SAVAŞ SONRASI GÖÇ BOZULMA VE SİNEMA

Türkiye’nin çevresi ateş çemberidir. Savaşlar sebebiyle Türkiye’ye yoğun miktarda göç olmaktadır. Bu yoğun göçün sonuçları şimdilerde sıklıkla tartışılmaktadır. Elbette göçün daha çok meydana getirdiği olumsuzluklar üzerinden bu tartışmaların yürütüldüğü görülmektedir. Türkiye’de II. Dünya Savaşı sonrası, 1950’lerde mübadele sonrası ilk büyük göç dalgası görüldü. Bu daha çok köyden kente olan bir iç göç dalgasıydı. Bunun değişik nedenleri vardı. 1945’lerde II. Dünya Savaşı bitiminde Sovyet Rusya tehditlerine karşı Türkiye Amerika’dan yana tavır koydu. Amerika, Türkiye’yi Marshall yardımı programına dâhil etti. Amerikanvari yaşam tarzı Türkiye’ye girmiş oldu. Traktörün tarım sektörüne girmesiyle birlikte ve diğer faktörlerin de etkisiyle köyden kente göç olayı arttı. Ancak kentler, bu göç dalgasına henüz hazır değildi. Kentlerin dokusu hızla bozulurken bunun sosyal sonuçları da oldu. Orhan Kemal’in yazdığı “Gurbet Kuşları” adlı roman, göç dalgasıyla yaşanan söz konusu sosyal sorunları gözler önüne sermesi bakımdan oldukça başarılıdır. Bu roman, 1964 senesinde Halit Refiğ, bu romanı aynı adla beyaz perdeye aktardı. Bu film, sosyal gerçekçi bir yapıdadır. Filmdeki karakterler, olay örgüsü söz konusu bozulmayı gözler önüne sermektedir. Film diyalogları ise bozulmanın derinliğini ortaya koyacak şekilde kurulmuştur:

“İstanbul’dan bir yumurta mı aldın kır bak sarısı içinde mi diye…”

“İş bilenin kılıç kuşananın; devir sürenin… Gözünü açmayana, aklını kullanmayana ekmek yok bu devirde.”

“Rahat yaşamak, daha iyi bir hayatı özlemek herkesin hakkı değil mi? Evet, yalnız bunu hak etmek için çalışmak ve verimli olmak gerekir. İnsanlar birbirini boğazlamayı bırakıp birlikte yaşamayı öğrendikleri gün dünya büyük bir şehir olacaktır. Ama bizler şimdilik kendi küçük evimizi onarmak zorundayız.”

“Aç karnına aşk olmaz.”