Ercüment Köybaşı

Ercüment Köybaşı

TAHTA VALİZLİ BAYRAMLAR

Çocukken Bayram sabahları daha mı bir soğuk olurdu, yoksa Cemreler mi şaşırırdı bilemedim.

Aldırmazdık ayaza, 1955’in kuru soğuğuna, pantolonumun saat cebine harçlık koymanın sıcak sevinci ile. Üşüyen ellerimi kırçıllı hırkanın içine sokar, öyle ısıtırdım.

Çocukluk Bayramları geldi aklıma dün gece. Baharda Kurbanlık kuzuları Tabakhane çayına salışımız, günlerce onları süsleyip gezdirdikten sonra kesilirken hüzün duyduğumuz anılarım yeşerdi.

İstasyon meydanına kurulan Cambazlar, salıncaklar, kasnakçılar, etrafına sıralanmış macuncular, keten helvacı, mangalda patlatılmış mısırcı çöreklendi düşlerime.

Bakır sahan içinde yuvarlama, paşa böreği ve güllaç, komşuluk sıcaklığında gider, gelirdi kapı aralarından. Sahur Davulcuları uğradı anı bohçalarımın arasına. Sabunhane sokağı karanlık olurdu, kapının aralığından bakardık annemle, babam bahşiş verirken. Davulcular iki kişi dolaşırdı, gecenin zemheri vaktinde. Birisi kömür mangalını taşır, davulu ısıtmak için, diğeri soğuktan büzülmüş manilerle vururdu tokmağı.

Arife günleri pek sabırsız olurdu yüreğim, kabına sığmazdı atışları. Anam rahmetli “ bugün kurtlar, kuşlar oruç tutuyor” diye sahurda kaldırır, son iftar için maltıza yufka böreği sürerdi. İftarlar pek keyifli olurdu. Turunç reçeli, daha tatlanmamış yeşil kırma zeytin ve kurutulmuş balık yumurtası.

Bayram sabahı bir başka olurdu arkadaşlarla camiye gitmek. Namaz çıkışı tanımadıklarımızla da şadırvanın önünde bayramlaşmak değişik duygulara iterdi beni. Eve döndüğümde ailece bayramlaşırdık. Babam tahta kasalı, Lambalı "Schaub Lorenz" radyonun sesini sonuna kadar açar, “Kemal Mısırlı"nın oyun havaları yayılırdı, yerli kiremitli fakirhanemizden.

Babamın çeyrek sakallı yanağından öpdükten sonra, bir daha onu bayram bitiminde görürdük. Rahmetli terziydi, evde dikerdi. Bayramlık dikişi yetiştirmek için sabaha kadar uykusuz kalırdı. Elindeki son işi bitirdikten sonra yatardı, biz akraba, komşu dolaşırken. Bize, “Terzilik nankör meslek, iğne ile kuyu kazmaya benzer, okuyun daha iyi” Derdi. İşlerinin çok olduğu bir bayram da göçüp gitti zaten.

Günler öncesinden bahşiş listesi hazırlardık akşamları. Sabuncuların Makbule teyze, Manav Haver’in hanımı Hesna teyze, Havutçu Hakkının hanımı Sacide hanım, Bedia Ağar teyze, kaç para verecek! Diye. Buldanlı Düriye abla, Hüsniye abla, Sabuncu Şevket Yükselay’ın hanımı Nigar teyze, kapılarını umutla tıklattığım komşularımızdı. Ruhları Açelyalar içinde olsun.

Babamın diktiği pantolon, Ahmet Saray’dan aldığı “Glise Iskarpin”le

iki dirhem fırlardık sokağa. Anam el örgüsü, önü Geyik motifli kazak örerdi bize, kız kardeşime de “Moher” ceket. Bayram sabahı evden çıkarken cebimize sarımsak koymayı ihmal etmezdi. “ Nazara gelmeyin” diye de söylenirdi arkamızdan. Biz çoktan, Arnavut kaldırımların Gülhatmi bedeninde uçardık, dört kardeş.

