Ercüment Köybaşı

Ercüment Köybaşı

BAYRAM KOKAN SOKAKLAR

İzmir Kestane pazarı haşmetinde, Kemeraltı zarifliğinde, Asırlık sokak Yağcılar içi.

Salı pazarının girişi, Esnafın siftaha nabız attığı, umut Tüneli dilberim. Gün ağarırken kesme taş yolların ilk anahtara kucak açtığı alçak gönüllü kepenk gıcırtıları. Tahta kapıların ezan sesi ile uyandığı efsunlu tezgâhlar. Pazar yerinin esrik büyüsü, bu sokağın dokusunun damardan heyecanını yıllardır içinde taşır. Yerli Kiremit çatılı Dükkânların, teneke saçaklarının altına çocukken Keledirler dolusu, saman içinde yumurta getirirdi köylüler, en doğalından. Toprak Testi içinde sızma Zeytinyağı sıralanırdı bu Otantiğin eğri büğrü kaldırımlarına. Kekik kokulu ayak yağı, burcu efkârındaydı Sonbaharın köşe başlarında. Hanlarıyla, Lokumuyla meşhur bir Mabetti bu sokak.

Damacanalar, Variller dolusu yağ indirirlerdi Camızların çektiği Kağnı arabalarından, şimdi ismi kaldı hafızalarda.

Yıllar sonra eski anıların gel-gitinde oynaşan bu sokağa, Ömer Muharrem çeşmesinin yamacına oturup, geçmişin derin soluklu imgelerine sarıldım. Defalarca geçtiğim yolun Okyanus derinliğindeki sırlarını bir kez daha göz pınarlarımla ıslattım.

Ömer Muharrem çeşmesinin yanı başında İbrahim Akaydın’ın

Helvacı dükkânı vardı. Mübarek helvanın damağa değmeden eridiğini anlattılar yıllarca. Sonradan burası Tavaslı çarşafçı Kamil Soyluer’in dükkânı oldu. Yanında Asırlık Helvacı Sandıklılı Hacı Veli, oğlu Mehmet Sandıklı ve onunda oğlu Aydın Sandıklı’nın Helva imalathanesi. Ünü yurt dışına taşınan, Odun alevinde cilveleşen susamın o Kehribar yanık kokusu hala göğüs kafesimden inmiyor.

Bir zamanlar Dağ köylülerinin ve esnafın uğrak yeri olan bu mekanda Bakır sahan içinde pekmezle karılmış Tahin- Ekmek, Tahin helvası ve İrmik helvası, “Ekmek arası” mamulleri icat olmadan önce en fiyakalı menüydü.

Mermer masalarda Fırıncı Salih Kervanoğlu’nun harici esmer ekmeği ile çifte kavrulmuş Tahin, dört dilim cevizli baklava, yanına da bir Galon su, hayalleri süsleyen Öğündü.

Gabaralı ayakkabılı erkeklerin, tahta Nalınlı Köy kadınlarının yüreklerde bıraktığı izle ilerliyorum. Hacı Veli’nin imalathanesinin yanında önce kaya tuzu kırma makinesi daha sonra bu küçük dükkânda Berber Nusret ve Mustafa Keser Soluklandı. Ardından Mehmet ve Orhan Efenin Nalburiyeci dükkânı oldu. Yanında Urgancı Koreli ve Talat Orhan’ın Zücaciye dükkânı yer aldı.

Sırada Kahveci Süleyman ve Âdem ( Çuhacı) Ağa’nın Bademci dükkânı, yanında Danişmentli Şerif Ali’nin Han girişi. Bu Hanı daha sonra Abdurrahman Vardar almış. Bu güne kadarda “Vardar Hanı” olarak günümüze geldi. Hanın içinde Soğuk Demirci ve At Nalına inen çekiç darbeleri, marangozların, Semercilerin tahta tokmak sesleri daha gün

ağarırken başlardı. El sanatına bağrına basmış koca bir avluydu burası. Han’a Gazi bulvarından girer, Marangoz Reşat’ın dükkânının önünden Yağcılar içine çıkardık.

