Alper Uzungüngör

Alper Uzungüngör

DEMOKRASİ TARİHİMİZİN BÜYÜK ADIMI I. MEŞRUTİYET NASIL İLAN EDİLDİ

Osmanlı devletinin son üç asrı gerileme dönemiydi. 16. yüzyılın sonlarından itibaren yönetim yapısı, askeri ve ekonomik sistemi bozulmuştu. İktisadi buhran nedeniyle borç ve faizlerini ödeyememiş, dış güçlerin desteklediği azınlık isyanları çıkmış, toprak tavizleri verilmişti. 18. yüzyıl'da ekonomik, sosyal ve askeri politikalarda değişiklikler yapılması zorunlu hale geldiğinden modernleşme siyasetiyle çözüm yolları aramıştı.

III. Ahmet, Lale devriyle (1718-1730) devlet ve toplum hayatına yeni bir anlayış getirmek istemişti. III. Selim'in 1789'da başlattığı batılılaşma çabaları canına mal olmuştu. II. Mahmud, 1808'den itibaren devletin ve toplumun çehresini değiştirecek reformların temelini atmıştı. Abdülmecid'in 1839'da ilan ettiği Tanzimat fermanıyla demokrasi sürecine girilmiş, fikri değişimin zemini hazırlanmıştı.

Abdülaziz'in 1861'de tahta çıkışıyla beraber bir yandan Ege adaları ve Mısır sorunu öte yandan mali kriz ve Balkan ayaklanmaları patlak vermiş, parçalanma tehlikesinin etkisiyle 150 yıldır devam eden yenileşme hareketleri önceliğini kaybetmişti. Padişah, Balkan topraklarındaki ayrılıkçı gayrimüslim ayaklanmaları durdurmak ve Batı'nın desteğini kazanmak için 1867'de 45 günlük Avrupa gezisi gerçekleştirmiş, ancak beklentileri karşılamayan bu seyahat balkanların kopuş sürecini hızlandırmıştı.

Rusya ve Avrupa ülkelerinin kışkırtmasıyla büyüyen balkan isyanları 1876'da Bulgarların Müslüman katliamına dönüşmüştü. Babıali ve aydınlar müdahale çağırısı yaparken Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye medreselerindeki öğrenciler sokağa çıkmış, günlerce süren gösterileri giderek yayılmış, kamu düzeni bozulmuş, Bulgar vahşetine aciz kalan Abdülaziz'in tahtı tehlikeye düşmüştü.

Tanzimat döneminde (1839-1876) gelişen Osmanlıcılık hareketinin temsilcisi Genç Osmanlılar Cemiyetinin (Jön Türkler) üyesi aydınlar ve Babıali görevlileri, Şeyhülislam'dan hal fetvası alıp 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i devirmiş, V. Murat'ı tahta çıkarmıştı. Devrik padişah gözaltındayken bilekleri kesilmiş bir şekilde ölü bulununca Çerkez Hasan isimli subay, Midhat Paşa'nın konağını basarak 5 kişiyi öldürmüş, Midhat Paşa canını zor kurtarmıştı. Bu olaylardan ötürü ruhsal bunalım geçirdiği iddiasıyla V. Murat'a 31 Ağustos 1876'da tahttan indirilmiş, yerine kardeşi II. Abdülhamit aynı gün tahta çıkmıştı.[1]

Abdülaziz'in tahtan indirilişi ve yeğeni II. Abdülhamit'in tahta çıkışı arasındaki 3 ayda iki padişah darbesi yaşanmış, 1 padişah ile 5 paşa öldürülmüştü. Cuntacılıkla itham edilen Midhat Paşa ise Babıali'de ve aydınlar hareketi arasında çok güçlü konumdaydı. İstanbul kamuoyunda alternatif iktidar odağı görülüyordu. II. Abdülhamit'in Midhat Paşa ile anlaşarak şartlı tahta çıktığı konusunda imzalanmış bir belgenin varlığından haberdar değilsek te II. Abdülhamit'in Midhat Paşa'ya sadrazamlık görevi teklif ettiğini, anayasa ve parlamento konularında söz verdiğini söyleyebiliriz.[2]

II. Abdülhamit tahta çıktıktan dört ay sonra Bahriye Nezareti'nde 23 Aralık 1876'da toplanan Tersane Konferansında demokrasi tarihimizin en somut adımı I. Meşrutiyet'i ilan etmiş, Sadrazamlığa atadığı Midhat Paşa ile Ziya Paşa ve Namık Kemal'in birlikte hazırladığı Kanun-i Esasi isimli ilk Türk Anayasası yürürlüğe girmişti. Konferans dağılmış, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının (93 Harbi) yolu açılmıştı.[3]

Meşrutiyet döneminde, mutlak monarşinin yerini meşruti monarşi almış, padişahın yönetimi kısıtlanmış, parlamenter meclis kurulmuştu. Anayasal niteliği bakımından önceki demokrasi belgelerine göre farklılık taşıyan I. Meşrutiyet 1,5 yıl sürmüştür. II. Abdülhamit, Osmanlı-Rus Savaşını (93 Harbi) bahane ederek 14 Şubat 1878'de meclisi kapatmış, Anayasayı askıya almıştı. Bir görüşe göre II. Abdülhamit samimi davranmamıştı. Tahtı ele geçirmek için Meşrutiyet sözü vermiş, amacına ulaşınca Meşrutiyet'e ve aydınlara ihanet ederek rejim darbesi yapmış, 30 yıl sürecek istibdat yönetimi kurmuştu.

Demokrasi tarihimizin üç evresinden birincisiyle ilgili kesit sunulan bu yazıda geçen milliyetçilik, parlamento, demokrasi gibi kavramlar, ortaçağın kan donduran cinayetleri, inanılmaz ittifakları ve yıllar yılı süren savaşlarıyla şekillenmiştir. İkinci demokrasi evremiz 1945'e kadar süren tek partili cumhuriyet idaresidir. Üçüncüsü ise 1946'da başlayan ve demokrasinin temellerini kurmaya çalıştığımız bugünkü evredir.

Yazan: Alper UZUNGÜNGÖR

Kaynakça:

(i) İsmail H. Uzunçarşılı, Midhat ve Rüştü Paşaların Tevkiflerine Dair Vesikalar, TTK, 1987. (ii) Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, Timaş Yayınları, 2010. (iii) Orhan Koloğlu, Abdülhamid Gerçeği, Pozitif Yayıncılık, 2015.

Dipnotlar:

[1] Şeyhülislam'dan padişahın hal fetvasını Serasker Hüseyin Avni Paşa, Genç Osmanlılar Cemiyeti başkanı, eski vali, adliye nazırı ve sadrazamlardan Mithat Paşa, Harbiye Mektebi Nazırı Süleyman Paşa, Müşir Redif Paşa ve Mütercim Rüştü Paşa almıştır. [2] Midhat Paşa, bu dönemde Danıştay başkanlığı görevinde bulunuyordu.

[3] Tersane konferansına Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katılmıştır.