Beyhan Erdoğan

Beyhan Erdoğan

NADİDE ÖZÇAKIR'I SON YOLCULUĞUNA UĞURLARKEN GEÇMİŞE YOLCULUK

Yeni Kıroba Gazetesi köşe yazarı Mehmet Özçakır'ın sevgili annesinin ölüm haberini gazetede okuyunca üzüldüm ve duamı okuyarak ona Allah'tan rahmet diledim.

Sevgili Nadide ablamız, beni 1950 – 1955 yıllarına götürdü. Çeştepe İlköğretim Okulu'nu bitirmiştim. Aydın Lisesi Ortaokulu'na kaydolmak istiyordum. Babam, 'Hayır! Ramazan Paşa Kur'an kursuna yazılacak, Kemal ağabeyi gibi hafız, imam ve hatip olacak' diyordu. Ben anneme kendimi Menderes nehrine atarım yine de gitmem deyince etkili oldu herhalde ki, kolumdan tutup beni köyde bulunan bakıcı kadının evine götürdü. Konuyu annem anlatınca kadın bir de beni dinledi, sorular sordu. Nereye gitmek istediğimi sordu. Pencere kenarında duran koca bir kitabı alıp, rahleye koydu. Birkaç dua okuduktan sonra kitabı açtı. Sessiz sessiz, bizim duyamayacağımız kadar mırıltıyla bir şeyler okudu. Yanaklarımı ve başımı okşayarak, “Bu çocuğu Atatürk okuluna yollayın. Kur'an kursuna verirseniz ahireti zengin olur ama silik ve fakir bir adam olur. Yok, ortaokula giderse büyük adam olur. Zengin olur. Sizlere çok faydası olur. Sizlere bakacak oğlan budur” deyince eve döndük.

Akşam tarladan babam dönünce annem olayı daha da eklemeler yaparak anlattı. Babam ilkokul mezunu, annem ise hiç okula gitmemiş. Sadece Arapça harflerini biliyor. Kur'an okuyor, etrafına da okumayı öğretiyordu. O yüzden anneme Molla Fatma deniyordu. Babam bu bilgilere ne sevindi ne üzüldü. Sadece “Ben Osman Hocaya söz verdim, bana gönder onu da ağabeyi gibi hafız yetiştireyim” demiş.

Ağabeyim sesi ve makamıyla öyle isim yapınca Aydın'ın kumaş ve konfeksiyon tüccarlarından Boyacıoğlu ve arkadaşlarının yardımlarıyla İmam Hatip Okuluna gönderilmişti. Aydın'da İmam Hatip lisesi olmadığı için de dört yıl Isparta'da yatılı okumuştu. Sadece ve yavaş bir sesle anneme, “Yarın Aydın'a gidince durumu Osman Hoca'ya anlatayım” dedi.

Babam akşamüstü Aydın'dan köye gelince beni sormuş. Tarlada hayvanlara ot kestiğimi öğrenince yanıma gelmişti. “Oğlum, Osman Hoca'ya durumu anlattım. O da senin ortaokula gitmenin daha uygun olduğunu söyledi, deyince hemen boynuna sarılmıştım. Ama ona söz verdim, yazları Kur'an kurslarına gideceksin. 'Ben ona iki ayda Kur'an – ı bülbül gibi okuturum” demiş. Ben de hemen babama söz verdim. Her yaz Kur'an kursuna gidecektim. Ama sözümü tutmam mümkün olmadı. Çünkü iki tarla vardı. Pamuk, sebze çeşitleri vardı.

Çapa işi, mandalina işi, pamuk toplama işi. Bir inek ve buzağısı, bir manda ve malağı, bir eşek ve sıpası vardı. Bunlar azalmıyor, zamanla sayıları çoğalıyordu. İş yoğunluğundan kimse üzerime düşmemişti. Sadece ortaokula kaydımdan sonraki ilk yaz tatilinde çok sıkı bir kursa başlamıştım. Her gün erkenden 4 kilometre yürüyerek Aydın'a geliyor, kurs görüyor. Öğle arası köfte ekmek veya kuru fasulye yemek için Köfteci Cemal'in oraya gidiyor, öğle sonrası 1 – 2 saatlik çalışmadan sonra köye, tarlaya hayvanlara dönüyordum. Bir gün yanlış okumamdan dolayı hoca kulağımı fazla çekince epey kanamış ve gitmemiştim. Ama gidiyor gibi her gün Aydın'a gidiyor, parklarda oturup köye geri dönüyordum.

Ondan sonra bir gün evde bir hazırlık bir telaş. Meğerse Osman Yavuz Hoca, ailesi, çocukları ve torunlarıyla kamyonla bize geleceklermiş. O zamanlar taksi, otomobil mi var. Bisikletimiz bile yok. Ertesi gün yeni bir kamyonla köyümüze geldiler. Tarlaya geçtik. Her şey hazırdı. Yer ocakları yakılmış, saclar kızmış. Hamur kabarmış, hazır bekliyor. Bazlamalar, yufkalar, kızgın yağda pişirilen Kafkas börek çeşitleri, annemin yaptığı Çerkez peynirleri, bahçeden toplanan patlıcan, biber, domates, bamya, börülce, acur, kavun, karpuz, zerdali ve kara erikler hazır. Yeni ürün tarhana çorbası bile hazır.

Herhalde 15 – 20 kişilik bir mutlu kalabalık. Annemin babamın bu ziyaretlerden duyduğu mutluluğu, Yavuz ailesini, Özçakır ailesini unutamam. Yemekten sonra Osman Hoca, gelecek yaz kursa gene beklediğini söyledi. Besalet abi, Orta Mahalle, Cuma Mahallesi, Ilıcabaşı Mahallesi'nde tanınan, sevilen muhtarlardandı. Onunla dostluğumuz yıllarca sürdü. Cumhuriyet Lisesi, Aydın Lisesi Müdürlüğü yıllarımda yanıma geldiğinde muhtarlığın ihtiyacı olan tüm kırtasiye malzemelerini paket yapıp verirdim. O zaman muhtarlar şimdikiler gibi para mı alıyorlardı? Zafer Yavuz, Nurhayat, Ali İhsan Özçakır, Mehmet Özçakır, Nadide Özçakır, Osman hocanın eşi, annemin dünya ahiret kardeşi ve bu iki aile mensuplarını unutmam mümkün mü? Onlar bize gelince annemin, babamın en mutlu günüydü. Evimiz tarlamız bayram yerine dönerdi. Sevgili Nadide abla, beni kaç yıl gerilere götürdün?