlerinde. Düşman, 19 – 20 Aralık günleri sessizce çekilmeye başlamıştı. 8 – 10 Ocak 1916 günleri ise Anafartalar, Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerini boşalttılar ve defolup gittiler geldikleri gibi. Takvimler, 16 Ocak 1916 gününü gösterdiğinde 8 buçuk aydır sürüp giden savaş unutulmaz acı izler ve geride kapanmaz yaralar bırakarak sona ermiş ve esir düşenler sayılmazsa bir tek canlı düşman askeri bile kalmamıştı Türk topraklarında.

Türklerin işine yaramasın diye kadana cinsi o heybetli atların binlercesini süngüleyip telef ederken ölen askerlerinin birçoğunu gömmeye bile vakit bulamadan düştükleri yerde bırakıp gitmişlerdi.