Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

ATATÜRK KİMDİR?

Büyük Atatürk, elli yedi yıllık kısacık ömrüne Türk Milletini ve Türkiye Cumhuriyetini sığdırmış ölümsüz önderimizdir.

Kişiliği ve düşüncesi Osmanlı’nın son döneminde kurulan modern eğitim kurumlarında gelişmişti.

Askeri rüştiyesi ve idadisini başarıyla tamamlamış, Mektebi harbiye ve Harp akademisinde öğrenciyken vatan ve millet sorunlarıyla, bilim, kültür ve fikir hareketleriyle ilgilenmişti.

Fransız klasiklerini, Namık Kemal’in yasaklı kitapları yanı sıra tarih, coğrafya, dil, hukuk, ekonomi, sanat ve doğa bilimleri üstüne yazılmış kitapları okuyordu.

Fikirlerini cesaretle ifade etmesi inkılapçı bir subay olarak tanınmasını sağlamıştı.

Bu yüzdendir ki! Harp Akademisinden mezuniyetini izleyen günlerde İstanbul’da kısa bir süre tutuklu kalmış, Şam’a sürgüne gönderilmişti.

Özgürlük ve demokrasi anlayışı; İnsan haklarına saygılı, barışçı, halkçı ve çoğulcuydu.

Osmanlı'nın otokratik yönetimine karşı Selanik, Beyrut, Yafa, Kudüs ve Şam’da “Vatan ve Hürriyet Cemiyetleri” kurmuş yönetimlerini yerel halka bırakmıştı.

Yazdıklarından eşsiz bir ifade kudretine sahip olduğu, okuduğu kitaplarda altını çizdiği satırlardan ve sayfa kenarlarına düştüğü notlardan gerçekçi düşüncesi anlaşıyordu.

Bütün dinlere saygılıydı. Kur'an-ı Kerim’i anlayarak okuyordu. Arapçayı, Fransızca kadar çok iyi biliyordu.

Manevi dünyası; merhamet ve hoşgörüyle örülmüş, “Ben” veya “Biz” yerine “İnsan” odaklı gelişmişti.

Adaletli davranmak, iyilik yapmak ve yardım etmek sönmez meşalesiydi.

1908’de II. Meşrutiyet ilân edildiğinde Selânik’teydi.

Meşrutiyet yönetime karşı Trablusgarp’ta aşiretlerin başlattığı isyan için 20 Eylül’de Libya’ya tayin edilmiş ve huzursuzluğu gidermişti.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun Bosna’da yığınak yapması nedeniyle gizlice Bosna’ya gönderilmişti.

Taksim’de konuşlu avcı taburu askerleri şeriat talebiyle 31 Mart’ta (Miladi 13 Nisan 1909) ayaklanınca Selanik merkezli Hareket Ordusunun başında İstanbul’a gelmişti.

Padişahı tahtından eden ayaklanma, kaçınılmaz bir müdahale ile bastırıldıktan sonra Arnavutluk görevine tayin edilmişti.

Arnavutların meşrutiyet yönetimine karşı Priştine’de başlattığı isyan, ayrılıkçı Katolik Arnavutların devreye girmesiyle daha şiddetli bir hal aldıysa da düzeni sağlamıştı.

1911’de Trablusgarp’ta İtalyanlara, 1912’de Balkan Harbinde Balkan Krallıklarına, 1913’te Edirne’de Bulgarlar’a karşı savaştı.

1913’te Sofya Askeri Ataşeliğine atandı. Avrupa’daki siyasi ve ekonomik ilişkilerin koca bir imparatorluğu hedef aldığını görmüştü.

Salih Bozok’a gönderdiği mektupta; “memleketin kurtarılmasından” bahsetmişti.

1915’de I. Dünya savaşı cephelerinden Çanakkale’de görev aldı. Arıburnu ve Anafartalar’da kahramanca savaşıp, Conkbayırı taarruzunda ölümden döndü.

Çanakkale muharebeleri, kahramanlık ve yüksek komuta yeteneğini bir kez daha ortaya çıkarmıştı.

Askeri ve siyasi dehasının ardında; üstün zekâsı ve akılcı öngörüsü vardı.

Hayatında rastlantılara ve çıkar ilişkisine yer yoktu. Vatan ve millet sevgisi ile bağımsızlık sevdası büyük ülküsüydü.

Çanakkale’de komutanlığını yaptığı 16. Kolordu, Edirne’den Diyarbakır’a kaydırılınca, 1916’da Diyarbakır'a geldi.

Rus birlikleriyle çetin muharebeler yaptı. Ruslar’ı tutunduğu mevzilerden bir yıl içinde geri püskürtüp Muş ve Bitlis’i kazandı.

1917 yılında Hicaz’da Kuvve-i Seferiye, Diyarbakır’da 2. Ordu, Suriye’de 7. Ordu Komutanlıkları yaptı ve İstanbul’a genel karargâha tayin edildi.

