Ercüment Köybaşı

Ercüment Köybaşı

SEFERTASLI YILLARIM

1960'lı yılların başlarıydı, Orta Okula yazıldım. Babam elimden tuttu, doğru top yatağına, Erkek Sanat Okulu Orta kısma kaydettirdi. Takım elbise, çanta, resim dosyası, başımızda şapka bir elimde Sefertası, diyerinde okul çantam.

İşin en zor tarafı aşağıdan o şirin görünen rampayı yaya çıkıyoruz, çoğu zaman. Aydın Belediyesinin şehir içi Otobüsü çıkıyordu Okula, bakır on kuruşa. Ama 50 kişilik otobüse, 150 kişi doluyor, O da yarı yolda kalıyordu, hatta motoru bile yanıyordu. Hatırlayanınız olmuştur, ben hiç unutmadım. O keskin virajları çıkarken, Sefertasları, çantalar savrulur, birbirine karışırdı.

En iyi çözüm erken evden çıkıp yaya gitmek. Yağmurda şemsiye taşıyamazsın, oraya çıkan evlerde saçak bile olmadığından güneşin bağrındasın. En hüzün verici yanı da yolda öğretmen gördüğünde şapka selamı vermek için Sefertasını, çanta tutan eline alırken Sefertasının düşüp, yemeklerin dökülmesiydi. Selam vermesen yukarıda hesap verirdik.

Sefertaslarını Atölye dersinde yanımıza alıyorduk ama Sınıflara koyamıyorduk. Bazı öğretmenler kokuyor diye yemekhane deki raflara koydururdu. O zamanda başka konuklar gelip tadına bakıyor, aç kalıyorduk yani.

Aydın'da o yıllar 3 lise vardı. Aydın lisesi, Ticaret Lisesi, Sanat Enstitüsü. Bizim okulda hiç kız öğrenci olmadı ama diğer liselerdeki kızlarda o siperli lacivert şapkayı takarlardı, illaki.

Okul akşama kadardı. Yatılılar, Trenciler, Çift dikişliler bir de beşten sonra Akşam Tekniker. Kantin giriş kapısının yanında Okul Müdürüne bitişikti. İmtihan kâğıdı, kalem, Bisküvi ve lokumdan başka bir şey satılmazdı. Şehre bakan büyük merdivenlere, simit, kıymalı şamişi börek getirirlerdi, ama onu da bir teneffüs alırdık. Kışın Sefertasları, yemekhanede veya basket sahasının kenarında açılırdı. Bahar gelince herkes çam ağaçlarının altına hatta üç gözlere gider zeytin ağaçlarının dibine yayılırdık.

Menüler çıkar, iki gözlü, üç gözlü sahanların içinden paylaşırdık zamanı Askeriye bandosunun gizemli notaları eşliğinde. Benim Sefertasım babamdan kalma idi, Çiviti mavi, Çinko, yani antika. Arkadaşlarınki bakır. Alüminyum ya da Plastik o yıllarda yoktu. Tabur çok yakınımızdaydı hatta öğle vakti onların kantinine bile giderdik.Börek, simit çok ucuzdu.

Ah!. O alçakgönüllü Sefertasım dört yıl taşıdım, Efsunlu yokuşun toprak yollarında. Öğretmenlerin servis arabası vardı, Çağla yeşili. Askeriyenin verdiği BMC motorunu bizden önceki öğrenciler Karasörünü yapıp Otobüse çevirmişler, adı da Düldül. Elektirkciler, Tesviyeciler, Marangozlar, demirciler, Temrin diye hep not almışlar, ama öğrencilerin binmesi yasak.

Kimler inip, çıkmıştır o Okul İmalatıyla. Okul Müdürü Erdoğan Altay, Halim Özen, Metin Danış, Metin Aydın, Okşan Eğri külah, Ahmet Dinçer, Kasım Toksoy, Ali Güleryüz, Hakkı Gökkavas, Fitnat Pekmezci, Gönen Sarıoğlu, Adnan Erol, Ulviye Akyol, Akın Altümsek, Ecmel Eroğlu, eski Müdür Ali Özyurt, Aziz Özkan, Mehmet Büke, Dr.Reşat Esenkan, Bekir Özyön, Nihat Göksel, Mustafa Renda, Kemal Şenol.

