Menderes Akdağ

Menderes Akdağ

Kitle İle İlgili Temel Kavramlar ve Aldatılmanın Aldatmanın Total Zihni

Kitle: Bir yerde toplanmış, bir araya gelmiş insan topluluğu, kütle, belirli işleviyle özellik gösteren büyük insan kalabalığı, anlamlarına gelmektedir.

Kitle Kültürü, aslında kültür değildir. Üretilen değil tüketilen bir şeydir. Kültürün meta haline gelmesidir. Kültürü, halk kendisi üretir. Kültürü devralır. Ona katkı sağlar ve bir sonraki kuşağa onu devreder. Önceden insanlar kendi gıdalarının çoğunu kendileri üretirdi. Kendi coğrafyalarına ait gıdaları daha çok tüketmekteydiler. Bunun için daha sağlıklıydılar. İskandinavya geyik, balık gibi gıdaları tüketirdi. Etle beslenme ve hayvani yağ kullanımı onlar için sorun teşkil etmemekteydi. Hatta bu gereklilikti. Soğuk iklim bunu hükmetmekteydi. Akdeniz'de ise zeytin, zeytinyağı ve ot kültürü hâkimdi.

Reklamlarla kitleler benzer şeyleri tüketime sevk edilmektedir. Ancak üretimden yana tavır alınmazsa pek çok olumsuzlukla karşılaşılabilir. Özellikle ithal mallar daha fazla tüketildikçe Hitlere benzer tiranların daha çok güdümüne girme riski ortaya çıkar. İnsanlığımızdan, benliğimizden çıkmakta bağımsızlığımızı da yitirme durumu dahi oluşabilmektedir. Kitle tüketimi müzikten, gıdaya, oradan ev gereçlerine, kitaba, sinemaya hemen her alanı ilgilendiren bir konudur .

Basın, kitap, cep telefonu, televizyon, radyo, sinema, internet kitle iletişim araçlarıdır denebilir. Bu araçlarla aynı anda milyonlarca insana ulaşmak mümkün hale geldi. Özellikle internet ve bilgisayar teknolojisi kitle iletişimde yeni imkânlar sunmaktadır. Bu mecrada sesli ve görsel materyal sunumu yapmak, web sayfası tasarlamak, haberleri iletmek, birtakım halkla ilişkiler faaliyetlerini yürütmek, kimlik inşası veya göstergesi olan bir takım guruplar veya hayran topluluğu oluşturmak mümkündür. Aynı mecra yazılı materyallerin sunumu, bir takım özel aktiviteleri de imkân vermektedir. İçerik anlamında böylesine bir kapsam toplumun neredeyse tamamını etki altına almaktadır. Bu etkinin kapsamıyla internet ve sosyal medya mecrası kitle iletişimi olarak adlandırılmaktadır. Aynı nedenlerden dolayı korku yaymak, toplumları harekete geçirmek, bir ürünün daha çok satışını yapmak, bir politik akımı veya figürü daha çok parlatmak için bu araçların sıklıkla kullanıldığı olmaktadır. Bu nedenle kimi zaman bu araçlara kitle iletişim silahları olarak adlandırılması tesadüf değildir.

İnternet ve sosyal medyanın çoklu uygulamalar sunması ve anında geri dönüt sağlaması gibi özellikleri bağımlılığı beraberinde getirmektedir . Bağımlılık aslında kişiye zarar verme pahasına haz sunmadır. Bu anlamda kitle iletişim araçlarının en büyük sorunlarından bir tanesi sahteliktir. Buna söz konusu mecrada kullanılan öfke dili veya kibarlık da dâhildir. İçtenlikten ziyade bir planın sonucudur.

