Ali İhsan Özçakır

Ali İhsan Özçakır

EĞİTİMDE KORKULARIMIZ NELERDİR?

Önce öğrencilerin korkularından başlayalım. Daha ilk günden okulda başlar çoğu kez korkular. “Anne beni yalnız bırakma !” Sen de kal yanımda, ne olur! ” diye tuttururlar ağlayarak. Okulda yalnız kalmak istemez minikler. Yeni bir hayatın eşiğinde olmanın ürkekliğidir bu. Okula alışmaları için ”ana sınıfları” na ve öncesinde kreşlere devam edenler ilköğretimin ilk yılında daha uyumlu olmaktadır.

Bu nedenle minikler alışsınlar, büyük sınıflardaki abla - ağabeylerinden korkmasınlar diye de, onların eğitimi bir hafta önceden başlar. Ardından “arkadaş edinememe korkusu” yerleşir minicik yüreklerinde. Öyle ya, o yaşa gelene kadar evdekilerin “Sakın yabancılarla konuşma !”, “Tanımadıklarınla arkadaş olma!” “Kimseden bir şey alma !”uyarıları etkisini hala sürdürmektedir.

“Okula geç kalma korkusunu” çoğumuz yaşamışızdır. Hele idareden (okul yönetiminden) derse girmek için “izin kâğıdı alabilme korkusu” hepsinden kötüdür. Müdür yardımcılarını ikna etmek için, kabul edilebilir, değişik mazeret üretebilmek o kadar kolay değildir.

Şimdilerde yapılıyor mu bilemem ama “ev ödevlerin kontrolü” korkusunu da yabana atmayınız. Ödevinizi yapmayı unuttuğunuz anda, öğretmeniniz sıranızın yanına geldiğinde neler hissetmiştiniz? Hele bazı öğretmenlerimizin yaptığı gibi, habersiz ”Çıkarın kâğıtları, yazılı sınav var! Yaz soru bir! ” alarmını duyan öğrencilerin panik atakların en büyüğünü yaşadığını unutmamalısınız.

Sözlü sınav için, “kurban arayan bakışlarla” her bir öğrencinin yüzüne tek tek bakan, bakarken de “sözlü sınav korkusuyla” bizleri titreten öğretmenlerimiz de oldu zamanında. Hazırlıksızsanız, yüzünüz renkten renge girmiştir mutlaka. Bilirsiniz “not korkusu” çok hasta eder öğrencileri.

Öğrenciliğimizden biliyorum, “Sigara, çakı, vb.” araması için ansızın kapıyı açıp, komutan edasıyla sınıfa dalan müdür yardımcıları karşısında “yakalanma korkusu”ndan birçok arkadaşımızın – çakısı olmasa bile - tir tir titrediğini hatırlarım öğrencilik yıllarımda. Tuvaletlerde ani baskınlarla “sigara araması” da cabası olurdu. Sahi “delil olarak” el konulan paket paket sigaraları ne yaparlardı acaba o zamanki idarecilerimiz? Her halde sigara içenlere ikram ederlerdi.

Disipline gitme korkusuna gelince. Öğrencileriyle baş edemeyen öğretmenlerin en önemli silahının “disiplin kuruluna sevk etme” olduğunu bilmeyen yoktur. Okuldaki kuralların dışına çıkan ve olaylara karışan, çeşitli nedenlerle ifadeleri alınan öğrencilerde ”disipline gitme korkusu” yıllarca çıkmaz. Hele işin içine “dayak korkusu” da eklenirse, okuldan uzaklaşmaları kaçınılmaz olur. “Tasdikname alma (okuldan uzaklaştırılma) korkusu” hepsinden beterdir. Davranış notunun düşürülmesi de öğrencilerin geleceği için bir kabus gibidir.

Karne alma, takdir veya teşekkür ile ödüllendirme heyecanı çoğu kez, özellikle durumu kritik olan öğrenciler için “karne alma korkusu”na da dönüşebilir.

