Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

OSMAN GAZİ BEY

Geride kalan hafta içinde Çarşamba gecesi bir TV kanalında sahne sanatları (figüran, dekor, kostüm) açısından zayıf gördüğüm “Kuruluş – Osman” isimli dizinin ilk bölümü yayınlandı.

Bir taraftan tarih, aile ve aksiyon, öte taraftan savaş dizisi diyebilirsiniz. Hatta magazin dizisi olduğunu da ileri sürebilirsiniz. Ancak “Kuruluş – Osman” ismiyle müsemma diziye ait metin, kostüm ve tiplemelerin Türk tarihi ile örtüşmediği konusunda ciddi şüphe ve kuşkular doğdu.

Tarihin tahrif edilerek yabancı bir kültürün aracı haline getirildiği iddiaları merakımızı celp ediyor. İzleyip, göreceğiz…

Şimdiden söyleyelim. Türklerin devlet banisi Osman Gazinin kimliğini dinle soslayıp Cumhuriyete ve Türklüğümüze saldırılmasını kabul etmeyiz.

Sosyal medya veya TV kanalları aracılığı ile yapılan kara propagandaya karşı en etkili savunma, doğru bilginin süratle yayılmasıdır.

Öyleyse, Osman Gazinin hayatı hakkında gerçek bilgiyi edinmeli, endişeleri haklı çıkaracak her hamleyi ters çevirmeliyiz.

Selçuklular, Söğüt ve Domaniç topraklarını Kayı obası beyi Ertuğrul’a, Bizans’a karşı gösterdiği başarılar üzerine yurtluk vermişti.

Osman Gazi’de Ertuğrul ve Halime Hatun (Hayma Ana)’dan 1258 yılında bu topraklarda dünyaya gelmişti. Kardeşleri Gündüz Alp ve Saru Batu (Savcı)’dur.

Soy şeceresini açıklayan kaynaklar dedesinin Oğuzların Bozok boyundan, Günhan bey oymağı Kayı obasına mensup Süleyman Şah ya da Gazi Gündüz Alp olduğu yazar.

Ayrıca vakainamelerde, ilk eşinin Bala Hatun, ikinci eşinin Ahi Şeyhi Edebali kızı Malhun Hatun olduğu kayıtlıdır. Yine ilk eşinden Pazarlı, Fatma, Çoban, Hamid, Orhan, Melik ve Savcı, ikinci eşinden Alaeddin Ali isminde çocukları olduğu neşredilmiştir.

Tarih yazıcıları Osman Gazinin gut hastalığı sebebiyle idareyi oğlu Orhan Gazi’ye bıraktıktan sonra 1324 senesinde altmışaltı yaşındayken Söğüt’te öldüğünü bildirmektedir.

Osman Gazi, Anadolu’yu Moğol / İlhanlı valileri ve ümerasının yönettiği bir dönemde doğmuştur.

Bu dönemin en belirgin özelliklerinden birisi Bizans’ın Türklerden kurtulacağını düşünerek Moğollarla geniş iş birliğine girmesidir.

Diğeri ise Türkiye Selçuklu hanedanlarının Moğol valilerin güdümünde kukla durumuna düşmesidir.

Bir başka özellik ise yeni siyasi ortama alışamayan Türklerin tepki olarak Selçuklu devletinin sorumluluklarını üstlenecek beylikler kurmasıdır.

Osman Gazi, çocukluk yıllarından itibaren Germiyanoğullarına bağlı olarak Kayı Obasına başkanlık eden babası Ertuğrul’un yanında çok iyi eğitim almıştı.

Salih, dindar, cesur ve merhametli bir kimse olarak tanınmış, “Kara(1) Osman” lakabıyla anılmıştır.

Gençlik yıllarında hak ve adalete saygılı, üstün yeteneklere sahip, hoşgörülü, güçlü bir kumandan, sabırlı ve olgun bir idareci vasıflarıyla temayüz etmişti.