1918’in ilk günlerinde veliaht Vahdettin’in 20 gün süren Almanya ziyaretine iştirak etti.

İstanbul’a döndükten sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana’ya tedavi için gitti.

Sultan Reşat'ın öldüğü, tek veliaht Vahdettin’in 4 Temmuz’da tahta çıktığı haberini alınca, tedavisini yarıda bırakıp İstanbul’a geldi.

Enver Paşa, İstanbul’da kalmasını istemediğinden Yıldırım Orduları Komutanı Liman von Sanders'in emrindeki 7. Ordu komutanlığına tekrar atandı.

7Ağustos 1918’de gittiği Filistin ve Suriye cephelerinde İngilizlere karşı savaşıp asker ve silah bakımından kat kat üstün İngiliz ordusunun ilerleyişini durdurdu.

Osmanlı’nın 30 Ekim 1918’de Mondros Teslim Belgesini imzalamasından on üç gün sonra İstanbul’a tayin edildi.

Vatanın ve milletin içinde bulunduğu ağır şartlardan kurtarılması için İstiklal Harbinin ilk beşlisi arkadaşları ile birlikte harekete geçti.

Demokratik ve yasal yollardan işbaşına gelecek bir hükümetle Osmanlı devletinin yazgısını değiştirmeyi hedeflemişti.

Meclisi Mebusanın kapatılması, Damat Ferit’in Sadrazamlık ve Harbiye Nazırlığına atanması üzerine İstanbul’da bir şey yapılamayacağı kararını aldı.

Anadolu’dan yürüteceği Kurtuluş Savaşını başlatmak üzere 16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile Karadeniz'e açıldı.

19 Mayıs 1919 günü sabahın erken saatinde Samsun'daydı.

Bütün engellemelere rağmen Amasya, Erzurum ve Sivas’ta kongreler düzenledi. Sivil toplum örgütleri yanı sıra Temsil heyetini oluşturdu.

Milleti dışlamadan, topyekûn verilecek kurtuluş savaşı ve kurulacak yeni devletin temellerini atıyordu.

Millet Beyannamesini yayınlayıp Türk Milletini, “yaşama ve bağımsızlık hakkına sahip çıkmaya, geleceğini savunmaya” davet etti.

Temsil heyetini Ankara’da topladı. “bütün sivil ve askeri makamların ve bütün ulusun emir alacağı en yüksek katın TBMM olacağını” duyurdu.

Millet iradesini ve egemenliğini temsil eden Meclis’e ve hükümetine başkan seçildi.

Padişahın ve İstanbul Hükümeti’nin tüm engellemelerine rağmen artık, Türk Milletinin önderi, kurtuluş savaşının askerî, siyasî ve sosyal lideriydi.

Mondros Mütarekesinden sonra dağıtılmış ve silahları toplanmış orduyu yeniden kurdu.

1920’de Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz şehirlerinin Ermeni ve Gürcülerden geri alınmasında Karabekir Paşayla destan yazdılar.

Türk bağımsızlık mücadelesinin en ibret verici savaşını; 13 Eylül 1921’e kadar 22 gün 22 gece sürecek Sakarya Meydan Muharebesini kazandı.

Çok büyük bu kanlı savaşta, yanında Fevzi ve İsmet Paşalar vardı.

Varlık ve yokluk mücadelesinin hazırlığına bir yıl kadar daha devam etti.

26 Ağustos 1922’de Büyük taarruzun emrini verdi.

Karşısındaki Yunan ordusunu 30 Ağustos 1922’de büyük ölçüde imha etmişti.

Askerî zaferlerden sonra siyasî faaliyetlere önem verdi.

Trakya ve boğazlar meselesini çözdü.

24 Temmuz 1923’de Lozan Antlaşması’yla yeni Türk Devleti’nin bağımsızlık tapusunu aldı. Yeni devletin millî sınırlarını dünyaya kabul ettirdi.

Türk Milletini ve Türkiye Cumhuriyetini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştıracak Türk İnkılâbını başlattı.

İlk önceliği, milli egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğu “cumhuriyet” esasına dayalı “ulus devlet” modeliydi.

15 Nisan 1923’te seçimler yapıldı. Ankara milletvekili seçildi.

29 Ekim 1923 Pazartesi günü “Cumhuriyet” ilan edildi ve ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşıp zafer elde eden ilk önder; yıkılmış, işgal edilmiş, bütün kurumlarıyla dağıtılmış bir devleti küllerinden yeniden yarattı.

İlke ve İnkılaplarıyla, Türk milletine çağdaş uygarlık düzeyine erişmeyi hedef gösterdi.

Zaman içinde değeri anlaşıldıkça, yaklaşılan bir dağ gibi her gün biraz daha büyüyecektir.

İşte Atatürk budur!