OKULLARDAKİ YÖNETMEN VE OYUNCULAR

Okullarımızdaki “yönetmen “ ve “oyuncular”dan bahsetmek istiyorum. Amacım, değerli öğretmenlerimize “ne yapacaklarını değil, ne yaparlarsa ne olacağını” göstermektir. Bu bağlamda;

Dr.Robert M.Swerdlov diyor ki, “ Her zaman yaptığınızı, daima yaparsanız, Her zaman elinizde olanı, elde edersiniz.” Bana göre, bu sözler başarılı bir öğretmen olmanın inceliklerini göstermektedir.

Başarılı bir öğretmenin, “ kendini öğrencilerine derste dinletmesi için “profesyonel oyuncu”, verimli olması için “teknolojiyi kullanan biri”, sınıfını iyi yönetmesi için “yönetici”, “alanında uzmanlaşması için ”araştırmacı yazar” ve bilgisini aktarması için de “iyi bir “satıcı” olması gereklidir.

Bu konuda çok başarılı bir İngilizce öğretmenliğinden sonra emekli olan ve halen yurt çapında sertifikalı uzman rehberlik görevini heyecanla yürüten, değerli arkadaşım Yavuz Ali Sakarya'nın “öğretmenlikle ilgili “ haklı görüşlerine de yer vermek isterim. Ne diyor Yavuz Ali Sakarya?

“İşimiz öğretmek. Bunu hepimiz biliyoruz. Branşımız ne olursa olsun, öğrettiğimiz öğrenci kitlesinin yaşı ne olursa olsun, neyi öğretmeyi planlıyorsak planlayalım, öğrenmenin gerçekleştiği mekân neresi olursa olsun, öğretmen olarak bizim görevimiz, öğrencilerimizin karşılarına çıkan yeni durumlar karşısında doğru davranış sergilemelerini sağlamak, yeni alışkanlık dizgeleri edinmelerine yardımcı olmaktır. Öğrenme ortamından maksimum faydayı sağlamak için, öncelikli olarak, öğretmenin sınıf içindeki ve dışındaki konumunu iyi irdelemek gerekir. Geleneksel öğretim sisteminde, tahtanın önüne geçen öğretmen, tipik olarak, elindeki dolu sürahiden önünde duran boş bardaklara, sürahinin içinde ne varsa onu doldurmaya çabalamaktadır. Bir başka ifadeyle, bilgi bir kaptan, bir diğerine aktarılmaktadır.”

“Bu tip geleneksel öğretimde, öğretmen dersin başından sonuna kadar dizginleri hep elinde tutar. Ne yapılacağına ilişkin kararları tek başına alır, öğrencilerini prestij adına, sınıf içi otoriteyi sağlamak adına, disiplin adına elinde baget bir orkestra şefi tavrıyla yönetir. Daha doğrusu, yönettiğini sanır.” Değerli dostum Yavuz Ali Sakarya'nın görüşlerine katılıyorum..

Öğrencilerimize yaşları gereği, ilginç menüler sunmak, onları sıkmadan derste canlı tutmak, onların derse katılımını sağlamakla mümkün olur. Bunun için de, arkadaşımın ifadesiyle öğretmeni “yönetmen” ve öğrencileri de “oyuncular” gibi düşünerek, dersin işlenişinde plânlamanın birlikte uygulanmasını sağlamak gerekir.

Bu da “Öğrenci Merkezli Öğretim” ile sağlanır. Öğrenci merkezli öğretim ise,

Öğrenmeyi öğretmektir.

Araştırmacı, sorgulayıcı öğrenmedir.

Öğrencinin teknolojiyi kullanmasıdır.

Ekip çalışması yapmaktır.

Bilgiyi yaratıcı kullanmaktır. Ve yaşam boyu öğrenmedir.”

Devam ediyor Yavuz Ali Sakarya ;

“Öyleyse eğitim - öğretim adına planlanan her türlü etkinlikte birinci öncelik, öğrencilere verilecektir. Öğrenci mutlaka, planlanan tüm etkinliklerin kıyısında köşesinde değil, tam merkezinde olacaktır. Öğrenme ortamının üzerinde deney yapılan kişisi değil, bizzat deneyi yapan, yanlışlar yapan, onları kendisi gören ve kendisi düzelten eğitim - öğretim etkinliğinin birincil elemanı olacaktır. İşte bunu gerçekleştirecek olan öğretmendir.”

“ Tekdüze sınıf ortamını becerikli bir öğretmen, tıpkı bir meddah ustalığı ile ve ufak tefek birkaç aksesuar yardımı ile sınıfını adeta sahneler arasında hızla dönen bir tiyatro sahnesine çevirerek, yaşamın içinden küçük, ama gerçekçi kesitler oluşturabilir. Böylelikle hızla akıp giden zaman içinde öğrenci sıkılmayacak, kendisi de çok geniş kapsamlı eğitim öğretim projesinin baş aktörü olacağı için, bir derslik sürenin nasıl geçtiğini anlamayacak ve bir sonra ki dersi dört gözle bekleyecektir. Bir başka deyişle istenen elde edilecek, yani öğrenecektir.”

“Kısaca söylemek gerekirse, sınıf içinde veya dışında öğretmene düşen görev, başkaları ne der diye düşünmeden, tez elden, öğrencilerine yeterli motivasyonu vererek, eğitim öğretimin her aşamasında sergilenen oyunun seyircisi değil, baş rol oyuncuları olduklarını hissettirmek olmalıdır. Öğretmen, oyunun, her sahnesinde ortaya çıkmayan, ama her şeyi en ince ayrıntısına kadar sahne gerisinde planlayıp yöneten olmalıdır. Oyuncular rollerini iyi oynuyorlarsa, bu aynı zamanda yönetmenin, yani sınıf içinde öğretmenin de başarılı olduğunun kanıtıdır.”

“Öğretmen rolleri tarif ederken iyi aktör, onun dışında işini severek yapan, kendini oyuncularına adamış, iyi bir yönetmen olmalıdır. Öğretimin her aşamasında da öyle de kalmalıdır. O takımını maçlara iyi hazırlayan ve onları motive eden ve iyi oynamalarını sağlayan bir antrenör, oyuncularına rollerini iyi yaptıran bir yönetmen, en ince ayrıntıları bile düşünüp, bol bol prova yaparak başarıyı tesadüfe bırakmayan bir orkestra şefi, ve neyi ne zaman yaptıracağını bilen işinin uzmanı bir tasarımcı olmak zorundadır. Yani yaratıcı, azimli, istekli, sabırlı, görevinin önemi kavramış, donanımlı, kalıplaşmış değil, daima yeniliklere açık olmalıdır.”

Karşılıklı sevgi, eğitim - öğretimde başarının anahtarı ve güzel günlerin müjdecisidir. Sevgi ile güven öğrenmenin ve öğretmenin temelidir.”

1969 yılı Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce bölümü mezunları olarak, Yavuz Ali Sakarya'nın da güzel görüşlerini sizlerle paylaşmak istedim. MEB. Müfettişi olarak görev yaptığım 15 yılda, değerli öğretmenlerimizle bu akılcı görüşleri hep paylaştım.

Sevgiyle kalın. Saygılarımla.

Ali İhsan ÖZÇAKIR

MEB. Emekli Bakanlık Başmüfettişi