Her Türk çocuğu gibi Türkçe konuşuyordu. Selçuklular döneminde devlet yazışmaları Farsça yapıldığından Farsça öğrenmişti. Arapça ve Rumca bildiğini de söyleyebiliriz.

Ertuğrul beyin ölümü üzerine 1281 yılında yirmi üç yaşındayken Kayı Hanlılara “Bey” olmuş, babasının Rum tekfurları ile iyi geçinme siyasetini devam ettirmiştir.

Bu dünyadan göç ettiği tarihe kadar yanından hiç ayrılmayan Dodurga beyleri başta olmak üzere uç beyliklerde yaşayan Türkmenler arasında güven ve itibar kazanıp, hep son sözün sahibi olmuştur.

Şeyh Edebali ile yakınlık ve akrabalık tesis etmiştir. Anadolu Erenleri, Derviş Gaziler, Bacılar ve Abdalların yanı sıra Ahi ocaklarına bağlı esnaf ve zanaatkâr kesime nüfuz etmiş, yardım ve desteklerini almıştır.

İlk askeri başarısı, 1285’te İnegöl yakınlarındaki Emirdağ eteklerinde bulunan Kulaca Hisar Kalesini ele geçirmek olmuştur. Bu muharebe esnasında dirayeti ve cesaretiyle göz doldurmuştur.

Bu ve bundan sonraki seferlerinde yanında bulunan Konur Alp, Turgut Alp, Hasan Alp, Abdurrahman Gazi, Aykut Alp, Akça Koca, Gündüz Alp, Karamürsel, Saltuk Alp, Samsa Çavuş ve Köse Mihal gibi akraba ve arkadaşlarının desteğinden büyük güç almıştır.

Bu isimlerle her sefer ve her işten önce mutlaka bir araya gelmiş, kararları müştereken almıştır.

Nitekim 1286´da Domaniç, 1287’de Ermenibeli muharebeleri kazanılmış, 1288’de Karaca Hisar fethedilmiştir.

Osman Gazi, bu galibiyetler sonrasında müttefikleri ile birlikte akınlar yapma stratejisi uygulamıştır.

Eskişehir seferinde esir edilen Harmankaya (Priminos) Tekfuru Köse Mihal ile dostluk kurup Sakarya Nehri vadisinde, Sorkun ve Göynük taraflarında fetihler yapmıştır.

İslamiyet’e geçen ve Osman Gazinin sadrazamlığını yapan Köse Mihal, bugün Eskişehir coğrafyasında adını taşıyan yerlerde yaşatılmaktadır.

Osman Gazinin genç yaşta omuzladığı yük, düşman değil, dost kazanmanın ağırlığını taşır. Yarhisar, Bilecik ve Bursa tekfurlarıyla da bu inançla irtibat kurmuş ise de savaşmaktan başka çaresi kalmamıştır.

Osman Gazinin 1288-1290 arasında Sakarya taraflarına yaptığı akınlardan sonraki faaliyetleri hakkında tarihi kaynaklarda bir boşluk göze çarpmaktadır.

Yaklaşık altı-yedi yıl kadar herhangi bir tarihi hadiseye rastlanmayan ve siyasi bir faaliyet göstermeyen Osman Gazi, 1298’de askeri faaliyetlerle tekrar tarih sahnesine çıkmıştır.

1299 yılında Yarhisar ve Bilecik’i fethettikten sonra beylik merkezini Bilecik’e nakletmiştir. Bu tarih, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı kabul edilir(2).

Yarhisar Tekfurunun kızı Holofura (Nilüfer)’yı oğlu Orhan’la evlendirip yeni ittifaklar kurmuş, hâkimiyetini güçlendirmek istemiştir.

Kendisine suikast tertip edilmesi için Bilecik tekfuru ile anlaşan amcası Dündar Bey’i, af dilemesine rağmen öldürterek ortadan kaldırması tarihimizin tartışılan konuları arasındaki yerini almıştır.

