Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

BÖRKLÜCE MUSTAFA VE AYDIN YÖRÜKLERİ İSYANI

Osmanlı, 1402 yılındaki Ankara Savaşını kaybetmiş, Akşehir'e sürgün cezasına gönderilen Yıldırım Beyazıt ölmüştü.

Şehzadeler arasında 1403 yılında başlayan taht kavgası, devleti siyasi bir krizin içine düşürmüştü.

Aydınoğlu Beyliği dâhil Anadolu beyliklerinin varisleri, Osmanlıya karşı iktidar mücadelesi başlatmıştı.

Halk; yağma, çatışma ve eşkıya tehdidi altındaydı. Üstüne üstlük yöneticilerin ağır baskısı, tarikatçıların fırsatçı isyanları cabasıydı.

Yaşananlar Moğol istilasının getirdiği yoksulluk, tahribat ve katliamlardan farksızdı.

Şehzadelerden Musa Çelebi, Osmanlı’yı tehdit eden kimi unsurlara karşı başarı göstermiş, 1410 yılında başkent Edirne’de tahta çıkmıştı.

Fakat bütün gücü, Rumeli topraklarıyla sınırlı kalmıştı. Bursa ve Amasya’daki kardeşleri tahtta hak iddia ediyor, ordu topluyordu.

1413 yılına gelindiğinde, hayatta kalabilen şehzadelerden Musa ve Mehmet Çelebi kardeşlerin kumandasındaki Osmanlı orduları; Sofya yakınlarındaki Çamurluova’da karşılaştılar.

Savaşın kaybedeni Musa Çelebi esir alınmış, yaşamasına müsaade gösterilmeyip boğdurulmuştu.

Bu ölümün ardından Osmanlı idaresinin on bir yıllık fetreti sona ermiş, Mehmet Çelebi, mülkün tek sahibi olarak tahta oturmuştu.

Yeni sultan, saraya yerleştikten sonra ilk iş muhaliflerine ve divan yöneticilerine karşı kapsamlı bir mücadeleye girişmişti.

Başta soylu ailelerden gelen kazasker Şeyh Bedreddin’i ve Rumeli beylerbeyi Mihailoğlu Mehmet’i sürgüne göndermişti.

Her zaman yardım ve desteğini gördüğü Bizans'ı unutmamış, hümayun mülkü Selanik ve bazı bölgeleri Bizans’a geri vermekte tereddüt göstermemişti (1).

Devletin içinde bulunduğu ekonomik buhranı aşmak için tarım ve deniz ticareti zengini Aydınoğlu Beyliğini hâkimiyetine almak istiyordu.

Bu itibarla ilk seferini Batı Ege'ye düzenlemiş, İzmir’i ele geçirip esir aldığı Aydınoğlu Cüneyt Beyi Niğbolu’ya sürgüne göndermişti (2).

Bölgenin siyasi ve ekonomik hayattaki diğer güçleri Bizans, Ceneviz ve Venedik yöneticileriyle barış ve ticaret anlaşmaları imzalamıştı.

İzmir kalesini St. Jean Şövalyeleri tarikatına teslim edip, konargöçer yörüklerin şehre girmesini yasaklamıştı.

Aydınoğlu Beyliğinin başkenti Selçuk şehrini zapt etmiş, yönetimine vali atamış, Menteşeoğlu ve Karamanoğlu üzerine yürümüştü.

Bu arada kazasker Bedreddin’in kethüdası, Tire’deki Kızıl Börklü köyünün kurucusu; Börklüce Mustafa, memleketi Aydın topraklarına dönmüştü (3).

Mutasavvıf ve âlim kişilikliydi. Menkıbelerde çok iyi eğitim aldığı yanı sıra dört kitap, yetmiş iki dilin dostu olduğu yazılmıştı (4).

İlahi akıl üzerine kurulu dini anlayışı, nakilci görüşlere tercih ediyordu.

Gayrimüslimlere düşmanlık gösterilmesini istemiyor, onlara karşı dostane davranılmasına önem veriyordu.

Börklüce Mustafa için tasavvuf; gerçek tevhidin yoluydu. İnsanı kâmil olmanın yöntemiydi.

Orta çağın üretim ilişkileri ve toprak yönetiminden kaynaklanan yoksulluğa karşı, toprağın ortak işlenmesini ve ortak paylaşımı öngörüyordu.

Allah'ın insanları topraktan yarattığını ve herkesi toprağa ortak kıldığını, kimsenin toprağa sahip olamayacağını söylüyordu.

Ortak mülkiyete ilişkin düşüncesini Kalplerin Tasviri (Tasvirül Kulub) isimli kitabında ölümsüzleştirmişti (5).

Bu görüşleri, toplumsal düzene ve Osmanlı'ya başkaldırı, isyan demekti.

Sultan Mehmet Çelebi, Aydın topraklarında hâkimiyet sağlarken, iktisadi ve toplumsal koşulların baskısıyla yoksul halk üzerine yüksek vergiler salmıştı.

Zaten evinin geçimini güç bela sağlayan Yörükler, bu duruma karşı hoşnutsuzluk gösterince, Börklüce Mustafa, düşüncelerini gerçekleştirme imkanına kavuşmuştu.

