Ercüment Köybaşı

Ercüment Köybaşı

“TELLAL MAHMUT”

Ramazan paşa camiinin oylumunda asırlık Okaliptüs ağacının gölgesinde müzayede kurulurdu, 1950’lerin Salı ve Cuma’sında. Bu açık arttırmayı çarşının en gür sesli, sembol isimlerinden birisi yönetirdi.

Mahmut Şevket Çetiner, namı değer Tellal Mahmut. Çetiner, 1900 yılında Üsküp, Kratova’da doğmuş. O günkü şartlarda lise ayarında okul bitirmiş, yani kültürlü ve mürekkep yalamış bir adam. Belediyede “Münayidi” yani Tellallık yapmış, tam 45 yıl.

İcrada satılık malların başında bulunur, fiyat artımını açarmış. Emekli olduktan sonra Ramazan paşa camiinin Otantik çehresine yayılışı eski fotoğrafları siyah beyaz anılarında kaldı.

Hasır koltuklar, konsollar, duvar saatleri, Lambalı Tahta kasa Radyolar, etajer, Somyalar ve kimlerin ayak izlerini barındırdığı bilinmeyen el halıları, kırma taşlı yolun karanfilyağı kokulu bağrında görücüye çıkardı.

En yürek kabartan objeler Ceviz ağacı sandıklı Gramofon pikap ve el kakmalı, taş aynalı gelinlik konsolu, buselik makamının edasıyla başköşede dururdu.

Mahmut Çetiner’in; heybetli cüssesindeki sert micazı, tok ifadeli ses tonu belki de karamsar müşterinin ikna olmasını sağlıyordu. Sol eli sakrardı. 1958’de Kızılay’ın tertip ettiği Antalya-Isparta gezisine giderken o yılların pazarcı Otobüslerinin mandallı penceresinden kolunu çıkarmış, karşıdan gelen aracın eline çarpması ile sakat kalmış.

Sağ eline aldığı havan büyüklüğündeki çanını öyle bir sallardı ki, tıngırtısını gözlüklü handan duyarlardı.

Salih Karabulut’un olduğu yerde koltukçu Atila’nın babası Ramazan Gülcan’ın kahvehanesi vardı. Çan’ın iştahlı sesinin hışmından kahvedeki sandalyeler devrilirdi, telaştan.

Çocukluğumda Bayram yerine dönen kalabalığın arasından büyük merakla seyrederdim. Hiçbir zaman gülme ve tebessüm eylemi görmedim. Ciddi ve kesin kararı, hayli iri yüz hatlarını kaplardı.

“Davudi” bir sesle bağırırdı “Toplan! Yanaş buraya” Diye. Cuma çıkışındaki cemaat, arasta esnafından, çarşının tanışığı idi. Ama Salı pazarının damarı, köylerden ve çevre İlçelerinden gelenlerdi.

Onun teşhir çemberinin etrafına çakı-çakmak tamircileri, kader-kısmetçiler, turşucular, camekânlı esansçılar, tespih, cep aynası ve tarak satıcıları çevrelerdi. Çetiner, O eski Tellallığını hatırlatırcasına bağırdığında, Gazozcu Ali İhsan da gür sesiyle yetişmeye çalışırdı, Gazuuzzz! Buuzz iç! Diye.

Kabaralı ayakkabıları, omzunda heybeleri, külot pantolonlu Dağ köylülerinin heyecanlı ve hayretle yanaştırdıklarında, Tellal Mahmut; satışı durdurur “Aval, aval bakmayın, ceplerinizi mugayyet olun” diye ikaz ederdi.

O kadar kalabalıktan bir alıcı çıkmadığında öfkelenir, “lütfen kuru kalabalık yapmayın, çekin gidin” derdi.

Kışın, yağmurda, Abdurrahman Tonay’ın fırınının ve saatçi Aziz Balkan’ın Lamerina saçaklarının altında tezgâhını açardı, çünkü dükkânı yoktu. Yazın kızgın güneş, cami avlusundaki Ceviz ağacını terk edene kadar ayakta dururdu.

O yıllarda Ramazan paşa’nın avlusu mesire yeri gibiydi. Teksas, Tommiks okutanların, dolma kalem, gözlük, Al-Ga Çukulatası satıcılarının panayırı gibiydi. Caminin avlusuna giriş Bakkal Hacı Hamdi Saray’ın dükkânına bitişik merdivenlerdendi. Kitap okuyanların, öğle uykusuna yatmış kumruların sessizliğini Tellal Mahmut’un can alıcı Çan’ı bölerdi.

Müzayedeyi yönetmek, o bariton sesi korumak kolay mı? Nerde, eskiden mikrofon mu vardı? Ezan bile minareden iki avucun içinden dönerek okunurdu. Tellal Mahmut, boğazına meraklıymış. “Kaymakçina” isimli tatlısını tepsiyle götürürmüş. Et-sakatat keyfinde tırtıklı şişeli rakıyı da unutmazmış.

Bir kilo süte yedi yumurta karıştırıp içtiği gibi, bir bardak zeytinyağını da ihmal etmezmiş. Güveç tavası kadar Çan’ı sallamak, Diyaframı sonuna kadar açmak bakım ister herhalde. İri-yarı kalıba bir de gür sesi eklenince ürkerdi, antik mahallenin pazarına toplananlar. Ama onun birilerine mal sahibi yapmak için iyilik dolu yüreği olduğunu hep söylerlerdi. Yıllarca salladığı, kilise vaktini hatırlatan Çanının notaları arastanın Efsunlu dükkânlarında çınlıyordur hâlâ.

Demokrat Parti kurucularından da olan Tellal Mahmut’un yakın arkadaşları da olmuş; Meyhaneci Mehmet Umut, Elbiseci Mahmut Girgin, Mehmet Çallak ve Aşçı Cemal. Çan sesini bastıran lirik salaların hüznünde yol aldılar. Mahmut aga yaşam müzayedesinin son Çan’ını vurduğunda takvimlerin sarı yaprakları 6 Kasım 1981’i gösteriyordu.

Çarşı komşuları; Dündar Müldün, İğnecilerin Kemâl, Manifaturacı Necati ve Yılmaz Pehlivan, İbrahim Pehlivan, Ahmet Kızılkaya, Ayakkabıcı Hüseyin Dokuzlu, Ahmet Saray, Buldanlı manifaturacı Hilmi Yazıcıoğlu, Tacir Kazım Özince, Tuhafiyeci Ayhan Özevin, İbrahim Özevin, Manifaturacı Ali Özboyacı, Manifaturacı, Rifat Kodik, Bekir Barın. Gazozcu Aliihsan Eraslan. Halil Pehlivan, Tuhafiyeci Ali Özbayacı, Çil Ali, Hasan Sabuncu, Tuhafiyeci Ömer Ayaydın, Manifaturacı Ali Sarı, Mehmet Kavasgil, Sandalyeci- Marangoz Ekrem Akyol, Cihanzade Hüsnü bey, Saatçi Aziz Balkan ve Fırıncı Abdurrahman Tonay.

Kaşıkara’nın kavrulmuş kahvesi ve çerezci Nusret’in kehribar leblebi kokularının sarmaladığı Dualarla eski esnaflar Ömür kepenklerini birer birer kapattılar.

Krizantemler içinde uyusunlar, kalanlara sağlık diliyorum.