Mehmet Özçakır

Mehmet Özçakır

SİYASET VE MİZAH BİR SANAT'TIR

Siyaset hem halka hizmet aracıdır, hem de bir sanattır.

Ama bugünkü gibi ,kavga dövüş, küfür aslında bir vandallıktır.

En çok bağıranın ,en çok sesi çıkanın , haklı sanıldığı ülkemizde,

Duruşmada veya keşifte en çok konuşan Avukatın makbul olduğu ,

Yüksek sesle bağıranın en mağdur ve haklı olduğu zannedilen memleketimizde , halk edebiyatımıza giren bir sözümüz çok anlamlıdır.

İşte bu anlamlı söz ne der bilirmisiniz..?

“boş teneke , çok ses çıkarır..”

Muhalefet etmek kavga etmek , çamur atmak ,değildir.

İktidar olmak da “benim dediğim dediktir “ hiç değildir.

Dediğinin , söylemesini bilmek ve karşındakine anlatabilmektir.

Zaman gelir , bir çuval söz yerine, bir veciz söz her şeyi anlatır.

Mizah ve hiciv , en kısa yoldan her şeyi anlatır, hem güldürür , hem de eleştirir. Muhatabını da tebessüm ettirir..!

Eskilerden hiciv ustaları idarecileri, yöneticileri , hem güldürür , hem de kendi menzili maksuduna yaklaştırırdı.

Kırmadan dökmeden, taşı gediğine koyar, her siyasetçi de buna tahammül ederdi.

Hatta Demirel ve Özal mizah dergilerinde çıkan karikatürlerinin aslını çizerinden ister, duvarına asarlardı.

1950 yılında yayınlanan bir mizah dergisi o yılların siyasi partilerini işte böyle hicvediyordu.

Mizahtan hicivden korkmamak gerekir.

Bu küçültücü bir araç olarak görülmemelidir.

Tahammül etmek, olgunluktur , erdemdir.

Çinlilerin ünlü atasözündeki “ gülmesini bilmeyenler bakkal dükkanı açmasın “ dedikleri gibi,

Eleştiriye katlanamayan , asla siyaset yapmamalıdır.

Güç zehirlenmesi ile önüne gelene çamur atmamalıdır.

Ama bunu bugün siyasetçiler de bunu görebilmek çok zor.

Bir karikatürden kaç siyasetçi dava açmıştır, kaçından çizer beraat etmiştir, yargılanmış veya hapistedir..!

Hakaret ile eleştiri ince bir çizgidir.

Eskiler bunu çok güzel yazar çizer ve muhatabı da güler, geçerdi.

Akbaba, Markopaşa, Aydede, Karagöz Çaylak bu dergilere birer örnektir.

Akbaba dergisi ise , yakın tarihimizin Mizah ve hicvin duayenidir.

Bir sayısının kapağında Atatürk, (BEN SİZE BU VATANI BÖYLE Mİ BIRAKTIM..!) deyişi, 60 yıl önceki bu dergi kapağı, ne kadar çok bugüne benziyor..!

(SİZ BANA AĞLAMAYIN ASIL BEN SİZE AĞLAYAYIM..!)

Ünlü hiciv ustalarından ,Şair Eşref kaymakam olarak atandığı Kırkağaç'ta bir ev satın alması nedeniyle , söylenti çıkaranlara karşı aşağıdaki dörtlüğü söyler.

Ağzıma ne gelirse söylerim,

Ne solum Eşref, ne sağım var, benim.

Ölsem ayrılmam vatandan bir karış,

Kırkağaç'ta çünkü bağım var , benim.

Bugün İzmir de Fuar ın karşısında meydanda dikili Şair Eşref anıtı adeta görenlere bir şeyler mırıldanıyor gibi bakar gelen geçene..!

Şair Eşref'in dilinin keskinliği nedeniyle İzmir'den Sivrihisar 'a (Eskişehir ) tayini çıkarılması üzerine , Akhiar'a tayinini talep edilen aşağıdaki dörtlükle İzmir Valisi Kamil Paşa'ya seslenir.

Beni Sivrihisâr'a merhamet et oturtturma,

Kerem kıl Akhisâr'ı, dersen İzmir'den ırak olsun.