Fabrikaların devreye girmesiyle tonlarca limonata üretildi. İçinde limon oranı çok azdı ve Amerika'dan getirilen nişasta bazlı şeker kullanıldı. Evde bir aile veya bir cemiyette 100-200 kişilik guruplar için yapılan limonata tonlarca yapılıp özü bozularak şişelendi. Bir şeyin kitlesel olabilmesi için onun hızına bakmak gerekmektedir. Seri üretim kavramı bu anlamda önemlidir. Sanayi devrimi(19. Yüzyılın başı) seri üretim için başlangıç kabul edilebilir. Ancak asıl seri üretim montaj hattının(Henry Ford) keşfedilmesiyle başladı. Bu teknoloji hemen her alanda kullanıldı. Örneğin 20 sayfalık 10 milyon gazeteyi bir gecede basıp tüm Türkiye'ye dağıtmak mümkün hale geldi.

Endüstriyel anlamında kitle üretimin başlaması kitle kültürünü de başlatır. Önceden en fazla 9-10 kişinin çalıştığı atölyelerde kültürel öğelerin ön plana çıktığı ayakkabılar üretilirdi. Şimdi binlerce ayakkabı tek fabrikadan çıkmaktadır. Amerika'daki ayakkabı ile Türkiye'deki arasında fark kalmamaktadır. Yine seri üretim emeğe olan ihtiyacı azaltmıştır. Bu nedenle okul süreleri uzatılır. İnsanlar daha fazla merkezi kültüre maruz kalmaya başlar. Yine boş zaman olgusu ortaya çıkar. Boş zamanı ise TV doldurmaya başlar. İnsanların çoğu kültür üretme anlamında artık pasiftir. Kültürü üreten televizyon gibi kitle iletişim araçlarıdır. Bu anlamda televizyon, internet, sosyal medya kitle kültürünün önemli bir aygıtlarıdır.

Kitle tüketimi, kitle kültüründe standartlaşma söz konusudur. Matbaanın kullanılması da bu standartlaşmanın bir ölçüsü kabul edilebilir. Erken dönem matbu evraklara bakarak Kaligrafi(el yazması-Hattat - Kâtip) açısından kişisel farklılıklar metinlerde daha fazladır. Matbaa ise tipografiyi (yazıyı standart bir şekle sokma tekniği) ortaya çıkarttır. Bilgisayar teknolojisi matbaayla gelen bu standartlaşmayı biraz kırmıştır. Bu durum aslında post-modern eğilimin sonucudur.

Matbaa ve selülozdan yapılma kâğıt devlet pratiğinde o denli önemlidir ki: Devlet kayıt tutmak demektir. Yazının bulunmasıyla birlikte ilk ciddi devletler ortaya çıkar. Ancak yazı tek başına yetmemektedir. Örneğin Eskiçağlarda Çin'de ipek kumaş ve bambudan yapılmış tahta, yazı için kullanılmaktadır. İpek aşırı pahalıdır ve üretimi zor ve kısıtlıdır. Bambu tahtaları ise çok ağırdır. Bu bağlamda İmparator Ch'in Shih Huang günde elli kilodan fazla evrak incelememe kararı ilginçtir. Çin'de sürekli hanedanlık savaşları yaşanmaktadır. Ancak merkezileşmek için iletişimin farkında olan tüm hanedanlar Çin'de tek egemen güç olmak için yazının pratik hale getirilmesi gerektiğinin farkındadır. Bu nedenle birbirleriyle acımasızca savaşa tutuşan bu hanedanlar bambu tahtaları ve ipek yerine yeni bir yazı aracının bulunması için sürekli uyruklarına teşvikte bulunur. Yıllarca yapılan denemeler sonucunda selülozik kâğıt bulunur. Origami sanatının burada ortaya çıkması tesadüf değildir .

Kâğıt ve yazı bugün imparatorluk dönemini anlatan neredeyse tüm filmlerde mit olarak kullanılmaktadır.

