Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

GAZİLERİMİZİN SORUNLARI

Gazilerimiz, başımızın tacı.

Şehitlerimizden sonraki onur ve gurur abidelerimiz.

Çözüm bekleyen önemli sorunları var.

Sağlık, ücret, tazminat, istihdam, sosyal yardımlar, ulaşım, medikal, madalya ve ayrımcılık önde gelenleri…

Fakat kanaatimce toplumun duyarsızlığı ve tepkisizliği en can alıcısı…

Niçin?

Gün geçmiyor ki TV ekranlarımızdan gazimize otobüste hakaret, durakta eziyet gibi cehalet faş eden olayları canlı yayın misali izliyoruz.

Kahırlandığımız bu olaylara tepki göstermeyen tanığın duyarsızlığına kahrediyoruz.

Değer mi? sorusu ister istemez aklımıza takılıyor.

Eleştiren bilinç ve sorgulayan eğitim eksikliği yüzünden bu soruyu kendi kendimize hep soracağız…

Ve çocuk istismarı, kadın şiddeti gibi gazilerimizin de şiddete maruz kalışı konusundaki görüntüler varlığını sürdürecek.

Yasak ve hapis cezalarıyla bu sorunun önünü alamayız.

Zaman, tarihin acımasız dişlileri arasında öğütülürken gazilerimizin yaşadığı sorunlara çözüm getirilmesi amacıyla bir takım çalışmalara şahit olduk.

Bunlar arasında en fazla önemsediğim; 2014 yılından itibaren gazi işlemlerinin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca tek elden yürütülmesine dair 6518 sayılı kanundur.

Öncesi tam bir kaostu...

Hastaneden alınmış bir raporun varlığı ile sade bir memurun inisiyatifine kalmış gazi haklarının kazanılması sırasında yaşar ne yaşar ne yaşamaz örnekleriyle karşılaşmıştık…

“Uzuv kaybı yok” denilerek işine iade edilen bedeni ve ruhu yaralı memurların…

Patlama sonucu gözünü ya da elini kaybeden kamu işçisinin iş kazası vakalarına kadar…

Hemen her yerden gazinin isyan ve elem sesleri gelirdi.

İtiraf etmeliyim ki! Bu süreçte en unutulmaz çalışmalar Emniyet Genel Müdürlüğünce yapılmıştır.

Emniyetin en üst kurumu, emekli sandığının kararlarına karşı haklı yere büyük bir direnç göstermiştir. Gazi polislerin haklarına sahip çıkmış, olağanüstü şefkat göstererek gazilerini korumuştur. Bu durumun en yakın şahitlerinden biriyim.

Bütün bu yaşanan olumsuzluklara son verip gazilik haklarında yasal bir düzen kurmak isteyen siyasi ve bürokratik kadrolar da çalışmıştır.

Ancak sonuçta; hayatımızı düzenleyen çalışma yasaları gibi gaziler arasında da büyük bir ayrışma yaşanmasına sebebiyet verilmiştir.

Bugün gazilerimiz,

Önce kanun ve kararnamelere göre kurumsal ayrıma tabi kılınmış…

Sonra sakatlıklara bakılıp rapor dereceleriyle gruplandırılmış…

Tasnif tamamlanınca gruplara göre kimlik verilmiştir.

Şimdi, her gazi derneği ve vakfı feryat figan bölünmüşlüğe isyan etmektedir.

Zihin fukara olunca fikir de ukala oluyor.

Artık! Bugünden sonra ne yapalım sorusunun cevabını aramak zorundayız.

Bana göre;

Statü ve kurumsal gazi tasnifine girişilmeden…

Gazinin bedensel bütünlüğünü derecelendirilip onurları kırılmadan…

Gaziliğin hukuki tanımına yeterli açıklık getirilmeli ve ilgili onlarca mevzuat, behemehâl tek kanun altında toplanmalıdır.

Anlamamız gereken, yeise düşmeden gazilerimiz arasında uzuv kaybına göre ayrımcılık yapılamayacağıdır.

Gazi bizim gazimizdir.

Her biri bizim onurumuzdur.

Hepsi eşit haklara sahiptir.

Kiminin bedensel veya ruhsal kaybı, kimisinin bedensel yarası vardır.