Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

BÖYLESİNE AŞK FİLMİ HENÜZ ÇEKİLMEDİ: “SEVMEK ZAMANI”

Sevmek Zamanı adlı film Türk Sinema tarihinin kült filmlerinden birisi olarak bilinmektedir. Film İstanbul’da iki İstanbullu genç arasında geçen aşk hikâyesini anlatmaktadır. Dolayısıyla bu filmde sözlü kültür etkisi oldukça zayıftır. Bu filmde Sosyal Gerçekçi Türk Sineması örneği kabul edilebilir. Vesikalı Yârim” adlı filme göre gerçeklik kurgusu filmin daha zayıf görünmektedir. Ancak 1950 sonrasında kent soylu kimi insanların aşırı zenginleşmesi sonucu yeni bir Türk burjuvazi var olmuştur. Badana-boyacılık yapan bir erkekle üst sınıfa ait bir kadın her ikisi de birbirlerini sevmelerine rağmen sırf söz konusu gerçekten dolayı yan yana gelememektedir. Filmlerdeki iki sevgili arasında geçen kimi diyaloglara bakıldığında bu durum ortaya çıkar:

“-Aylardan beri gelip niçin benim resmime bakıyorsun?

-Bu seni ilgilendirmez.

-Bana ait olan bir şeyi sanırım öğrenmek hakkımdır?

-Hayır, sana ait bir mesele değil bu? Resminle benim aramdaki durum seni ilgilendirmez. Ben senin resmine aşığım.

-İyi ama âşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım. Söyleyeceklerini dinlemeye geldim.

-Resmin sen değilsin ki resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.

-Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.

-Evet, bir korkudan ileri geliyor. Bu korku sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana âşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Hâlbuki resmin bana dostça bakıyor. İyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak.

-Ben de sana bakmak istiyorum.

-Hayır, benimle resminin arasına girme. İstemiyorum seni. Ben yalnız senin resmine aşığım.”

“-İki insanın ilişkisi çok güzel bir şey.

-Dostluğu aşan ilişkilerden niçin kaçıyorsun?

-Bu sözünle âşık olmayı kastediyorsan, dostluğu bu dünyada hiçbir şey aşamaz.

-O halde sen bana âşık olmaktan öte duygular içindesin.

-Hayır, ben sana âşık değilim.

-Olmaz böyle bir şey. Resmime âşık olman demek beni sevmen demektir. Dünden beri hep sözlerini düşündüm. Sen bana âşık olduğunu söylemekten korkuyorsun.

-Olmayan bir şeyi nasıl söylerim. Niçin beni anlamamakta inat ediyorsun. Ben senin resmine aşığım. İşte hepsi bu kadar!

-Sen ben yokken resmimi sevdin. İşte ben varım artık. Resmin aslı benim. Bundan sonra ikimiz bu sevgiyi paylaşacağız. Bu aşkın yarısı bana ait.

-Sen dostlukların, aşkların kolay mı kurulduğunu, kolay mı sürdürüldüğünü sanıyorsun? Resminle aramda ne kadar uzun zamanlar geçti. İlk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Birden bana iyilikle sevgiyle bakan bir yüz gördüm. Elbiselerim eskiydi. Kirliydim. Sakallarım uzamıştı, inanamadım. O insanca bakışı bir daha göremem diye bir daha resme bakmaktan korkuyordum. İkinci kere zorlukla baktım resmine. Gene iyilik gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet değişmezi bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Benim kendimi görüyordu. Boş evde soğuk kış gecelerinde beraber yaşadık onunla. Bana hep dostlukla iyilikle sevgiyle baktı. Çok zamanlar gidip yüzünü tutardım. Gözlerini öperdim. Saçlarına değdirirdim ellerimi.

-Benim bakışlarımda da sevgi var. Ben de senin kendini görüyorum. Resmimim yerine ben seveceğim seni. Artık ben varım.

-Hayır, hayır istemiyorum seni. Benim dünyama girmeye kalkma. Sonra merhametsizce yıkarsın onu. Resmin benim kendimden bir parça. Bırak ben onu seveyim. Sen sevmek isteme beni. Senin ellerini tutmak istemiyorum. Sonra çekersin o ellerini benden. Ben resmine aşığım. Ölünceye kadar onu seveceğim.” (Erksan, Sevmek Zamanı, 1965).