ÖĞRETMENLERİN de korkuları vardır. Müdür Beyle ters düşmek, başka okullarda görevlendirilmek, öğrenciler arasında adının çıkması gibi. Kıdemli öğretmenlerin aday öğretmenler üzerinde egemenlik kurma istekleri, aday öğretmenlerde çoğu kez çekingenlik yaratmaktadır. Aday öğretmenlerde genelde “sınıfı yönetememe korkusu” bulunur. Özellikle henüz öğretmenlik heyecanını yitirmemiş olanlarda “derse iyi hazırlanamama”, “başarısını nasıl yükselteceği kaygısı”nın ve “ders denetim korkusu”nun olması doğaldır. Okul müdürüyle ters düşen öğretmenler ise, “düşük sicil notu alma” ve “başka okullara gönderilme korkusu” hep tedirgin etmiştir. Bu tedirginlik onların verimlerini de düşürür. Psikolojik Danışman veya rehber öğretmenlerimizin en büyük sıkıntısı da, sınıflarda öğretmenlerin yapması gereken işlemlerin yapılmasında, çoğu öğretmenin, rehberlik işlerini önemsememesi ve “adam sendeci” olmasıdır.

OKUL MÜDÜRLERİNİN korkuları arasında “okula hâkim olamama”, “okulunda öğretmenler veya öğrenciler arasında olayların çıkması”, “kayıtlar esnasında çevre baskısı” ve “okulunun başarısının düşmesi”, ”hakkındaki şikâyetlerin üst makamlara iletilmesi” ve merkezde görev yapıyorsa, “başka ilçede görevlendirilmesi”ni sayabiliriz. Vekil müdürlerin korkusu da, yetkilerini –asil müdürler gibi - tam olarak kullanmaktan çekindiği için, “okulu yönetememe ve sözünü okuldakilere dinletememe”dir.

Bunlara ek olarak, milli eğitimde ve okullarımızda eskiden beri yerleşmiş olan “performans denetimi” ve “müfettiş korkusu” hala etkisini sürdürmektedir.

ÖĞRENCİ VELİLERİNİN korkularına gelince; çocuklarının okul önlerinden “kaçırılma korkusu” ile onlarla her gün okula gidip-gelmeleri, “uyuşturucu tuzağına düşmemeleri” için, dedektif gibi çalışmaları, “okullarda –günümüzdeki gibi - salgın hastalık” olursa diye endişe etmeleri boşuna değildir. Çocuklarını okula kaydettirirlerken de, “kayıt parası”, ”okula katkı payı” korkusunu da yaşarlar. En önemlisi de Lise son sınıfta çocuklarının “bir üst öğrenim kurumuna giremeyecekleri korkusu”dur şüphesiz.

ÜNİVERSİTE ÇAĞINDAKİ GENÇLERİMİZİN de “istediği yere girememe”, “kredi alamama”, “mezun olduktan sonra iş bulamama” korkularının olduğu çok iyi bilinen bir gerçektir.( Günümüzde olduğu gibi).

EĞİTİM YÖNETİCİLERİMİZİN ise, - il bazında - eğitimdeki bu korkuların tümünü yaşadıklarını söylememe gerek yok. “Korkunun ecele faydası yok“ demişler. Okullarımızdaki rehber ve psikolojik danışmanların ve ilgililerin, sık sık yapacakları konferans ve seminerlerle bu korkuların bir kısmını gidermeleri yerinde olur. Diğer korkuların da yok edilmesi, yetkililerce –geçmiş uygulamalardan ders alınarak – toplumumuza uygun yeni yasal düzenlemelerin yapılması, eğitimin (yaz-boz tahtası) haline getirilmeden, kalıcı bir şekilde olmak üzere uygulamaya geçilmesi ile mümkün olur.

Bu korkuları nasıl giderebiliriz? Kanımca; her şeyden önce karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü ile herkes görevini ve sorumluluğunu bilerek - hakkıyla yerine getirmeye - çalışırsa, sorunlar kendiliğinden çözümlenir. Ancak bunun için de, ilişkilerimizde gülmeyi değil, “Gülümsemeyi”, “Lütfen” ve “Teşekkür ederim” i her zaman, yeri geldiğinde de “Özür dilerim” i kullanmasını da bilirsek, sorunun değil çözümün bir parçası oluruz. Ne dersiniz?

Sevgiyle kalın. Saygılarımla.

Ali İhsan ÖZÇAKIR

MEB. Emekli Bakanlık Başmüfettişi