Mehmet Özçakır

Mehmet Özçakır

TOPRAK'TAN ÇIKAN BİR AĞAÇ VE İNSAN

İnsanlar bir ideal ve inandığı uğruna hayatını adaması ne onurlu bir duygudur.

İnsanın doğasındadır ,inandığı gibi yaşamak.

Ardından bir iz bırakmak.

Unutulmamak.

Bilge KARASU , “ İnsan iz bırakmak ister. Tarih “yapar”, sanat yapıtları koyar ortaya, anısı kolay kolay silinmeyen iyilikler ya da kötülükler eder. Yazı bırakır, çizi bırakır, üremeyi soya dönüştürür, kanlı (ya da boyaya, çamura bulanmış) elini basar bir duvara, bir taşa, bir kağıda.” Der ardından iz bırakmak için.

Eğer yeni şeyler keşfetmek istiyorsanız , “ Bir yol sizi nereye götürüyorsa oraya gitmeyin, yol olmayan yerden gidin ki , iz bırakın” der bir başka ünlü.

Mevlana' nın deyişiyle,“Kamil odur ki, koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.”

“Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız “.Hz. Ali

Kimi yazarlar işte bu nedenle hala us'larımızda bu ölmez eserleriyle yaşarlar.

Peki ya ağaç dikenler,

İşte ona en güzel bir örnek ,

TEMA Vakfı'nın kurucusu "toprak dede" Hayrettin Karaca geçen yıl bu ay 97 yaşında yaşamını yitirmişti.

“Çok ödül aldım, ama en büyük ödülüm iki tanedir. Bunlardan biri, 2500 metre yükseklikte bir dağda, bir çocuğun beni gösterip, arkadaşlarına, 'koşun koşun erozyon dede gelmiş' demesidir. Diğeri ise bir kula nasip olmuş en büyük ödüldür, daha büyük ödül olacağına inanmıyorum; bu ödül de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmamdır.

Her ödülün kişiye verdiği bir sorumluluk vardır. Ben bu sorumluluk altında yaşıyorum, zaten beni çağıran da budur.” Herkesin bildiği adıyla “toprak” ya da “erozyon dede” Hayrettin Karaca'nın bu sözleri kaldı akıllarda. TEMA vakfının kurucusu Hayrettin Karaca geçen yıl bugünlerde 97 yaşında yaşamını yitirdi.

Hayrettin Karaca kimdir, gelin birlikte okuyalım,

Kırım muhaciri dört çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olan Hayrettin Karaca 4 Nisan 1922 tarihinde, Yunan işgali sırasında Bandırma'da dünyaya geldi. Babası Hocazade Halil Efendi, annesi Zehra Hanım. Üç buçuk yaşında kekeme olan Hayrettin Karaca, arkadaşları arasında kendini kabul ettirebilmek için küçük yaşına rağmen harman dövmekten buğday yıkamaya, mısır kırmaya kadar her işi yaptı.

İlkokula başladığında kekeme olduğu için alay edilip, dışlanan küçük Hayrettin kızların saçını çekip canlarını yakarak yaramazlık yapmaya başladı. O günleri kendi ağzından dinleyelim: Çekiyorum saçlarını kızların, canlarını yakıyorum. Sonunda kızlar beni, o vakit biz muallime diyorduk, öğretmene şikâyet etmişler. İşte o Zehra Öğretmen benim hayatımı değiştiren insandır. “Hayrettin gel evlâdım bakayım” dedi, gittim. “Uzat ellerini” dedi, uzattım… “Eyvah, cetvelle dövecek beni” dedim. Ama o “Aaa arkadaşlar, bu ellere bakın ne kadar güzel, yaramazlık yapabilir mi?” dedi. Bir daha yaramazlık yapamadım. Çünkü beni himayesine almış birine karşı gelemezdim” der anılarında.

İlkokulun son sınıfındayken şarkı söyler gibi ilk heceleri uzata uzata konuşmaya başlayarak ve öğretmeninin de yardımı ve sevecenliğiyle kekemelikten kurtulur. Çocukluğuyla ilgili bir başka anısını şöyle anlatır Hayrettin Karaca: “Biz 4 kardeşiz, dedim ya en küçüğümüz daha doğmamış. Ben 5,5-6 yaşındayım, benden sonra iki küçük daha var. Anacığım sabahleyin bizi doyurur, bana “Haydi evladım ayağımın altında dolaşma, git oyna” der. Ama ayakkabı giydirmez, neden biliyor musun? Mahalledeki çocukların hepsinin ayakkabısı yok, onun için… Kültür bu işte… Zengin olmak bu işte… Bayramda bile eğer mahalle çocuklarına da alındıysa giyerdim ayakkabıyı; ama akşamı zor bulurdum. Çünkü ayakkabılar ısırırdı ayaklarımı. Nasır bağlamış altları, dolu…”

Bandırma'da başladığı ilkokul eğitiminden sonra İstanbul'da Feyzi Ata Ortaokulunda okur. İstanbul Erkek ve Haydarpaşa Lisesinden sonra devam ettiği Boğaziçi Lisesinden 1940 yılında mezun olur. Daha on üç yaşındayken yeşil gözlerine vurulduğu Türkan Hanımla 1941 yılında evlenir.

