Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

LATİN AMERİKA'DAN ŞAHANE MANZARALAR

“Neruda ! Fuentes ! Vargas Llosa !” Diye Bağıran kitapçı

Muhabir - yazarımız "Efsane Değil İnsanım” kitabında Brezilya izlenimlerini anlatıyor:

2010 yılında Brezilya'da Sao Paulo'daydım. Formula 1 yarışları için. Brezilya liginde de son iki hafta oynanıyordu. Maçın adı Sao Paulo. Corinthians idi. Fenerbahçe günlerinde tanıştığım Roberto Carlos'la mastan sonra buluşmak üzere sözleştim ve maça gittim. Stat önüne geldiğimde o göz kamaştırıcı olayla karşılaştım. Gördüğüm ne bir taraftar kavgası, ne de polisin sıktığı tazyikli suydu. Alışmışım ya stadyum önlerindeki bu bildik görüntüler... Stadyum kenarında tam bir cümbüş yaşanıyordu. Yiyecek içeceklerden tutun da flama, forma satanlara kadar. Takımlarının renkleriyle boyalı yüzler coştukça coşuyordu.

Tüm bunların yanında bir görüntü vardı ki şaşkınlığımı anlatamam. Biri "kitap satıyor! Adam güzelim Portekizcesiyle, "Neruda ! Llosa ! Fuentes ! Fuentes !" diye hançeresini yırtarcasına bağırıyordu. Sanırsınız bu ünlü edebiyatçılar futbola da soyundu. Sordum o kitapçıya : "Satışlar iyi mi?

"Şu kaşkol ve forma satan benim kardeşim. Ben, bugün ondan daha çok kazınıyorum” demez mi? Buyurun, buradan buyurun.

Bizde de devre arasında kitap okunsa

Ne var ki bunlarda. Latin Amerika'nın bu iki fantastik ülkesinde maçlarda olaylar olmuyor mu? diyenleri duyar gibi oluyorum. Doğrudur, İsveç'te bile olaylar yaşanıyor. Ama anlatmak istediğim bu değil. Benimki, bilinçli ye kültürlü taraftar kitlesi. Bizim maçlarda stadyum önlerinde kitap satana rastladınız mı?

Artık bir ezber bozsak diyorum. Ne dersiniz beyler? Elin oğlu gollerin arasına kitap sıkıştırıyor.

Latin Amerika'da tablo böyle, peki bizde nasıl? Gelin isterseniz bizdeki manzaraya da bakalım. Bastan söyleyeyim, manzaramız pek de güzel görünmüyor.

Oysa biz Cin Aliyle büyümedik mi; oku Ali oku... Ali top at kuşağı, bakın ne durumdayız.

Ne okuyoruz ne de oynuyoruz…

NE OKUYORUZ NE DE OYNUYORUZ

Muhabir – yazarımız anlatıyor:

“İlkokul birinci sınıfta, sınıfımızı kara tahtanın yanındaki panoda bazı fişler süslüyordu.

“Ali bak. Emel eve gel… Işık ılık süt iş… Ömer bayram geldi. Ümit bu üzüm… Şenay türkü söyledi… Yere çöp atma… Jale bu jandarma.”

Bunların içinde, “Atatürk bize çok çalışın dedi.” Hepimizin korkulu rüyasıydı. Fiş defterinin satırına sığmazdı, çıldırırdım.

Ve aklımdan hiç çıkmayan iki fiş… “Oku Ali oku”, “Ali iyi top oyna”

Onları hep Cin Ali ile anarım. O Cin Ali ki, çocukluğumuzun kahramanıydı. Bu fişler aklımdan hiç çıkmıyor. Çünkü o fişlerin hakkını vermiyoruz. O-ku-mu-yo-ruz. O topla iyi oynamıyoruz. Mahcubuz o fişlere.

Bir Japon yılda ortalama yirmi beş, Şilili on sekiz, İsveçli on b ir kitap okuyor. Bizde ise bir kişi on yılda bir tanecik kitap okuyor.

Sekiz milyonluk Azerbaycan'da kitaplar ortalama yüz bin tirajla basılırken seksen milyona dayanan Türkiye'de bu rakam ortalama iki bin, dört bin.

Türkiye'de kütüphane sayısı bin 412; kahvehane sayısı 570 bin. Yani, 49 bin 500 kişiye bir kütüphane düşerken 122 kişiye bir kahvehane düşüyor.

Bazı ülkelerde kitap okuyanların nüfusa oranı şöyle:

Japonya yüzde 14, ABD yüzde 12, Almanya yüzde 11, İngiltere yüzde 11. Ya bizde? Yüzde 0,01. Üç buçuk milyonluk Finlandiya'nın kütüphanelerinde otuz altı milyon kitap var; bizde ise on iki milyon.

Bir Norveçli kitap için yılda 147 dolar harcıyormuş. Biz ise kitaba yılda 33 sent ayırıyormuşuz. Tüm bunlara karşın günde ortalama beş saat televizyonun karşısına dikiliyoruz. Kitap okumaya ise 'YILDA ALTI SAAT' ayırıyoruz. Televizyonun karşısına oturma oranımız yüzde 96. Canım ülkem benim.

Ve kitap bizde gereksinim sıralamasında 235'inci sırada.

Peki, oyunumuza yani futbolumuza bakarsak… Tablo okuma alışkanlıklarımızdan hiç farklı değil. Son Dünya Kapısı'na katılan Kolombiya, Şili, Kosta Rika hatta ve hatta Cezayir bile bizden daha çok umut veriyor gelecek için. Yalnız nedense bizdeki futbolcular bu ülkedeki futbolculardan da üç – dört katı fazla para kazanıyor. Biz 2008'den beri ne Avrupa ne Dünya Kupası'nda varız. Tribünler boş. Bırakın Anadolu takımlarını, büyük takımlarımız bile her yıl teknik adam değiştiriyor. Bütün bunların yanında, seviyenin ayaklar altına alındığı futbol tartışma programları…