Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

ARJANTİN'DE OSKARLIK MANZARALAR

Tarih: 11 Kasım 2006

Buenos Aires Stadı.

Arjantin'in köklü kulüplerinden Independiente'nin futbol mabedi burası. Bu kulübü Jorge Burruchaga çalıştırıyor. Muhabir yazarımız röportaj istemiş. O da stadyuma davet etmiş. Burruchaga, 1986 Dünya Kupası'nın unutulmaz kahramanlarındandı.

Antrenmanda Kitap Değiş Tokuşu

Muhabir – yazarımız izlenimlerini şöyle aktarıyor: Takım antrenmana yardımcı hocayla başlamış; Burruchaga henüz yoktu. On dakika sonra eşofmanın paçasını kıvırmış haliyle ve elinde katlayarak okuduğu bir kitapla sahaya doğru ilerledi Burruchaga. Önce şaşırdım, sonra da ne okuyor diye merak ettim.

Yardımcısına "Daha ne kadar koşturacaksın takımı diye sordu. “Beş dakika daha" karşılığı gelince hoca okumaya devam etti. Sonra da takıma ağır bir antrenman yaptırdı. Röportaja başlamadan önce aklım hala okuduğu kitaptaydı. Sandalye de duran kitabı aldım ve baktım. “La Hojarasca?

Latin Amerika'nın yarayan efsanesi ünlü yazar Márquez'in ilk eseri Yaprak Fırtınası.

Sordum: “Çok okur musunuz? Daima!" dedi. Belliydi. Antrenmanda bile elinden kitabın düşmediğine tanıktım. Bu arada takım kaptanı Montenegro hocasına okuduğu kitabı ne zaman bitirebileceğini sordu. Burruchaga, yarın sana vereceğim dedi. Burruchaga da Montenegro'ya okuduğu kitabı bitirip bitirmediğini sordu. O da ortalarda olduğunu söyledi. Anladım ki teknik adam ile futbolcu arasında kitap değişimi yapılıyor. Sorum üzerine oyuncusunun Marquez'in ölümsüz eserlerinden Kırmızı Pazartesi'yi de okuduğunu belirtti. Sanki stadyumda değil, bir açık hava kütüphanesindeydim.

Soyunma Odasında Kitaplar Şaşırdığımı söyleyince Burruchaga, "Daha bu ne ki... Dercesine beni takımın soyunma odasına götürdü. Pes dedirten manzarada çoğu oyuncunun giysilerinin yanında bir de kitap vardı. Kimi Pablo Neruda'nın şiir kitabını, kimi Gabriela Mistral'in öykülerini, kimi Meksikalı Carlos Fuentes'in Terra Nostra'sını (Bizim Toprak) okuyordu.

İncil bile vardı. Ve Burruchaga soze girdi: "Okuduklarından dolayı olaylara farklı açılardan bakabilen bir oyuncu grubum var. Her futbolcu ayda mutlaka bir kitap okumak zorunda. Çoğu okuyor ama okumayanları da ben okumaya zorluyorum.» Muhabir-yazarımız, “Yararını görmüşsünüzdür" der.

"Elbette. Daha dingin ve daha sakin oluyorlar. Hırçınlık en aza indi. Cervantes in Don Kişot 'unu okuyan bir oyuncum var. Kitaptan sonra hayalleri daha da büyüdü zaten.

>> Bu örneği verirken de gülüyor.

Burruchaga'nın bende iz bırakan sözü, "Takımda hırçınlık en aza indi oldu diyor, muhabir yazarımız ve şöyle yorumluyor" Gördüklerim, yaşadıklarımdan sonra dünyada bu coğrafyanın neden her zaman ilgi çektiğini şimdi daha iyi anlıyordum."

Kütüphane Stadyumlar Muhabir yazarımız Latin Amerika izlenimlerini paylaşmayı sürdürüyor.

“Maç günü.

İlk kez Latin Amerika'da bir derbi maçı izlemenin heyecanını yaşamaktayken tribünlerde gördüklerim tüylerimi diken diken etti. Bakın ne stadyumlar var Arjantin'de.

Hem stadyum, hem kütüphane.

Estadio Libertadores de America Stadı'nın tribünlerinde yetmiş beş bin çılgın vardı. Maçı da efsane hakem Horacio Elizondo yönetiyordu.

Ve maç başladı.

Devre arasına kadar her şey bildik türdendi. Çıldıran, coşan on binler, yeri göğü inletiyordu. Ama bu deliler (!) ordusu, devre arasında ne yaptı biliyor musunuz? Kitaplara sarıldı! Tekrarlıyorum, kitap okudu! Hakem Elizondo'nun ilk yarıyı bitiren düdüğü oyunculara, "Soyunma odasına !", o çılgın taraftarlara da “Kitapları açın!” komutuydu sanki. Devre arası, stadyumdakiler için bir nevi öfkeden arınmaya dönüştü. Buna, ben diyeyim on beş dakikalık kültür şekillenmesi, siz deyin romantizm kuşağı. Cep kitapları birçok taraftarın pantolonunun arka cebindeydi. İncil de okuyan vardı.

Hele o sırada kırk beş dakika bağırmaktan yüzü kıpkırmızı olmuş gencin, kız arkadaşına şiir okuyan görüntüsü tam Oscarlıktı. Locadan çıkıp romantik fanatiklerin yanlarına gittim. Flavio, esmer güzeli Erica'ya, Neruda'nın Aşk Sonesi şiiriyle sesleniyordu.

Anlayacağınız, tangocuların diyarında yeşil zemindeki oyun kadar, tribündeki gösteri de çok çekiciydi” diye anlatıyor muhabirimiz – yazarımız.