Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

MEHMETÇİK GECE NÖBETİNDE

Bu gecenin nefesinde çok hoş kokan bir şey var,

Koku değil… bizim köyün yaylasının havası!”

Uzaklarda boğuk boğuk bir hicranlı ses ağlar;

Yad ses değil… bizim bağın kumrusunun sedası!

Karanlıkta bulutların arasında bir yıldız

Solgun solgun bana bakar, nazlı nazlı bir şey der;

Yıldız değil… dağ ardında hasretimle yanan kız.

Yıldız gibi gece kalkmış, beni anar, gülümser…

Sen ey kumru, sen ey benim için yanık kardeşim.

Sorarlarsa bütün köye işte böyle haber ver:

Tüfek elde, gözüm önde bekliyorum vatanı,

Ben varamam bu yerlerden sürmedikçe düşmanı…

Bu olmadan bana her şey, bana her şey haramdır.

Ispartalı Hakkı

Türk Yurdu (19 Kasım 1915)

CUMHURİYET ÖĞRETMENİ TEVFİK YILDIZ (1907-1968)

1907’de Kastamonu-Taşköprü Kirha Köyünde, Karabeyoğlu Ahmet Efendiile Elif Ananın oğlu olarak dünyaya gelen Tevfik Yıldız, 1927’de, KastamonuMuallim Mektebini bitirene kadar yaşamanın çocukluk ve ilk gençlik dönemleriniKastamonu şehrinde geçirmiştir.

Kastamonu-Taşköprü köylerinde çıkıp bir ömür öğretmen olarakErzurumlulara ülkü ve sabırla hizmet etmiştir.

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi iken vefat eden Münir Ertegün,1932-34 yıllarında bir buçuk yıl kadar Londra Büyükelçiliği yapmıştır. Bugörevi sırasında bir gün Büyükelçiliğe bir yurttaşımızın işi düşer.Büyükelçilik görevlisi, yurttaşımıza Büyükelçi Münir Beyin kendisini görmekistediğini söyler. Yurttaşımız Büyükelçinin makamına girer. Büyükelçi Ertegün,“Nerelisiniz? Almanya’ya niçin gidiyorsunuz?” diye sorar. Yurttaşımız,“Ispartalıyım. Almanya’ya kardeşimi görmek için gidiyorum” diye yanıt verir.Bunun üzerine Büyükelçi Ertegün yeniden sorar: “Ispartalı o büyük adamı biliyormusunuz? Yurttaşımız şaşkındır. Tanımadığını söyler. Büyükelçi kesin bir dillekonuşur. “Ya! O halde öğrenip gelirsiniz, ben de o zaman pasaportunuzu imzaederim. “Acaba, Büyükelçi Ertegün’ün kast ettiği büyük adam kimdir? Mahcupyurttaşımız birini bulur ve sıkılıp utanarak Ispartalı büyük adamın adınıöğrenir. Ne var ki, kendisini bu konuda bilgilendiren büyükelçilik görevlisihaklı birkaç sözü de esirgemez: “Ispartalı olursunuz da nasıl o büyük adamıbilmezsiniz. Yazımızın ve dilimizin düzelmesine, millileşmesine çalışmış birkahramandır, O.” Yurttaşımız yeniden Büyükelçinin makamına girdiğinde MünirErtgün ayaktadır: “Dilimizin, yazımızın düzelmesine, kalkınmasına büyükhizmetler olan o zat çok temiz, çok samimi ve çok kıymetli bir adamdı. Şu andaruhunu sevgi ile anmak vicdani bir görevdir” diye konuşmaktadır. O büyük adam,Ispartalı Mustafa Hakkı Bey ki, Türk Yurdu’nun 19 Kasım 1915 sayısında basılanve yukarıda aktarılan şiirin de ozanıdır.

1939 Maarif Şurasına (Eğitim ve Öğretim) katılan Erzurum İsmet Paşaİlkokulu Öğretmeni Tevfik Yıldız’ın not defterini okurken, kendimi, NurettinArtam’ın “Ispartalı Hakkı” başlığıyla Türk Dilindeki 12 Eylül 1952 yazısındasözü edilen ve Ispartalı Hakkı’nın adını bilemeyerek Büyükelçi Mehmet MünirErtegün’ün sorusu karşısında mahcup olan yurttaşımız gibi hissettim. Türk MilliEğitiminin sıradan bir neferi olan bu not defterinin sahibi, merhum bir ilkokulöğretmeni olmanın ötesinde, kişilikolarak tüm meslek ve özel yaşamında, 1915 yılında Ispartalı İsmail Hakkı Beyin“Mehmetçik, Gece Nöbetinde” tanımlamasına uygun davranmış ve öteki meslektaşlarıgibi Cumhuriyet nöbeti tutmuştur. Onun, 1939 Maarif Şurasına Erzurum delegesiolarak katılmak üzere yola çıkarken tuttuğu not defteri okuduğunda, Anadolu’nunkaranlık köşelerinde bilim meşalesini yakan bu insanların kutsal nöbetlerininasıl bir özveriyle tamamladıkları bir kez daha anlaşılmaktadır. TevfikYıldız’ın 1939 yılına ait not defteri, Maarif ordusunda vefatına kadar hizmetveren bir ilkokul öğretmeninin entelektüel boyutu ve çağdaş uygarlık ilkelerinikavrama azmini gösteren bir tarihi belge olarak okunmalıdır. Ne mutlu ki,Cumhuriyet öğretmeni Tevfik Yıldız ve onun vefakar meslektaşları, BüyükelçiMünir Ertegün’ün vurguladığı ölçüde “büyük adamlar” olarak bu ülkeninevlatlarına hiçbir ayrım gözetmeksizin okuma-yazma öğretmişler. Ispartalı Hakkı’nındizelerinden süzülen Mehmetçikler gibi, bütün ömürlerini ‘cumhuriyetinnöbetinde’ tamamlamışlardır.

KAYNAKÇA: Prof. Dr. Hikmet Özdemir