Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

BATI İLE TÜRK-İSLAM KÜLTÜRLERİ BİRBİRLERİNDEN FARKLIDIR

Bu iki kültür birbirini etkilemekte midir? Etkilemektedir. Söz konusu kültürlerin benzerlikleri var mıdır? Sorunun cevabı evettir. Batı, ortaçağda üniversite yapılanmasında İslam dünyasının medreselerini kendisine örnek alır. Osmanlı Devleti’ni kuranların göçebe aşiretler olduğu bilinmektedir. Hal böyleyken Osmanlılar, kurumsallaşma aşamasında bin yıl hüküm sürmüş Bizans kurumlarından elbette etkilenir. Kim demiş Türk insanı yabancı dil konuşamaz diye. Koca bir yalan! Anadolu insanının tamamı çat-pat Fransızca konuşur. ‘Jeton, külot, kravat, ceket, pantolon, ekol(okul), plaj, masaj vb. kelimeleri bilmeyen var mı? Bilmeyen yok! Söz konusu kelimelerin tamamı Fransızca… Türk insanının yabancı dil konuşabilme becerisini bir tarafa bırakırsak söz konusu kelimeler, kültürlerin birbirini etkilediğine güçlü birer kanıt…

Batı kültürünün temelleri: Hıristiyanlık, Rönesans-Reform(Eski Yunan Mitolojisi) ve Aydınlanmadır. İslami düşüncenin dinamikleriyse Kuran, Hadis ve Türk İslam büyüklerinin(Yunus Emre vb) düşünceleridir. Dinamikler açısından bu kültürler birbirinden farklıdır. Ancak her iki kültürün de kırılganlıkları söz konusu… Türk-İslam kültüründe inanma, güven duyma esastır. Çoğu zaman biat kültürüne itiraz etsek de bu kültürün izleri iyice üzerimize sinmiş… Kültürler canlıdır ancak birden değişmezler. İnanmak, güvenmek insanın doğasında var. Bu, aynı zamanda kırılganlığımız. Şöyle ki: günümüzden yirmi yıl önce evlere mektup gelirdi. Mektupta, o mektubu yazan kişin Hz. Muhammet’i rüyasında gördüğü ve söz konusu mektubu çoğaltıp en az on beş eve dağıtmazsa o mektubu alan kişin başına bela geleceği gibi şeyler yazılı olurdu. Mektubu alan zavallı, eliyle yazarak mektubu tek tek çoğaltırdı. Sonra fotokopi makineleri çıktı. Mektuplar aynı içerikte evlere gelmeye devam etti. Aradaki fark mektupların fotokopiyle çoğaltılmasıydı. İnternetle beraber aymazlar mail göndererek aynı şeyi yapar hale geldi. Şimdilerde ise benzer içerikte bir sms birinin cebine gelmekte ve o cep sahibinden o sms’i yirmi beş kişiye daha göndermesi istenmektedir. Teknoloji değişmektedir. Ancak bir zamanlar yukarıda bahsi geçen mektupların içeriğine inanların çocukları bugün kendisine gelen benzer sms’leri telefon rehberinde kayıtlı kişilere göndermektedir. 2005 yılından beri Bulgaristan’dan bayanlar(Türkçe konuşabilmekteler), rasgele çevirdikleri numaralarla ulaştıkları Türk erkeklerine musallat olmaktadır. O bayanlar, o erkeklere aşk sözcükleri söylemektedir. Sonra onlar için Türkiye’ye gelmek istediklerini ifade etmektedirler. Kimi erkekler, onların yol parası diye, verilen hesap numaralarına binlerce lira yatırmaktadır. Hiç görmedikleri bayan için binlerce lira, ilginç! Bu tuzağa düşen çok mudur? Bence çoktur. Neden mi? Ödüllendirilmeyen davranışlar sona erer. Ta 2005’ten günümüze kadar bu aramalar devam ediyorsa kimi Türk erkekleri o bayanların tuzağına düşüyor demektir. Tuzağa düşmekse onların davranışını pekiştirir. Yukarıda anlattığım tüm olaylar, batılılar için komedi malzemesidir.

Aydınlanma, akılcılığa dayanır. Söz konusu felsefede deney-gözlem önemlidir. Şüphecilik vardır. O da insanı meraka ve araştırıp gerçeği ortaya çıkarmaya götürür. Bir öğretmen, emeklilik ikramiyesiyle otellerin kimisinden oraların fotoğrafçılık işini kiralar. Ancak bu arada facebook’tan yabancı bir bayanla tanışır. Bayanla samimiyeti ilerletir. Bayan kendisine Türkiye’ye geleceğini söyler. Öğretmenden kendisine para göndermesini ister. Öğretmen, ona üç bin € gönderir. Kararlaştırılan günde bayan, Türkiye’ye gelmez. Öğretmen kendisini arar. Bayan ona, vizelerde sorun çıktığını biraz daha paraya ihtiyaç duyduğunu söyler. Para kendisine gönderilir. Sonunda öğretmenim aldatıldığını anlar. Bu arada ben, hiç tanımadığı bir bayana para göndermemesi konusunda kendisini uyarmaktayım. Öğretmen bana bayanın Face’deki resimlerini gösterir. Ama gerçekten güzel bayan... Fotoğraflar, o biçim! Öğretmene, yine de para göndermemesini ve bayanın gelmeyebileceğini söylediğimde öğretmen bana ‘ya böylesine bir bayan gelirse yanıma ne olur, farkındasın değil mi? Der. Nasrettin hoca gibi ya tutarsa! Batılının başına böyle bir şey gelse, olayı baştan kapatır. Kapatmazsa bile durumdan şüphelenir. Ya Face’deki kişi, fotoğraftaki kişi değilse, o ise bile ona nasıl güvenebilir? Biat kültürü, güven duyma, inanma kötü mü iyi mi? Cevap net değil. Ancak kültürümüzün kırılganlıkları olduğu kesin. Biz, bu işi “güven duy ama güvenini suiistimal ettirme diyerek çözelim. Batı kültüründe maddiyatçılık egemendir. İnsanlar ne kadar zengin olursa olsunlar sonradan kendilerini yalnız hissetmektedir. O kültürün bu kırılganlığı ise Avrupa’da intihar oranlarını müthiş artırmaktadır. Onlara da ruh dünyalarını zenginleştirme çağrısı yapalım.