Çocukken Marangoz Reşat’ın üst katında Ana Sağlık vardı, rahmetli anamla Süt tozu almaya gelirdik tenekeler dolusu.

Şimdiki Çetin, Metin Altınellerin olduğu yer, daha önce Uncu Nazmi Aslan’ın yeriymiş. Yanında Hulusi Devrim’in

Austing Bayii, Köşe ise Yabancıların Hüseyin’in Zeytinyağı Ticarethanesi.

Akbaldır Hamamı yokuşunu geçtikten sonra Ada gibi köşe Suat Gözaçan’ın Kereste Ticarethanesiydi.

Bu yeler daha önce Sabuncu Hasan Ağalarındı. Sonra Baklavacı, Cici gelin Mobilya, Ekrem Böceklinin İnşaat Boya dükkânı, Erdinç Yiğiter’in Güzelhisar Eczanesi, Cavit Başlık’ın Tüpçü dükkanı ve Tahir Balkır’ın Köfteci dükkanı oldu.

Giritli kahveci Hacı Bilal’a çıkan sokağın köşesinde Aşçı Kamil ve Mehmet Aydoğdu’nun lokantası. Yanında Evseklerden Zeytinyağcı Abdullah Küçük. Yanında

Çimentocu Zeki, Zeytinyağcı İhsan Uzun, Aşçı “Bol kepçe” Ali İhsan Duman, Refik Candaş’ın Zeytinyağı Ticarethanesi vardı. Yemci Yaşar, Barutçuların Parça bez dükkânı ve Koltukçu Atila’nın dükkânı.

Çalgıcılar sokağından bir solukta karşıki köşeye Ali Kesicinin parça bez dükkânına ulaştım. Sonradan burası Hüsnü ve Erol Dalgar’ın Lpg Tüp dükkânı oldu. Nihayete doğru Köşede Yaşar Deniz’in İstanbul Kahvehanesi.

Nargile ve Kömür

ateşinde Çay’ın Gizemli kokusu Pınarbaşı’ndan hissedilirdi adeta.Kahvenin üstü İstanbul Oteli idi. Sigorta Pasajı eskiden Belediye ve İtfaiyenin mabediydi. 1957 de yıkıldı ve 1961 de Aydının en modern Sineması “Yeni Sinema” yapıldı.

Çatılarında Kumruların oynaştığı Alçakgönüllü kaldırımların karşı tarafına geçtim, yorgun

takvimlerin sarı yapraklarını okşayarak.

Köprüye doğru köşede Arap Çerezci Ali Koray, Bezzazcı Köseoğlularına satmışlar, şimdi Dönerci. Yanında Şekerci Metin Süvarioğlu, Lacivert keyifliliği yanaklarının Pembeliğinde belli olurdu. Efkâr, gün ağarırken uğrardı ona. Bitişik yer uzun yıllar Şükrü ve İrfan kardeşlerin Itriyatçı ve zücaciye dükkanı oldu, şimdi Boztepe Pide ve Kebapçı.

Eski Nalbant, Nalburiyeci Mehmet Efe, Urgancı Hüseyin Sarıçiçek, Urgancı Mehmet Acar, “Dönmez Tatlı Evi” Yunus Dönmez. Güldal Oteli ve Eşek ve Beygirlerin bağlandığı Güldal Han. Osman Çil, Bülent Acar’ın babası Urgancı Ömer Acar.

Eski Sümerbank’ın

olduğu yer Ahmet Altınel’in Reno Bayii idi. Yıllar öne buradan Tabakhane çayına bir sokak inermiş ve

sokağın içinde depremden yan yatmış bir çeşme varmış ve adı “ Eğri Boyun Çeşme” kalmış. Ama günümüze yetişememiş ne yazık ki.

