Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

ÇOCUK EĞİTİMİNDE SANATIN YERİ VE ÖNEMİ Hayal kurmak bilgiden daha değerlidir. Albert Einstein

İlk bakışta çocuk ve sanat birbirine oldukça aykırı şeyler gibi görünse de sanat, çocuk olsun yetişkin olsun tüm insanların eğitiminde önemli bir yer tutar. Eğitimin de çocuk ve gençler için gerekli olduğu düşünülür. Oysa insanın doğumundan başlayarak yaşamı boyunca devam eden bir süreçtir eğitim. Sanat da bu sürecin ayrılmaz parçası. Çocuk eğitimindeki yeri ve önemi tartışılmaz bir gerçek.

Bu gerçeği kavrayabilmek için de önce eğitimin ne olduğunu tanımlamak gerekir. Nedir eğitim?

Eğitim, insan ve kimi hayvanlarda istenen davranış değişikliğini amaçlayan, öğretime dayalı bir bilgilendirme sürecidir. Çocuk eğitimi de bu süreç içinde ayrı ve çok özel bir öneme sahiptir. Doğduğu andan itibaren başlar amaç, gelenek, görenek, davranış ve dini inançlarıyla oluşturulan çocuğun eğitimi.

Jean Jaques Rousseau ile değişmiş özgün bir kişilik olarak çocuğun toplum içindeki yeri. “Emile Yahut Terbiyeye Dair” adlı romanında çocuk ve gençlerin eğitimine ilişkin yaklaşımlar ve önerilerini büyük tepkilere yol açmış, eseri yakılmış ve Fransa’dan kaçmak zorunda kalmış. Çocuğa zihinsel, cinsel, ahlaksal ve sosyal beceriler kazandırarak kişilik gelişimine yön veren, çevreye ve kendi doğasına uygun yaşamaya hazırlayan pedagoji / eğitim bilimi de 19’uncu yüzyılın sonlarında ayrı bir bilim dalı olarak ortaya çıkmış; sanat da bu eğitim süreci içinde yer bulmuş kendine.

SANATLARIN ÇIKIŞ NOKTASI

Sanat, var olduğundan bu yana yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuş insanın. Şarkı söyleyerek, mağaraların duvarlarını resimlerle süsleyerek, heykel yaparak, yazıyı keşfedip destanlar, şiirler yazarak çıkmış kendisini keşfettiği yolculuğa. Bunu yaparken de taklit içgüdüsü önderlik etmiş insanoğluna. Çünkü Aristo’nun da dediği gibi tüm sanatların çıkış noktası taklit içgüdümüz. Sanatçılar için de sanattan hoşlananlar için de geçerli bu içgüdüsel yöneliş, çocuk büyük ayrımı olmaksızın.

Çocuğun sanatla ilişkisi ana karnında başlıyor diyenler, hamileyken annelere özellikle de Mozart dinlemelerini önerenler de var günümüzde; ama dünyaya geldiği ilk günden ninni dinleyerek müzikle tanıştıkları, çıkardıkları henüz anlamlarını kavrayamadığımız şarkılar söylemeye, çıngıraklarını sallayarak müzik yapmaya başladıklarını biliyoruz. Görme, işitme dokunma, tat ve koku gibi uyaranlara duyarlı olduklarını da. Tartışılan hangi duyunun önce oluştuğu. Temel duyu organı hangisi olursa olsun, öğrenmenin, duyu organları aracılığıyla algısal gelişimin, zihinsel gelişimin en can alıcı süreci olduğu kesin.

ÇOCUKLARIN YAŞAMLARINDA KARŞILAŞTIKLARI İKİNCİ SANAT dinledikleri masallar aracılığıyla edebiyat. Masalların çocuk gelişimindeki katkısı tartışılamayacak kadar önemli. Bu nedenle çocuklarınızın zeki, akıllı ve anlayışlı olmalarını istiyorsanız onlara masallar okuyunuz demiş Albert Einstein.

Diğer sanat dalları da küçük yaşta ellerine verdiğimiz, oynamaya doyamadıkları oyuncak bebeklerle heykel; elleri kalem tuttuğunda resim; küpleri, küçük kutuları, taşları üst üste koyarak, sahilde kumdan yaptıkları kaleler ile mimari ve en önemlisi de tüm oynadıkları oyunlarını kapsayan drama yani tiyatro… Hepsinin çıkış noktası da taklit içgüdüsü.

Eğitimde antik çağdan başlayarak yer verilmiş sanata. Orta Çağ’ın karanlık yıllarında bile kilise koroları, çoğunlukla çocuklardan oluşmuş. Rönesans’ta da tiyatro sanatına yer verilmiş okullarda. 17’nci yüzyılda çocuk kitaplarının babası olan Charles Perault “Kül Kedisi”, “Parmak Çocuk”, “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Çizmeli Kedi”, “Uyuyan Güzel” gibi halk masallarını çocuklar için kısaltıp 1697 yılında yayımlayarak çocuk edebiyatı alanında ilk adımı atmış. Jean Jacgues Rousseau’nun arkadaşı eğitimci ve roman yazarı Madame Genlis de Fransa’da çocuk eğitiminde tiyatro sanatına yer vererek çocuk tiyatrosunun öncülüğünü yapmıştır. Ülkemizde de 1915 yılında ilkokul eğitim programında tiyatro sanatına resmi ders olarak yer verilmiştir.