Kâğıtla ve diğer etkenlerle birlikte Çin imparatorluk haline geldi. İpek ticareti için Orta Asya kabilelerine(Türklere ve diğerlerine) haraç vermekten bıkan Çin Orta Asya'ya girdi. Arap dünyası da Orta Asya'ya girme eğilimindeydi. Çin kâğıt üretiminin formülünü bir sır gibi saklamaktaydı. Çin savaş esirlerinden Araplar bunu öğrendi. Maveraünnehir'de bu tarihten sonra (Semerkant, Taşkent, Buhara, İsfahan gibi kentlerde) onlarca medrese açılması ve kütüphane kurulması bu nedenle tesadüf değildir.

Matbaa öncesi Kuran-ı Kerim, kimi siyasetle ve bilimle ilgili kitaplar el yazması şeklinde çoğaltılmaktaydı. El yazması eserler, zor üretildiği için ve yüksek maliyet gerektirdiğinden bunlar çoğu zaman saraya takdim edilirdi. Çünkü sarayın mali desteği olmadan bunu yapmak neredeyse imkânsızdı. Divan şairleri için de aynı durum geçerliydi.

Kâğıdın batıya taşınması Haçlı Seferleri sırasında mümkün olur. Ancak söz konusu seferler sonrası Ortadoğu'da ve Anadolu'da kurulan Latin devletleri ve İspanya'daki Endülüs devleti eliyle batıya aktarılır. Bunda canlanan Akdeniz ticareti de etkili olur. 1400'lerde Gutenberg kullandığı kâğıtla, 750'lerde Çin savaş esirlerinin Araplara anlattığı kâğıt aynıdır.

Matbaa, sadece kitap, gazete değil matbu evrak basımını kolaylaştırır (şekil, şemalar ve boşluk doldurma şeklinde tasarlanmış evraklara). Bu durum devlet işlerinin hızlanmasına ve derli-toplu hale gelmesini sağlamıştır. En önemlisi kasa defteri gibi evraklarla şirketleşmenin veya ticaretin önünü daha da açmıştır. (Daha sonra bunlar elektronik şablon haline getirilerek bilgisayar yazılımlarında da kullanılmıştır).

Matbaa sonrası kilise, saray, soylular yazar ve çizerlerin hamisi olmaktan çıkar. Basım evleri, yayımcılar, burjuvazi yeni hami haline gelir. Yayımcılıkta pazar ekonomisi başlar. Basım için satılabilirlik ön plana çıkar. Böylece matbaa, roman, hikaye gibi türlerin önünü açar. Matbaa sonrası bilim ve sanat kitaplarının basılabilmesi için burjuvazi veya devlet burada yine hamiliğini korur. Satılması pek mümkün olmayan bilim, sanat kitapları, belediyelerin, kurumların ve burjuvazinin desteği ile basılabildi.

Önceden kütüphaneler vardı. Ancak bunlar sınırlı idi. El yazması eserler belli merkezlerde toplanmıştı. Örneğin Eskiçağlarda Batı Anadolu'nun ender kütüphanelerden bir tanesi Efes'teki Celsus kütüphanesiydi. Matbaa sonrası kütüphaneler yaygınlaştı. Halk kütüphaneleri ortaya çıktı. Bu yeni bir kamusal alandı. Bu kamusal alanlar TV ve internetin yaygınlaşmasına kadar önemini korudu.

Matbaa, kâtiplere bedel ödetir. Bu onların statüsünün değişimi şeklinde kendini gösterir. Ancak yazarlara daha geniş alan ve fırsatlar sağlar. Matbaa yazar

sayısı artırır. Yazarlara daha fazla insan ulaşabilme fırsatı verir. Matbaa, yazılı kültür ile yazı üzerindeki tekeli kırar ve sıradan insanların yazılı kültüre ulaşmasına katkı sağlar. Matbaa, geçmiş-gelecek zamanları, uzak-yakın mekanları, ölmüş-şimdi yaşayan-hatta

henüz doğmamış

kuşakları bir araya getiren ortak bir portal oluşturur. İnsanın zaman ve mekândaki etkisini artırır.