27 Ocak 1300 tarihinde Türkiye Selçuklu Sultanı III. Alaaddin Keykubad tarafından uç beyliğine atanmıştır. İlk iş, Ahi Şeyhi Edebali’nin öğrencisi Dursun Fakih’e kendi adına hutbe okutmuştur.

Bundan sonra Kayı obasının “Başbuğu” ve müstakil “Selçuklu Beyi” olmuş, kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzı “Horasan tacı” giymeye başlamıştır.

Selçuklu beyi unvanıyla ilk olarak 1302’de Koyunhisar (Bapheus) savaşını kazanmıştır.

Müteakiben 1303’te İznik ve Marmaracık Kalelerini, 1306’da Dinboz Savaşı sonunda Kestel, Kete ve Ulubad kalelerini zapt etmiştir.

Bu gazalardan sonra Osmanlı devletinin ilk zafer antlaşması kabul edilen Bizans ile askeri antlaşmalar imzalamıştır. 1308’de Karahisar’ın fethiyle bölgenin en önemli ticari ve sosyal merkezlerinden birisi olan İznik’i abluka altına almış, Bizans'ın ticaret yollarına hâkim olmuştur.

Bizans ve Moğol baskılarına rağmen elde ettiği kazanımlar, Türkiye Selçuklularını bağımsızlık arayışına itmiştir. Selçuklular, Memluk Sultanı Baybars’ın yardımlarına rağmen 1308’te son sultan II. Mesud’un ölümüyle tarih sahnesinden silinmiştir.

Selçuklu sultanı hayatta bulunduğu müddetçe bağımsızlığını ilan etmeyen Osman Gazi, bu tarihten sonra bağımsız hareket etmiştir.

Köse Mihal ile birlikte Lefke, Mekece ve Akhisar’ı fethetmiş, 1314’te Bursa’yı kuşatmıştır. Bu gaza hareketi on seneden fazla sürmüşse de elde edilememiştir.

1317’de Karatekin, Ebesuyu, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci kalelerini fethetmiş, Akçakoca ve Kocaeli bölgelerini beyliğin topraklarına dâhil etmiştir.

Osman Gazi, babasından emanet aldığı 4800 km2’lik toprakları otuz altı yılda 16 bin km2’ye çıkarıp yönetimlerini hanedan üyelerine ve silah arkadaşlarına dirlik olarak vermiştir.

Devlet işlerini yoluna koyup 1324 yılında devletleşen beyliği oğlu Orhan Gazi’ye devrettikten sonra vefat etmiştir. Naaşı, babası Ertuğrul´un Söğüt’teki türbesine defnedilmiştir.

Vefatından iki yıl sonra oğlu Orhan Gazinin Bursa’yı fethederek başkent yapması üzerine cenazesi, Bursa kalesi Gümüşlü Kümbetine nakledilmiştir.

Osman Gazi, vefat ettiğinde geride; silahları, eşyaları ve sancağı kaldı.

Ancak O’nun en büyük mirası, Anadolu'da kurulup, 600 yıllık bir tarih diliminde ve üç kıtada hüküm sürmüş Osmanlı Devletidir.

***

Kaynaklar:

(1) Halil İnalcık, Osman I, TDV İslam Ansiklopedisi cilt: 33; sayfa: 446, 2006, (2) Mehmet Kemal Erdoğan, Osman Gazi Devlet-i Aliyye'nin Kurucusu, Kariyer Yayınları, 2018.

Dipnotlar:

(1) Kara kelimesi Türklerde, “büyük, güçlü, eski ve köklü anlamında lakaptır. Osman (Orhun) Gazi’den başka insanlar için de kullanılmıştır. Nitekim Karasi Bey, Kara İskender, Kara Yülük, Kara Yusuf, Kara Han vb.

(2) Bazı tarihi kaynaklarda, Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesut’un 1284’de ferman gönderdiği belirtilir.