Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

TÜRKİYE’DE MÜTEŞEBBİS RUHUN KATLEDİLMESİ

Cumhuriyet mütevazı koşullarda kurulur. O yıllarda aynı binada bakanlıklar küçük küçük odalarda ilk örgütlerini kurar ama çalışacak memur yoktur. 20. yüzyılda sahte doktorlar bu ülkenin en büyük derdi olur. Yatılı okullarda doktor yetiştirmek için çalışmalar yapılır. Aynı yüzyılın başında Türk eczacı yoktur. Cumhuriyet, yeniden yapılanma sürecidir. Ancak Cumhuriyete Osmanlı’dan askeri, siyasi, iktisadi alanda müthiş bir miras kalır. Dolayısıyla yazgıyla mücadele etmek zordur. Osmanlı devleti, merkeziyetçi yapısını korumak, Osmanlı hanedanını sürdürmek için direnci olmayan devşirme bürokrasiye, onun vurucu gücü yeniçeriye dayanır. Sermaye birikimine Osmanlı izin vermez, çünkü varlıklı aileler hanedanın mutlak otoritesini gölgeleyebilir. Din farklılığından dolayı zaten azınlıklar hanedana rakip olamaz. Bundan dolayı ticaret ve sanat azınlıklara bırakılır. Yayılmacı batı güçleriyle birleşen bu gurup tarafından Osmanlı hiç ummadığı biçimde yıkılır. Osmanlı devletinde kayıtsız şartsız malın devlet tarafından el konulması(müsadere) ilkesi Müslüman reayayı ticaretten uzak tutar. Zamanla bu, toplumun bir tercihi haline gelir. Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde bir kale vardır. Burada askeri ve idari yapı bulunmaktadır. Dış kale dediğimiz yerde ticaret erbabı ve esnaf görülür. Bunun da dışında ise daha gevşek bir yapı, tarım hayvancılık alanı yer alır. Türkler, bu gevşek yapıda, varoşlarda yaşamayı tercih eder. Türklerde, ilerleyen süreçte iki gözde meslek oluşur: Zabitlik ve kâtiplik… Onlarda sırtını devlete dayayacaksın anlayışı kemikleşir. Sanayi devriminden sonra, Türkler sanayi yatırımlarına uzaktır, gayr-i Müslimler sanayide ağırlıktadır. Osmanlının uyguladığı ticaret politikalarının da bunda etkisi vardır. Merkantilist anlayışla Avrupalılar dış ticareti desteklemektedir. Osmanlı’nın ekonomiden anladığı vergi almaktır. İthalatta vergi aldığı sürece onun için sorun yoktur. Yurt içinde üretimi artırma çabası göstermez. İşin garibi Osmanlı’da iç gümrük diye bir vergilendirme sistemi mevcuttur. Bir kazadan diğer kazaya(Aydın’dan İzmir’e gibi) götürülen mal vergiye tabi tutulur. Bu nedenle Osmanlıda üretim lokal kalır. Ekonomik birimler(aile) kendi ihtiyacını karşılayacak kadar üretim yapar. Normalde yabancıların iç piyasada ticaret yapması yasaktır. Ancak 1838 Balta Limanı antlaşmasıyla bu yasak kaldırılır. Vergiler de yabancıların lehinde indirilir. Yabancılar, iç ticaret hakkı kazandığında bu toprakların derinliklerini bilmedikleri için kendilerine bu topraklardan bir ortak bakar. O da Osmanlı azınlıkları olur. Yabancı güçler, bu toprakları tanıdıkça aracıları aradan çıkarmak ister. Bunda tam başarılı olunmaz. Gelen yabancı sermayede sigortacılık, sular idaresi, bankacılık, elektrik idaresi, vapur işletmeleri gibi hizmet sektörüne gelir. Reel üretimde bulunmaz. Geri kalmışlık, olumsuzluklar özlemi beraberinde getirir. İttihat ve Terakki milli bir burjuvazi oluşturmak için kolları sıvar. Çabalar, I. Dünya Savaşı’yla kesintiye uğrar. Lozan barışında Osmanlı’nın başını yiyen kapitülasyonlar kaldırılır. Bağımsız bir iktisat anlayışına dönülür. Ancak tarihten gelen ticaret ve sanayiden uzak durma anlayışının yıkılması zaman alır. Teşebbüs veya müteşebbis ruh anlayışının halen günümüzde eksikliğinin çekilmesinin ardında tarihi bir süreç vardır.