Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN ÖĞRETMEN GÖREVİ VE KADERİ

Türk-İslam medeniyetinde topluma iyi bir yön vermeyi hedef tutaneski ahlak ve siyaset kitaplarında öğretmenin birinci görevi olarak, öğretimdeamacın, bilginin yayılması, halkı aydınlatma ve doğruluğa, çalışmaya, yararlıolmaya yöneltmek olduğu gösterilmekteydi. Bugün de, yurt ve ulus koşulları veçıkarları açısından, tamamen geçerli ve değerli olması gereken bu görev, dahadoğrusu misyon, toplumumuzda öğretmenin yaşamında ve kaderinde bazen acı veüzücü olaylarla karşılaşmasına neden oluyor.

Yurdumuzda özellikle, ikinci meşrutiyetten sonra öğretmene kaydadeğer bir önem verildiği, toplum içinde değerli bir kişi durumuna getirilmekistendiği görülmektedir. Ancak, cumhuriyet devrindedir ki, öğretmene büyük vekutsal görevi yanında büyük sorumluluklar da yüklenmiş. Kendisinden, Atatürkdevrimlerinin topluma kazandırılması çağdaş uygarlık ilkelerinin vegereklerinin, milli çıkarlarının savunulması, Türk yapıcılığının veyaratıcılığının önderi olması istenmiştir. Bu ruhta ve anlayışta en ilerigörüşlü ve başarılı Milli Eğitim Bakanları, Mustafa Necati, Vasıf Çınar, ReşitGalip, Cemal Hüsnü Taray devirlerinde, öğretmen, bizzat başöğretmen Atatürk’ünizinde yürüyor, olgun, onurlu ve bilinçli vasıflarıyla Türk toplumuna çağdaşilim ilkelerini olduğu kadar devrim esaslarını da aşılıyordu. O devirlerinöğretmeni kendisini adeta, Türk toplumunun varlığına adamış bir “öncü” sayıyor,hiçbir baskı, tehdit ve saldırı endişesinde bulunmuyor, görevinin kustallığı,vatan ve ulus gerçeklerinin vicdanındauyandırdığı şevk ve azim içinde çalışıyor, bu gayretleri de devrin yöneticilerive sorumluları ile aydın toplum tarafından büyük bir takdir görüyordu. Ülküsü,bir an önce yurdun refahı, ekonomik bağımsızlığı ve gücünün hızlayükselmesiydi. Öğretmenin Türk çocuklarını pratik sonuçlara yönelik bir görüşleyetiştirmeleri, ehliyetli, yapıcı, üretici nitelikte, ulusal çıkarlarınbilincine varmış yurttaşlar olarak eğitmeleri zorunlu bulunuyordu. Bu gerçeği,Atatürk, Vasıf Çınar’ın Milli Eğitim Bakanı bulunduğu bir sırada, öğretmenlerbirliğinin düzenlediği bir kongrede şöyle belirtmişti.

Atatürk’ün direktifi:

“Memleket evladı her öğrenim derecesinde ekonomik hayatta etken,etkili ve başarılı olacak şekilde yetiştirilmelidir. Milli ahlakımız uygaröğelerle ve hür fikirlerle geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir. Bu çokönemlidir. Korkutmaya dayalı ahlak, bir erdem olmadıktan başka güvene değerdeğildir.”

Demek oluyor ki, öğretmen hem ekonomik hayatta yapıcı ve başarılıöğrenci yetiştirecek, onu eğitecek hem de, özgür düşüncelerle onu donatacaktır.Bunun anlamı, bugünkü yurt koşulları ve gerçekleri karşısında öğretmenin kendiçevresinde özgür düşünceyi, milli çıkarları güden fikir akımlarını toplumamaletmek görevi bulunduğu, kısaca, toplumda aydın bir varlık ve bir ışıkolmasıdır. Bu eğitim gerçeğidir ki üniversitelerimizde, yüksek okullarımızdaTürk gençlerinin Türk devrim tarihinin bütün temel hedeflerinin ve ulusalülkünün bilincine varmasını gerekli saymıştır. Bu sayede gençlik bugünün birtakım bilimsel, ekonomik ve sosyal sorunlarını devrimlerin istediği şekildeçözümleyecektir. Bu bilinçli görevi yüksek eğitimde devrim tarihi öğretmeniyapmaya çalışırken, yurdun uzak ve yoksul köşelerinde de ilk ve ortaokulöğretmeni bu misyonun sahibidir.

Öğretmen Kubilay’ın 1930’larda yaptığı görev ve savunucusu olduğudava, bugün, aydın bilinçli ve devrimci öğretmenin omuzlarına yüklenmiştir.İleri dünya görüşlü bu öğretmen bu şerefli görevi, tüm zorluklara göğüs gererekbaşarmaya çalışmaktadır. Atatürk devrimlerinin etkin karakterinin bilince varanbu öğretmen, elbette, bugünün yurt ve ulus sorunlarının önemli yöneleriolduğunu iyice bilmekte, yetiştirdiği “Türk istikbalinin evlatları” ilebirlikte çevresini de gerçek ulusal değerler ve çıkarlar doğrultsundauyarmaktadır. Bunu yapmakta kendini görevli hissetmektedir.