İkinci Dünya Savaşının sürdüğü seferberlik yıllarında ailesinin triko örme fabrikasının başına geçerek çalışma

hayatına başlar. “Ben sanayici olmak istemiyordum. İstediğim edebiyatla ilgilenip kalan zamanımı doğayla iç içe geçirmekti. Fakat o günlerde babamıza karşı çıkmak söz konusu değildi.” diye anlatır mesleğini seçme nedenini.

Beş yıl evli kaldıktan sonra veremden kaybettiği eşi Türkan Hanımla evliliğinin ilk yıllarını da şöyle anlatır. “Biz Türkan'la yeni evliyiz, gittik Uşak'a. 2. Dünya Savaşının sürdüğü seferberlik yılları,

ekmek yok, çünkü karne yok. Bizim karnemiz var; ama İstanbul için var, Uşak'ta geçerli değil. Ekmeğimiz yok, yeni karneyi çıkartana kadar bir ay zaman geçti. Bir ay kestane yedik, patates yedik… Ne bulursak artık… Fırına gidiyoruz, dörtte bir ekmek veriyorlar. O günleri bilmezsiniz siz. Yok, hiçbir şey yok. Oğlumuz da işte bu günlerde doğdu…”

Ellili yaşlarında, Türkiye'nin ilk özel arboretum'unu (ağaç parkı, bahçesi) kurar Hayrettin Karaca. Y

urt içi ve yurt dışında gezdiği her yerden tohumlar toplayıp botanik bahçelerini gezer, bağlantılar kurar. Bugün Yalova'daki Karaca Arboretum'u dünyanın her yerindeki botanikçiler tarafından bilinmektedir.

14.000 türü barındıran arboretum aynı zamanda ülkenin tehlikedeki türleri için bir gen koruma merkezidir. Hannover Üniversitesi'nden Ekoloji profesörü Franz H. Meyer Hayrettin Karaca'dan “Şimdiye kadar hiç böylesine kişisel çıkar gütmeden, kendini insanlığın yararına çalışmaya adamış birine rastlamadım.” diye bahseder.

Hayrettin Karaca yurt içindeki gezilerinde Türkiye'nin anıtsal ağaçlarının fotoğraflarını çeker, onların korunması yönünde çalışmalar başlatır ve yetkilileri habitat ve biyolojik çeşitliliğin karşı karşıya bulunduğu tehlikelere karşı uyarır.

Hayrettin Karaca bu geziler sırasında Türkiye'de insan etkisinden kaynaklanan hızlı bir çölleşme tehdidinin de farkına varır. Bitki türlerinin yok olduğunu görür. Harap olmuş meralara, kuruyan şelalelere, yangınlar yüzünden veya tarla açmak üzere köylüler tarafından kesilmiş ormanlara rastlar. Gözlemlediği felaket karşısında sessiz kalamayacağını hisseden bu kendi kendini yetiştirmiş botanist, 70 yaşında yeni bir meslek edinir ve Türkiye'deki çevre çalışmalarının liderliğini üstlenir. Sanayici arkadaşı Nihat Gökyiğit'le birlikte 1992 yılında TEMA'yı, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı'nı kurar.

Yapılan uluslararası bir araştırmanın sonuçlarına göre Türkler arasında çevresel konulara duyulan ilgi Hayrettin Karaca tarafından kurulan TEMA vakfı sonrası yüzde 12'den %51'e yükseldi. İster bir köy kahvesinde 5-6 kişi, isterse akademisyenler ve hükümet görevlilerinden oluşan bir bilimsel konferans olsun, dinleyici kitlesi ve sayısı ne olursa olursun Hayrettin Karaca konuşmaktan ve çevre bilincinin oluşması için çalışmaktan vazgeçmedi. TEMA Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Hayrettin Karaca, üzerinden çıkarmadığı kırmızı kazağının sırrını açıklarken, “Bu kazağı 16 yıldır giyiyorum, sonsuza kadar da giyeceğim” şeklinde konuşmuştu.

Uzun yaşamına yaşı kadar birçok başarı sığdıran Hayrettin Karaca, 1998 yılında Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne lâyık görülmüştü. Karaca'ya ödülünü 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel vermişti. Hayrettin Karaca ayrıca . Hayrettin Karaca Alternatif Nobel ödülüne lâyık görülmüş, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da 'Orman Kahramanı' seçilmişti.

Kıyamet kopacak olsa da, elinizdeki son fidanı toprağa dikin “ öğüdünü yerine getiren “ toprak dede “ peygamberimize komşu olmuştur inşallah,

Allah rahmet eylesin, Mekânı cennet olsun büyük insan.

SÖZÜN ÖZÜ :

ÖLDÜKTEN SONRA UNUTULMAK İSTEMİYORSANIZ, YA OKUNMAYA DEĞER BİR KİTAP YAZIN YA DA YAZILMAYA DEĞER İŞLER BAŞARIN - BENJAMİN FRANKLİN

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

P.K:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.542.7608691