Ercüment Köybaşı

Ercüment Köybaşı

Yaz Valizini Toplarken

Yaz biterken günler kısaldı, sokaklar yazlıktan dönenlerine kavuşr. Duş, şemsiye kavgaları önümüzdeki yaza kaldı.İlk cemrenin toprağa daldığı günlere gidiyoruz artık.

Sonbahar bu, güzelliklerin, dili dönmeyen duyguların pastele yeşermesi. Şilteleri, divan minderlerini balkona yayıp, yıldızları sayarak uyuduğumuz geceler, yatak odasının penceresini fora ettiğimiz akşamlar geride kaldı. Göçe hazırladık, şortla dolaşma nüanslarını vesselam..Eşim, iki çile yünle bitirdiği şalı da çıkardı dolaptan.

Sonbahar, “Ben buradayım” dedi, uçları kıvrılıp kızaran yaprakların hüznünde. Sabah yürüyüşlerimde göğüs kafesimi okşayan o dilberim serinlik, sert rüzgar gibi gelmeye başladı artık. “Eylül’de gel” Kuşkusuz Alpay’ın sevgiye bir daveti. Ama, yaşamın lirik bir busesi gibi geliyor bana. Zira babam İsmail Köybaşıeylül'ün ayrılık takvimlerinde gitti.

Hüzne soyunan yaprakları sararmıştır yine “Leman Cafe”nin. Anıları saklamıştır, havuzlu bahçesinin kızıl oylumuna. Mangal kokulu akşamlar, anasonlu sohbetler Deniz Tur'dan Nazilli Sitesi’ne ziyaretler sahil evlerinin son gel-gitindedirler şimdi. Ekmek artıklarına dalış yapan martılar, öyle uykusunda avaz avazkaramikalar, Sezen'in “ Sen ağlama dayanamam” şarkısında Didim Özel idare'yi, DSİ'nin karavan günlerini hatırlattı, yaz biterken.

Deniz neredeyse elini eteğini çekti kumsaldan dinleniyordur doyasıya, yakamozların yorgunluğunda. Mayo izli bedenler, kuşatılmış biber, patlıcan kızartmalı mutfaklar, mangaldaki “lidaki”nin sabrı, mehtabın tam ortasında, yaza vedanın telaşında şimdi. Yavansu’ya bakan balkonumdan hiç ayrılmadım bu yaz, ayağım tuzlu suya kavuşmadı. Midye ile günah çıkarmayı ne özledim. “Akşam Sefası” saksılarına döktüğümüz kahvaltı kırıntılarına yoldaş olan kumrular, komşu çatılarına yuva yaptılar.

Ağustos fırtınası, ehembuhur sıcaklarını beraber yaşadık, yeni yavrularla. Güneş, Topyatağı’nın sırtlarını terk ederken, yosun kokan imgelerimdeki koylara, delhizlere konuk oldum. Bir gün Davutlar, Kalamaki ve Kadınlar Denizi, bir gün de “Adakule”in eteğinden derin sulara. Anılarımın tünelinde Samos Adası’nı gezdim, kızıllık yüreğimdeki dalgaları terk edinceye kadar. Ailece Şöför Hidayetin “Paşa yaylası” yazılı otobüsü ile Kuşadası içmelere gidişimiz göğüs kafesimden geçti gitti.

Geminin körfeze ilk girişini ben görüyordum. Gece atılan ağların hışırtısından balık pullarına bulanmış imbat vurdukça balkonuma, köpüklü denizin efsunlu suyuna saldım ayaklarımı. Mahalleli, kapalı beyaz perdeli evlerinin ışıklarını yakmaya başladı bile. Sahilde azalmalar, sıkı sıkıya kapanan ahşap panjurlar, şezlongların, kamelyaların yalnızlık kederindeler şimdi. Ne kaldı okulların açılmasına, bayram sonrası.

Sırt sırta komşuluklar, beş çayı dedikoduları, yeni arkadaşlıklar, sessizce vedaya hazır... Buruktur yazlıkçılar ama özledik onları. Balkondan tahta şezlongumu toplarken, Baha Sürelsan’ın nihavendi dolandı dilime; “Yaz günleri en tatlı hayaller gibi geçti”

Gelecek yaz görüşürüz, Tatlı sonbaharlar..