Bir bayram sabahım evden çok uzaklara rastladı. Kıbrıs harekâtında Bahriye Askeriydim. İskenderun’dan İzmir’e sevkim çıktı. İzmirdeki yeni birliğime geldiğimde Bayrama 2 gün kalmıştı. Aydın’a çok yaklaşmıştım, sanki Karabağlar köprüsünden bakınca Aydın görünüyordu. Ama yeni olduğum için izin vermiyorlardı.

Bayram sabahı tabura çıktık. Teskereciler sivillerini çekmiş veda sevincinde idi. Çarşı izni’ne çıkacaklar da “ Tek tip” lerin son hazırlığındaydı. Beyaz’ların yerini, iki gün önce kışlık siyah elbiseler almıştı.

Kıdemliler sırtı üç çizgili ütüye yatırmışlar bile, ama benim siyah kaşe elbisem torbadan yeni çıkmıştı, hem de 2 beden büyük. Hüzün ve duygu yağmurları aynı anda göz pınarlarıma çöreklendiğinde, Komutan’ın Jeep’i göründü Nizamiye’nin önünde.

Komutan, Deniz. Piyade. Kıdemli. Albay Şahabettin Deniz di. Bayram namazı sonrası evine gitmeden önce bayramlaşmaya gelmiş. Her bayram âdetiymiş zaten.

Tabur çaldı, körfez vapurları gibi sıra olduk. Avluya yerleştirilen beyaz örtülü masaların üzerine, Komutan’ın getirdiği baklava tepsileri açıldı. Bölük komutan vekili Dz. Ast. Sb. Kd. Baş.Çvş. Tahsin Karakaya ve Dz. P. Kd.Albay Şahabettin Deniz’le bayramlaşan baklavasını yuvarlıyordu. Yeni birliğim “ İzmir Şirinyer Askeri Ceza evi” idi.

Sürgülü demir kapıların her açılışı, karmaşık sevincimi unutturup, korkularımı arttırıyordu. Allahtan, Komutanım’ın İzmir Mithatpaşa Sanat okulunda öğrenci iken Askerlik dersime girmesi ürkekliğimi biraz azaltıyordu.

Sıra bana gelinceye kadar çocukluk Bayramlarım oynaştı düşlerimde. Dedem Mehmet Dizman ve Dayım Necati Dizman Bayram namazı için “Akmescit” Camiine gidişimiz, Eczane’de çalışırken tuttuğum bayram nöbetleri, babamın diktiği elbiseleri bayram sabahı sahiplerine götürüşüm, “Tahta Valiz”leriyle, yatıya geldiler sanki imgelerime.

Komutanıma yaklaştığımda, Kep’ini çıkar! Dedi. Topuk selamı bile veremedim, tanıdık bir yüzde umut bulmanın heyecanından. Elini öptüm, yanağını uzattığında, Kaktüs gülüşlü göz pınarlarım değdi yanağına. O bir kaç damla yaş Kızılırmak oldu göğüs kafesimde. Kelimeler düğümlenmişti o an. Sonra Bölük komutanıma döndü “ Tahsin! Ercüment, benim Askerlik derslerine girdiğim talebem, ziyaretine geldiklerinde çarşı izni verelim, ailesi elbiselerini üstüne göre düzeltsin” Dedi. Aysel Yengem kısa sürede elbiğsemi bedenime göre yapmıştı. Filinta gibi Bahriyeli olmuştum.

Bayram sevinci şakaklarıma girmişti birden, baklavayı unuttum, dudaklarımı ısırmıştım, duygu selinden.

Takvimler Efsunlu yapraklarını hızla döktüğünde, dört kardeş bir daha o Zemheri soğuk Bayram sabahları el ele tutuşamadık, birbirimizi hiç göremedik. Komutanlarımla uzun yıllar mektuplaştım, sonra haber alamadım.

Babamın yokluğuna annem de eklendi yıllar sonra. Sıcak yerlere uğurlanan göçmen kuşları gibi yüreğim.

Sevdiklerinizle beraber olmanın mutluluğunu yaşayın, keyifli Bayramlara kavuşun inşallah.