Birsel Oğuz

Birsel Oğuz

SEVGİ GÜCÜ

Sevmek ağzımızdan kendiliğinden sıkça dökülüveren bir kelime.Sevdiğimizi söyleyince kızmadığımız hemen anlaşılır. Ancak ne demekistediğimizin boyutunu düşünmek gerekir. Ne olduğu yeterince bilinen, ama neolduğu yeterince, açıklığa kavuşturulamamış bu kavramın, anlamını ve niteliğiniincelemek, ne dediğimizle ne demek istediğimizi bilmek açısından yararlıolacaktır.

İlk bakışta sevginin duyguları ilgilendiren bir yönü olduğu kolaycaanlaşılmaktadır. Bu yalnızca yemekler ve çiçekler için değil, sevdiğimizkadınlar veya erkekler içinde böyledir. Kimi zaman sevdiğimiz kadının sesi,kimi zaman gözü, kimi zaman kişiliği, kimi zaman kültürü ve aklı etkiler bizi.Demek ki kadın-erkek ilişkilerindeki sevgi de duygulara dayanan bir etkileme veetkilenmeyle ilgilidir.

Bazen aynı anlama gelmek üzere, hoşlanmak, beğenmek, sevmek ve aşksözcüklerini bir diğerinin yerine kolayca kullanırız. Bunlar arasında kuşkusuzbir fark var. Ancak, bu fark, sevginin dozu ile aşkdaki dozu aynı değildir. Birde kara sevda dedikleri var. Kara sevda, sevgiliden başka hiçbir şeyi düşünmemeve görmeme hali. İnsan, yaşamında ve düşüncelerinde çeşitliliğe yer vererek deaşık olabilir. Birini sevmek diğerlerini sevmeye engel değil. Öyle görülüyorki, kara-sevda dediğimiz tekil sevgi, bir çeşit hastalık.

Psikologların yaptığı deneyler sevginin bir anda oluştuğunugösteriyormuş. Bir bakış yetiyormuş. Söylenilenler gerçekten doğruysa, bu durumsevginin duyularla, duygularla ilgili olduğunun kanıtı sayılabilir. Banakalırsa bir anlık bakışma karşılıklı beğeniyi sağlayan bir başlangıç olabilir.Ancak aşk bu ilk kıvılcım biçimiyle kabul edilmemelidir. Onun beslenipbüyümesini bir yangın halini almasını beklemek gerekir.

ÖZVERİYİ GEREKTİRMEZ Mİ?

“Aşk”ın bir istek olduğu düşünülebilir. Sokrat bu yaklaşımdanhareket ederek, aşkı iyi ve güzel olanı elde etme isteği olarak tanımlar. Butanım, sahip olma duygusunu ön plana çıkardığı için bencillik taşımaktadır.Oysa yoğun bir sevgi, istemeyi, sahip olmayı değil kendini vermeyi, özveriyigerektirmez mi? Kanımca sevgi parlak laf kalabalığıyla değil, özveriyleölçülmelidir. Ne denli özveride bulunulursa o kadar çok sevildiğikanıtlanabilir. Daha doğrusu sevme, Sokrat’ın düşüncesinin tersine, almayıdeğil vermeyi gerektirir.

Sevginin konusu, yalnızca erkek ve kadın cinslerle sınırlandırılamaz. Özverininyöneldiği obje sevginin konusunu oluşturur. Bunlar kadın veya erkekten başka,iş, doğa, vatan, iktidar, özgürlük, demokrasi, aile veya bir futbol takımıolabilir. Kimi zaman, kızılan bir kimse için bile, çok büyük bir aşk uğrunaözveride bulunulabilir. Volter “Düşüncelerinin hiçbirine katılmıyorum. Ancakdüşüncelerini özgürce söyleyebilmen için gerekirse canımı veririm” derken,sevgilisi somut bir nesne değil, “düşünce özgürlüğü” kavramı idi. Demek oluyorki, zaman yalnızca bir “kavram”a bile aşık olunabiliyor.

Sevginin sadece bir istem değil, özveri olduğunu ileri sürerken aynızamanda bir eylem gerektirdiği de anlatılmak istenmiştir. Daha doğrusu sevgieylem ister. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Bununla beraber en kolayiletişimi sağladığı için ilk ve en çok karşılaşılan sevgi kanıtlama yöntemi“söz” olmuştur. Sıradan sözlerden başlayıp içine uyum, ahenk, coşku veya hüzünkatılarak şiir, şarkı, serenat, roman olmuştur. Sıradan bir işaretle başlayıpçizgi, resim, heykel olmuştur. Basit bir kuşkuyla başlayıp fizik, kimya,anatomi daha doğrusu bilim olmuştur. Ne mutlu duyguyu geliştirip işleyenlere,emeklerini ürünleriyle süsleyenlere.

Sevgi özveriyle bütünleşmiş olmasına karşın, ilk kaynağını istemedebulur. Ancak, bu istem salt aşkın istemi olmadığı gibi maşukun istemi dedeğildir. Çünkü sevgilinin tek yönlü isteklerine uymak veya yapmak köleolmaktır. Köle olan aşık ise kişiliğini, değerini yitirmiş demektir. Sevginininsana yaraşır olması, seveni köle yapmayacak bir özveriyi gerektirir. Budurumda, sevgiyi, sevgilinin istemine değil de iyiliğine yönelik eylemleryapmak diye tanımlamak gerekir.