Beyhan Erdoğan

Beyhan Erdoğan

TODOR JİVKOV VE TÜRKLER (2)

Todor Jivkov ülkesinde görev yaptığı 30 yıl süre içerisinde kendi insanlarına da çok baskı yaptı. Türklere, Pomaklara, Müslümanlara, azınlıklara ve onların dinlerine, inançlarına, örf ve adetlerine karşı acımasız bir şekilde müdahale etti. Emirlere uymayanları cezalandırdı. Hapislere ve zindanlara attı. Çeşitli işkencelerden geçirtti. Kimi dayanamadı öldü. Kimi sakat kaldı. Dağları, ovaları, yemyeşil, bereketli sebze ve meyveleriyle cennet ülke kan ağlıyordu. İnsanlar bitkin ve sefildi. Ne zaman ki bağımsız, özgür devletler arasına girince Bulgaristan çok büyük değişime girdi. Cehenneme döndürülen bu verimli topraklar işlenince etraf cennete döndü. Özgürlük ve özgüven gelince her alanda gelişme yaşandı. Türkiye'ye kaçan Türklerin çoğu tekrar Bulgaristan'a göçtü. Evlerine kavuştu, arazilerini işlemeye, üretime katkıda bulunmaya başladı. Baskı, zulüm, faşizm, soykırım, asimilasyon bitince mutlu insanlarla ülke cennete dönmeye başladı. Türkiye, AB kapısında elli yıldır beklerken Bulgarlar AB'ye hiç beklemeden, sorgulanmadan üye oldu. AB fonlarından, kredilerinden faydalandı. Güçlü, mutlu insanlar ülkesi oldu. Türkiye'den Bulgaristan'a dönmeyen Türkler bu fırsattan yararlanmak, Avrupa Birliği pasaportu almak için çifte vatandaşlığa başvurdular. Bulgaristan bu konularda öyle ileri adımlar attı ki, çifte vatandaşlar için parlamento seçimleri için Türkiye'nin bazı şehirlerinde seçim sandıkları kuruldu. İzmir'de, İstanbul'da, Eskişehir'de, Yalova ve Trakya'da kurulan sandıklarda 2021 seçimleri için oy verdiler. Bulgaristan'a dönmeyen AB pasaportu alan, parlamento seçimlerinde oy veren bir yurttaşa oy verecek misiniz dediğimde, “Tabii vereceğim. Orada kurulan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisine oy verdim” deyince ne kadar sevinmiştim.

Bu hafta sonuçlar açıklanınca daha çok mutlu oldum. Bulgaristan'daki tüm milletvekili sayısı olan 240 kişinin 27'si Türklerden, Müslümanlardan seçilmişti. Yıllarca birçok acıya, baskıya, sürgüne uğrayan bu ülkenin insanları ve özellikle Türk ve Müslümanları, tüm haklarını alarak parlamentoya milletvekili gönderdiler. Özgürlük, bağımsızlık, cumhuriyet ve demokratik yönetim ne güzel bir yönetim. Hayırlı olsun, başarılı olsun ve hep birlikte kardeş olsunlar demekten başka ne diyebilirim ki…