Mücerred bir hisâr'a gönderilmekse eğer maksad,

Efendim başı sivri olmasın da, bâri ak olsun!

Oturtmak, aynı zamanda atamak anlamına geliyordu.

Yapılan tayinine ilişkin itirazını bu dörtlükte Hisar olacaksa , sivri değil “ ak “ olsun diyerek “Akhisar “ a tayinini yaptırır.

Bir başka hiciv üstadı Neyzen Tevfik de Şair Eşref kadar güçlü kalemiyle akıllarda kalan dörtlükler yazar.

Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemde, Neyzen'e sorarlar: “Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?” Neyzen, “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım” der.

Devrin ileri gelenlerinin de bulunduğu bir toplantıda neyini üflerken kendisini dinlemeyip konuşanları görünce çok öfkelenip söylemiştir.Öfkesini şu dörtlükle söyler.

Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san'atımı,

Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.

Bezm-i mey'de (içki meclisinde ) süfehânın (zevk ve eğlenceye düşkün kişilerin) saza meftun ( gönül vermiş ) oluşu,

Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir!

Başvekil İsmet İnönü'nün Sümerbank bez fabrikasını açtığı günlerde, Türk Dil Kurultayı'nda dil profesörü Ahmet Caferoğlu'nun 1932 yılında yaptığı konuşmasının yarattığı hoşnutsuzluk üzerine söylemiştir bu dörtlüğünü.

Fabrika yaptı Sümerbank bez için,

Çok muazzam bir eser bu, lâf değil!

Dil işinde ehl-i dil tezden dedi,

Sı…tı Cafer, bez getirsin Başvekil..!

Mazhar Osman, Neyzen Tevfik'e içki içmeyi yasaklamış. İçmeye devam ettiği takdirde hayati tehlike doğacağını söylemiş. İleri derecedeki samimiyetlerine dayanarak içki içmeyeceğine dair bir de and içirmiş Neyzen'e. Aradan zaman geçmiş, Mazhar Osman, Neyzen Tevfik'e bir yerde içki içerken rastlamış, hemen hatırlatmış: “Hani sen içki içmemek üzere and içmiştin?” Neyzen şöyle cevap vermiş: “Üstat, biz fakir adamız.. Bulunca içki içeriz, bulmayınca and içeriz…”

Dr. Fahrettin Kerim Gökay 'içkinin zararları' konulu konferansını vermektedir.

Bir ara: “Rakı'nın her kadehi, hayatımızı bir saat kısaltır” der. Dinleyiciler arasında olan Neyzen yerinden fırlayıp bağırır: “Eyvah, yandık!” Hayrola, diye sorarlar. “Hesap ettim, meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş..!”

İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen, “Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.” deyince adam, “Genç yaşta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?” diye sorar. Neyzen de verir cevabı: “İşte ben de onun için benzetiyorum ya, fasulye de sırığa sarılarak büyür.”

Neyzen'in sevmediği tek şey, otoriteydi. O yüzden devlet erkânı ile iyi geçinmezdi. Yalnız, Atatürk'e çok bağlıydı. Atatürk'ün ölümünden sonra günlerce evinden çıkmadığı söylenir. Yukarıdaki satırları Atatürk'ün ölümünün ardından 1938'de yazmıştır.

Tanrı ölmez, O dilerse görünür bir müddet,

Kaybolunca O'nu kalbinde bulur her millet.

Biliyormuş kaderin cilvesini evvelce,

Bütün ecrâm-ı semâ yasla büründü o gece.

Yaklaşan bir acı önce güneşi korkuttu,

Ay tutuldu diyemem gökyüzü mâtem tuttu.

Ata geçtin ebedin mevki-i müstahkemine

Bir direktif veriyor arza, beşer âlemine!

Bize ilhâm ile isâl ediyor her haberi,

Ki O'nun kudret-i külliye, emirber neferi.

Bağladı dâr-ı fenânın ebede telsizini,

Güdelim açtığı yollardan mübârek izini.

Atatürk'ün beşere sunduğu peymânı budur:

Atatürk'e inananlar er olur, sulhu korur!

SÖZÜN ÖZÜ :

İNSAN GÜLEBİLDİĞİ KADAR İNSANDIR.

Mehmet ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.542.7608691