Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ BAŞLANGICI

İlk ciddi kitle iletişim aracı kitap ve gazete gibi basılı çalışmalardır. Bu matbaa çağının başlamasıyla ilgilidir. Sökülüp takılabilir harf sistemi kitap sayısını artırır. Bu durum ulaşım vasıtaları olmadığı basında yerelliği ortaya çıkarır. Basında çeşitlilik yerellik vardır. Bu gerçek kamu görüşüdür. Ancak gazete ve kitapların gerçek manada kitle iletişim aracı olabilmesi için sanayi devrimine kadar beklemek gerekecektir. Çünkü matbaalar artık makineleşir ve kağıt üretimi artar ve ucuzlar. Bu arada tren gibi ulaştırma vasıtaları da ortaya çıkar sermaye birikimiyle beraber basında tekelleşmeye doğru bir gidişat olur. Karayolları ile bu zirve yapar. Gazete, kitap artık tam bir kitle iletişim aracıdır. Kitleleri harekete geçirmek için kullanılır. Manipülasyon aracı olarak da sıklıkla kullanılırlar. Aslında matbaa çağı ve ardından sanayi devrimiyle kavramlar da hızla değişir. Önceden el yazması kitaplar vardı. Bunlar sınırlı sayıda (4-5 kopya) çoğaltılabiliyordu. Buna batıda “book” denmekteydi. “Book” halen bir şeyi kaydetmek, rezerve etmek anlamında kullanılmaktadır. Ancak basılı kitaplar ortaya çıkınca bu kavramla karışmaması için “note-book” kavramı üretildi. Bizde kullanılan kitap sözcüğü de ketebe Arapça sözcükten üretilmedir. Kâtip de aynıdır. Ketebe yazmak, katip yazan, kitap ise yazılandır. Matbaa çağıyla birlikte ikinci kavram üretilmiştir o da defterdir.

Her şeyin anlamı değişmekteydi. Geçmişte pek çok yanlış anlayış hâkimdi. Ancak günümüz insanı da o günleri bugünün koşulundan baktığından pek çok yanlış mit üretmekteydi. Yanlış yanlıştı ancak bugünün insanının ürettiği pek çok mit de geçmişi suçlayan bugünü aklayan doğru diye takdim edilen yanlışlardı. «Gece tırnak kesilmez, uğursuzluk getirir.» Günün insanı buna saçmalık der. Elektriğin ve modern tırnak makaslarının olmadığı bir dönemde parmağını kesersen uğursuzluğun ne olduğunu anlayabilirsin.

Yasalarda, sertlik olabilir. Ancak keyfilik olamaz. Örneğin Friglerde saban kıranın cezası ölümdü. Bu ceza çok ağırdı. Ancak bu yasa bilindiği için aslında çok tepki çekmemekteydi. Keyfilik kanunların sertliğinden daha çok bugün başka, yarın başka, kişiye özel uygulamalardı. Kafam böyle esti bugün böyle demekti. Roma İmparatorluğunda da yasalar çok sertti. Ancak ilan edilmiş yasalar vardı. Yasaların bilinirliği tartışılsa da Romalıların pek çoğu keyfilik olmadığının farkındaydı. Bu nedenle Roma Devleti, siyasi, ekonomik, askeri gücüyle birlikte bir hukuk devleti olduğu için uzun süre yaşadı. Matbaa çağı ile birlikte yasalar da basıldı. Bu da kanunların bilinirliğini artırdı. Dolayısıyla insanlar uygulamadaki keyfiliği bu bilinirlikten dolayı daha fazla fark etmeye ve yakalamaya başladılar. Bu vatandaşlık bilincinin artmasına katkı sağladı. Avrupa'da demokrasinin başlangıcı aslında keyfiliğin önlenmesi mücadelesiyle alakalıdır.

Türkiye'de burjuvazi çok geç oluştu ve tepeden inme devlet tarafından var edildi. Bu nedenle burjuvazi Türkiye'de bilim ve sanatla çok ilgilenmemiştir. Bu nedenle milyonlar kazanan bir müteahhidin Mercedes binip vites koluna tespih takması kendine bir ifade biçimidir. Eğitimden para kazanan pek çok özel okul patronunun dahi bilim (gerçek anlamda) umurunda olmamaktadır. Neredeyse hiçbir sanat faaliyetine bilimsel çabaya destek vermemektedir.