Veranda edasındaki çam ağaçların altında Aydın'ı seyredip yemek yerken hep birbirimize sorardık “ Bu Okulu bitirince ne olmak istiyorsun” Diye. Sanırım hiç birimizin düşüncesi gerçekleşmedi. Ben Aydın Lisesine gidenleri imrenirdim. Edebiyatçı, Tarihçi olmak idealimdi. Şiir yazmak çok hoşuma gidiyordu. Ama babam çocukluğunda Torna-Tesviyeci olmak istermiş. Babası terzi çıraklığına verince o hevesini benim üstümde denedi, rahmetle anıyorum.

Okulun Bando Takımı vardı ama ben İzci takımını tercih ettim. Voleybol, Atletizm ve Şiirde Okulumu temsil ettim. İftihara da geçtim, Okul yemekhanesinde yemek yemeye hak kazandım.

Okulun son günleri, Mayısın son haftasına girdik mi, imtihanlar bitmiş, notlar verilmiş olurdu. Hocalar sınıflarını, kekik kokan tepelere, zeytinliklere, pınar başına götürürdü. İki üç sınıf birleşirdik. Çeşme başında saçlar ıslatılır, kravatlar gevşetilir, bayan öğretmenin “kim şarkı biliyor” Demesini beklerdik.

O yıllarda Pop şarkıları kıvılcım olmuştu. Ajda Pekkan'ın seslendirdiği “ Atlı karınca, Erol Büyükburç'un “ Çil Horozum” ve Adamo'nun “ Her yerde Kar var” Sinemaların, Plakçıların ve gençliğin gündeminden düşmeyen lirik bahar şarkılarıydı.

Onların taklidini yapabilmek, şarkılarını söylemek geriye saramadığımız yaşamamızda birer anı olabileceğini hiç düşünemedik. Hele o boş derslerde, öğle aralarında Çay da yüzmek, Şelaleye gitmek, Kalfa köy sırtlarında Kedirgen toplamak yok mu ya, minik yüreğimizi heyecanın uçurumuna getirirdi.

Kimler kimleri ağırladı o şimdi ıssız yolların Mabedinde. Atölyelerinden çekiç, merdane, Hızar sesinden yoksun. Adı değişmiş, adresi de.

Orta kısmı bitirince İzmir'e, Mithatpaşa Sanat Enstitüsüne gittim. Teyzem ve Dayım sahip çıktı. Dayımlarda kalıyordum.Benim için çok değişik oldu. Aydın'da dökümhane vardı ama öğrencisi yoktu, Modelcide. Ben İzmir de Modelciliği seçtim. O yıl İzmir'de şapka kaldırılmış, Sefertası getirmek de yok, Okul caddesi üstünde, Troleybüsle gel-gitler. Kıravatsız okula kimseyi almazlardı. Okul yemekhanesinde yiyiyorduk yemeği. İftihara geçen, Atletizmde ve Sosyal faaliyetlerde Okulu temsil edenlere ücretsiz. En çok su böreği ve soslu makarna hoşumuza giderdi.

Dün sabah balkonumdan

uzun, uzun seyrettim, ağaçlarında sarı Asma kuşlarının oynaştığı eski Okulumu. Anılarda kalan günlerimi Epriyen yüreğimde hissettim. Yatılıların Mütalaa ışıklarını gördüm, sarı lambalı. Öğlecilerin yemekhane sırasını, Tek tiplerini giymiş, Fener alayı ile aşağıya inen Askerleri, Obuayı üfleyen Askeri bandocuları, Sefertası elinde patikaları tırmanan öğrencileri gördüm, İmgelerimde.

Hanımeli kokan baharlarda kalın.