Urgancı Mehmet Acar, Bakliyatçı Metin Aykın ve İsmet Çatlının Itriyatçı dükkânı. Buraları daha önce Nalbant Mustafa Gülaydın'ın yeriydi. Karşısında oğlu Ekrem Gülaydın'ın Çırçır işletmesi. Çetinbaş Eczanesinin olduğu yer Orhan Çetinbaş’ın Bakliyatçı dükkânıydı. Ümran Çetinbaş’ın önce kahvehane sonra bakkal olan dükkânı. İnşaat boyacısı Ziya Cadaş.

Daha önce burada önünde koca bir Dut ağacı olan Semerci Kamil Pala varmış. Yanında Fethi ve Hüsnü Göktürk’ün Çimento Deposu.

Yağcı Mustafa Karakın, Saatçi Halil Babacan, 1960’lı yıllarda bu dükkân Aşçı Kamil Başdemir’in Meyhanesiydi. Sonra Yüncü daha sonra tekrar Saatcı oldu. Yanında, Pideci Yusuf Akyağcı. Şimdi Perdeci. Köşede Hacı Abdullah ve oğlu Hasan Vural’ın Atça Helvası, yanında Bakkal Fikret Kayacıoğlu, Boyacı İbrahim ve İnşaat Mühendisi Kemal Kasarlıoğlu, 1950’li yıllarda bu dükkânda Eski Subay Nabi Koçak’ın oğlu Aslan Kocak’ın Linyit işletmeleri yazıhanesi vardı. Saatçi Hacı’nın Gülkurusu rengi, Külhanlı bir Evi vardı. Sonra burada Avukat Kuten Turan’ın babası Mehmet Turan’ın Keresteci

dükkânı vardı. Son dilimde, İğnecilerin yerinde “Eflatun Kolanya”ları ve Köşe Şoför (Topal) Cemal’in yerinde Köfteci Ali Sondamla.

Hey gidi! Mercanköşk kokulu yıllar, İğne deliğinden geçer gibi gittiniz Midye gözlü zaman tünelinden. Bir Asır önce Sabunhanelerin Zeytinyağı kokusuna karışan Çerez ve kahve gizemi de eklenince sanırım Cemreler bile kıskanmıştır sokağa.Geçmişin Sarnıcına bürünmüş ruhlarını incitmeden anıların derin soluklu kimliğini

çıkarmak ve Damıtılmış acıların, Yüreği kabaran sevdaların derin hatırası işlenmiş bu sokağı tanıtmaya çalıştım.

Elbette yazamadıklarım da olmuştur. Yaşadıklarımı, gördüklerimi ve emin olduklarımı dillendirmek istedim.

Nişadır ve Kalay kokan, Bakırcıların tahta tokmaklarıyla güne başlayan, tarihin sayfalarında “ Yağ kapanı” ismi ile kazınan bu sokak ne yazık ki Aydın’ın kaldırımsız ve en bakımsız sokaklarından biri haline geldi. Oysa Hicran yüklü bu sokak Hüzzam Eserlerin notalarının arasına gizlenmiş Ney inceliğindeydi, yalınayak çocukluğumuzda.

Bir Asır önce Merkepleri ve Atları Hanlarında ağırlayan Yağcılar içi ne yazık ki ne eski dokusunu koruyabildi ne de modernleşebildi. Yayaların dahi geçemeyeceği E-5 Karayoluna dönüştü, İnanın yüreğime kıymık batıyor. Vakti Zamanında buraya araç girmeyecek dendi. Gel gör ki Tırnaklı kapan ve Silindir Hidrolikte kar etmedi. Trafik, Zabıta hak getire.

Şimdi “Acılara acılan penceresi” olan bu Antik Sokakta Tarihi “İstasyon Caddesi” ve “İnce dayı Caddesi” nihayetindeki Askerlik Şubesinin yanındaki Cadde gibi değişime uğrar da insanların korkusuzca yürüyebileceği bir düzenleme yapılabilir mi?

(Evet o düzenlemeyi

Efeler Belediyesi yaptı, yakışıklı da oldu.

Çok mutlu oldum gözüm arkada kalmaz artık. Ruhları bu sokağa sinmiş Esnafımızda mutlu olmuştur. emeği

geçenlere yürek dolusu selamlar.)