1992 – 2001 yıllarında Aydın Lisesi'nde uygulamaya koyduğumuz Uluslararası Halk Oyunları Festivaline özellikle Bulgarları hep davet ettim. Aydın'da 7 – 10 gün kalan bu ekipleri evlerimizde, devlet misafirhanelerinde, bize ücretsiz oda veren otellerde barındırdık. Her biri ile çok özel durumlar yaşadık ama Bulgarlar bizim için hep özel olmuştu. Otobüsle gelenlere, Türkiye'de birkaç gün daha kalacaklarını söyleyenlere, Aydın halkının, esnafın öğrencilerimizin verdiği yiyecek ve içecekleri, hediyeleri sunarken soruyoruz. Özel bir istekleri var mı diye. Bulgarların sevimli hanım başkanına sorduğumda: “Bunları vermeseniz de olur. Bizim en büyük ihtiyacınız, eksiğimiz sabundur” deyince epey şaşırmıştım. Benim şaşkınlığımı görünce: “Rusya'dan ayrılınca bu alanda doğan eksiklikleri bir türlü kapatamadık” deyince ben 1 – 2 saat içinde bunu halledeceğimi söyleyince bu sefer onlar bana şaşkınlıkla bakmıştı. Sabun fabrikası sahibi Bilal Sabuncu ağabeyimize telefon ettim. Konuyu anlattım. Zaten her yıl bu bağışları sürekli yaptığından. “Ne demek, Beyhan'cım, derhal, ne kadar istiyorsan söyle. Okula göndereyim” deyince müjdeyi onlara verdim. Bilal ağabeyimizin ve fabrikada birlikte çalıştıkları, Ali, Mehmet, Haluk, Ahmet Sabuncu kardeşlerimizin her yıl kuruş almadan gelen her ekibe yaptıkları sabun bağışlarını unutur muyum hiç.

Bir saat içerisinde okula teslim edilen sabunların dökümüne bakın. Her öğrenciye içerisinde dörder tane sabun olan paket. Yöneticilere daha büyük paket. Okullardaki öğretmenlere dağıtılmak üzere küçük paketler ve ayrıca iki büyük torbaya sıralanmış çeşitli sabunlar. Hediyeleri müdür odasında dağıtıyoruz. Bulgar yöneticisi bayan ille bunların karşılığını vermek zorundayız diyor. Para teklif ediyor. Ben kabul etmeyince söyledikleri ilginç: “Bizde sabun çok değerledir. Mutlaka bu değerin karşılığı verilmelidir, yoksa alamayız” deyince bir duraklama oldu. Ben el sıkışalım yeter deyince, yönetici, o kadarla geçiştirilemeyeceğini söyleyip bana sarıldı. Her iki yanağımdan öptü ve bunu bir daha tekrarladı. Bu sevgiler, bana değil, Bilal Sabuncu ağabeyime gösterilmeli dediğimde, hemen, hadi, ona gidelim diye cevap aldım. Fabrika uzak dedim. Aynı zamanda onlar kalabalık dediğimde. “Olsun, biz 30 – 35 yıl Todor Jioko'nun bütün zorluklarını karşıladık, bize sunulan bu sevgiyi mi karşılayamayacağız” deyince hepimiz kahkaha atmış, birbirimize yeniden sarılmıştık.

Rahmetli Bilal Sabuncu ağabeyim. Sabunların karşılığını ben konuklarımdan aldım ama sana bir şey veremedik ona üzülüyorum. Ruhun şad olsun demekten başka ne yapabilirim ki?

Yukarıda sabun olayını anlatınca yine festivalimize katılan ülkelerden Polonya ile yaşadığımız anımızı anlatmadan geçemeyeceğim.

Şu an arşivime bakmadan hangi yıl olduğunu tam olarak hatırlamıyorum ama yakın ihtimalle 1992 yılından sonra sanıyorum. 7 – 8 gün sonra festival bitti. Her ekip ülkesine döndü, dönüyor. Polonyalılar daha Ruslardan yeni ayrılmışlar. Aydın'a biraz modeli düşük bir otobüsle gelmişlerdi. Arıza yapınca sanayiye götürdük. Tamirini ve bakımını yaptırdık. Bu işi de ücret ödemeden bitirdik. Bulgarlara sorduğumuz gibi yiyecek içecek şeyler teklif ettik. Başlarındaki öğretmenin verdiği cevap yine unutamayacağım olaylardan biriydi. “Müdürüm, bize verebileceğiniz en değerli şey: diş fırçası ve diş macunu” cevabı oldu. Ülke daha toparlanamadığından öğrencilerin, öğretmenlerin en acil ihtiyacı buymuş. Bu işi de bir saat içinde halledip bu güzel insanları ülkelerine uğurladık.