Karaburun yarımadasını merkez almış, Müslüman ve gayrimüslimlerle birlikte ortak üretim ve ortak paylaşıma dayalı bir düzeni ve idaresini örgütlemişti.

Artık Osmanlı politikalarını tanımıyordu. Dirlik sahiplerinin isteklerini geri çeviriyor, muhassıllara nakdi ve mali vergi ödemiyordu.

Ege bölgesinde yaşayan Yahudi ve Hristiyan tebaadan büyük kitleler, İslamiyet’e ihtida ediyor, Börklüce Mustafa'nın kurduğu düzene dâhil oluyordu.

Börklüce Mustafa hareketi, yeni katılımlarla 10 bin kişiye ulaşmıştı. Sakız ve Sisam adaları ile Selçuk ve Manisa dolaylarına kadar yaygınlık kazanmıştı.

Osmanlı, bütün bu gelişmeleri zındıkların isyanı kabul etmiş, en sert şekilde bastırılması kararı almıştı.

Vali Kamil paşanın bölgeye dönük askeri harekâtı yetersiz kalınca ricat etmişlerdi.

Bunun üzerine Sultan Mehmet Çelebi, oğlu II. Murat ve Saruhan Valisinin başında bulunacağı büyük bir orduyu hazırlatmıştı.

Acıyı ve ölümü, sürgünü ve mahpusu göze alan Aydınlı Yörükler; Karaburun çevresindeki dağlara çıkmış, geçitleri tutmuştu.

Kale, kule gibi korunaklı mevzileri yoktu. Uygun gördükleri yerlerde cephe kurup geleceklerini koruyacaklardı.

Ancak teçhizat, silah ve sayıca daha güçlü ve daha düzenli, ganimet paydaşı ve ücretli birliklerden kurulu Osmanlı ordusu karşısında fazla şansları yoktu.

Kimisine göre isyana karşı, kimisine göre öz savunma uğruna yapılacak bu savaşın galibi, hiç şüphesiz Osmanlıydı.

Osmanlı, yörüklerin kaçış yollarını kapatmış, etrafını çevirdiği mevzilerdeki müdafileri çok kanlı biçimde bastırmıştı.

Kaçmak isteyenleri ve saklananları tek tek toplamış, ileri gelenleri kılıçtan geçirmişti.

Geriye kalanları sürgün cezası için önceden belirlenen merkezlere ailesiyle nakletmişti.

Esir alınan Börklüce Mustafa’yı ise 1416’da Selçuk şehrine getirip biçtiği ölüm cezasını, ahalinin toplandığı meydanda asıyla infaz etmişti.

"Börklüce'ye gönülden bağlı Aydınlı Yörükler acılarını deyişlere dizerek haykırıyordu."

“İriş pirim iriş, gör ki olanı / Kurtar muhannetten elde kalanı” (6).

Osmanlı otoritesini temsil eden ağalar, hareketin önderini canından etmekle kalmamış cenazeyi, misali emsal yapmıştı.

Mevtayı kollarından ve ayaklarından çarmıha çivileyip, bir devenin sırtına bağlayıp Selçuk’ta gezdirerek teşhir ettiler.

Geçmişten bugüne kadar aşağılayıcı ve ötekileştirici bir dil kullanılarak küçümsenen Börklüce Mustafa hareketi, aslında siyasal ve toplumsal talepleriyle oldukça güçlüydü.

Aydın Yörüklerinin desteğiyle gerçekleşmiş bu hareket; iktisadi amaçlıydı ve toplumun her kesimindeki farklı insanları bir araya getirmeyi başarmıştı.

***

KAYNAKLAR:

(i) Mehmet Işıktaş, Börklüce Mustafa ve Tasvirül Kulub, Ankara, Karina Yayınevi, 2015. (ii) Hasan Ateş, Osmanlı ve Cumhuriyet Tarih yazımında Bedreddin ve Börklüce İsyanı, İstanbul, Ceylan Yayınları, 2017. (iii) Erdem Çevik, Osmanlı'da Ekonomik ve Toplumsal Hoşnutsuzluğun Tarihi Üzerine Bir İnceleme: 1416 Börklüce Mustafa Olayı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2019.

Dipnotlar:

(1) Kazasker, Osmanlı Devleti'nde şeri davalara bakan askeri hâkim. Yetkileri arasında kadı, müderris ve din görevlisi atamaları, kadı kararlarını bozma, değiştirme ve yeni kararlar oluşturma gibi maddeler vardır.

(2) Aydınoğlu Cüneyt Bey, Niğbolu sürgünündeyken çeşitli vesileler ile bölgeye tekrar hâkim olmak için çaba sarf etmiş ise de II. Murad zamanında, 1426 yılında ailesi ile birlikte yakalanıp idam edilmiştir.

(3) Kethüda, devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan, onların birtakım işlerini gören kimse.

(4) Menakıp / Menkıbe, Velilerin, güzel iş, hareket, söz ve kerametlerini konu edinen hikâye ve hatıralar.

(5) Mehmet Işıktaş, Börklüce Mustafa ve Tasvirül Kulub, 2015, s.41.

(6) Nazım Hikmetin Şeyh Bedreddin destanından alıntıdır.