Mehmet Özçakır

Mehmet Özçakır

TARİHTE İLK KEZ OLAN BİR OLAY, DRAMDIR BİR DAHA TEKRARLANIRSA ADI KOMEDİDİR

Eğitim Çin’lilerin sözündeki gibi, eğer yüz yıl sonrasını düşünenlerin aracıdır.

Ama yarının sorunlarını çözecek gençler ve öğrenciler için bugünün değil , yüzyılın sonrasındaki şartlara göre olmalıdır eğitim.

Ülkemizde robotik eğitim, yazılımlar ve akıllı tabletler , akıllı tahtalar gibi teknoloji sınıfları oluşturuldu ise de, öğretmenler ve eğitimciler on yıl sonrasına göre öğrenci yetiştiremedikten sonra yapılanlar nafile..!

bakın okullarımızda bizim zamanımızda bir yabancı dil öğretilirken şimdilerde iki dile çıkarılmış.

Ama yurdum insanı ,lise mezunu bir genç mezun olduğunda hala bir Turistle ne konuşabilir ne de iletişim kurabilir.

Altı yılda bilmem kaç saat yabancı dili öğrenmeye çalışanlar , lise bitince ne dilde ne de sözde kalır kelimeler.

Sudan çıkmış balığa dönerler.

Tarih henüz yazılmamış bir çok gerçeklerle dolu.

Araştırma yapanlar işte bunları geleceğe bir tespit olarak bırakıyor.

Ama henüz dinlemediğimiz ne anılar var ..!

Efeler ilçesinde tanıdığım Bir Yalçın Germen, Ahmet Altınel,Eczacı kalfası İlhan abimiz, Aydın yakın siyasi tarihini ezbere bilen duayen Avukat Ergüven Yakan, Sadrettin Kargan , Nejat Doyuran ve daha niceleri..!

Tüm bu isimler Aydın’ın sözel tarihidir.

Tarih işte böyle bir anılar ve yaşanmışlıklar silsilesidir.

Ama yaşayıp bittikten sonra kayıt altına alınmalıdır.

Aksi takdirde yaşayan çınarlar , anılarıyla yitip gitmektedir.

Bırakın 100 yılı Aydın’ın son 50 yılını bilenler o kadar az ki..!

Ama kayıt altına alınan yerel tarih , tarihe not düşülmüş bir gerçektir.

Osmanlı tarihi çok değil 100 yıl öncesine kadar bu ülkenin bir gerçeği idi.

İşte o tarihten kayıt altına alınmış anekdotlar ve anılar..!

***

Osmanlı vezirlerinden biri, fakir ve muhtaçlara devlet hazinesinden borç para veriyor, borç alanlar, "Bunu ne zaman geriye ödeyeceğiz?" diye sorduklarında, "Padişahımız ölünce ödersiniz" diye cevap veriyordu. Bu duruma şahid olan bir adam, bir gün Padişaha:

-Efendimiz sizin veziriniz devletinizin hazinesinden muhtaçlara borç para veriyor, vadesini de sizin ölümünüze bağlıyor. Demek ki niyeti kötü, sizin bir an önce ölmenizi istiyor, siz ölünce de paraları zimmetine geçirecek,diye gammazladı.

Bunun üzerine padişah, vezirini Kendisini huzuruna çağırıp söylenenlerin doğruluk derecesini ve maksadının ne olduğunu sordu. Vezir, sıradan bir vezir değildi. Padişahı yatıştıran ve yüreğini ferahlatan şu açıklamada bulundu:

-Padişahım, söylenen doğrudur. Ben hazineden muhtaçlara borç para veriyor, vadesini de sizin ölümünüze bağlıyorum. Ama bunu sizin ölmenizi değil, tersine daha çok yaşamanızı istediğim için yapıyorum. Bilirsiniz ki her borçluya borcunun vadesi kısa gelir, vade dolmasın diye bakar, bunun için dua eder. Bu demektir ki borçlarını siz ölünce verecek olanlar, borçlarının vadesi dolmasın diye sizin ölmemeniz için dua edeceklerdir. Allahın katında en makbul dualardan biri de borç altındaki kullarının duasıdır. Benim de maksadım ömrünüzün uzunluğu, sağlık ve afiyetinizdir.

****

Sultan Üçüncü Murad Han'ın müsahiplerinden biri huzurdan ayrılırken bahşiş verileceği sırada padişaha şöyle der:

-Padişahım, bu gün altın istemem. Onun yerine ba­na yüz değnek vurulsun.

Padişah yüz değnek vurulmasını emretmiş. Dayağın elli sopası vurulunca müsahip şöyle demiş: .

-Durun, bir ortağım var, ellisini de ona vurun.

Padişah ortağın kim olduğunu sorar:

-Her gün beni davet eden Bostancı, seni ben çağır­dım diyerek verilen bahşişin yarısını elimden alıyor. Bu­gün bana vurulan sopaların yarısı onun olsun.

Padişah bu sözden çok hoşlanmış ve geri kalan elli sopayı da Bostancı'ya vurdurmuş.

***

İstanbul’da kenar semtlerden birinde oturan yaşlı bir kadın, padişahın huzuruna çıkmak istediğini saraydaki görevlilere bildirmiş. Bunun üzerine sultanın karşısına çıkarılmıştı. Yaşlı kadın, Evinin soyulduğunu ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikayette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanuni:

-Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da evinin soyulduğunu duymadın? deyince, yaşlı kadın,

- Padişahım! Kusura bakma, biz seni uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk der. Bu cevap üzerine Kanuni utanarak :[MO1]

-Haklısınız diyerek, kadının çalınan mallarının bedelini kendi malından öder.

***

Tanzimat devrinin ünlü sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa, zekası ve hazır cevaplığıyla meşhurdur.

Avrupa'ya ilk diplomatik seyahatte bulunan padişah olan Abdülaziz'in, bu seyahati sırasında Fuat Paşa dışişleri bakanı olarak kendisine refakat etmiştir. Paris'te III. Napolyon'a misafir oldukları sırada, Fransız vekilleri ile sohbet ederken şöyle bir mesele ortaya atılır:

"Dünyanın en kuvvetli devleti hangisidir?"

Fuat Paşa hemen:

"Osmanlı Devleti." diye cevap verir.

Tabii herkes hayret eder.

Karlofça, Pasarofça, Küçükkaynarca, Edirne gibi anlaşmalarla büyük toprak kaybına uğrayan, Kırım Svaşı ile dış borç batağına saplanan, Viyana Kongresi'nde(1815) Avrupa'dan 'Hasta adam' muamelesi gören bir devletin, hala güçlü olarak bu devletin yöneticisi tarafından ifade edilmiş olması şaşkınlığı büsbütün artırır. İçlerinden birisi, bu cevabın sebebini sorar. Paşa gayet ciddi bir şekilde:

"Dünyada Osmanlı Devleti'nden daha kuvvetli bir devlet olabilir mi? Yüz yıllardan beri biz içeriden, siz dışarıdan yıkmaya çalıştığımız halde hala yerinde duruyor." diye cevap verir.

***

gördünüz mü yüz yıldan bu yana ne değişmiş ki..?

Ama tarihi bilenler için aslında bugün doğu ve Güneydoğu da olanlar bir tekerrürdür.

Ancak son anekdottaki gibi bu ülkeyi yüz yıldan beri yıkamayanlar , daha çok bekleyecektir.

Kalın sağlıcakla..!

SÖZÜN ÖZÜ :

TARİHİ ÖĞRENMEYENLER, ONU TEKRAR YAŞAMAK ZORUNDA KALIRLAR.