AMERİKA’DAKİ MECZUP

Abone Ol

Aydın Valisi Ömer Faruk Koçak’da Fetö mensuplarıyla verilen mücadeleyi dile getirirken, “Fetö mensuplarıyla her alanda mücadele edildi. İnşallah geri kalan kılcal damarlar dediğimiz kısmı da tamamlayarak ilimizi, devletimizi, milletimizi bu beladan kurtarma çabalarımız sürecek” dedi.

Gün yok ki, Fetö’cü haberleri gazetelerde yayınlanmasın. Askerler, kaymakamlar, genel müdürler, akademisyenler, siyasiler ve polisler gözaltına alınmasın veya tutuklanmasınlar. Bu yazıyı kaleme aldığım günde Fetö’cüler yine gazete sütunlarında yerini almışlardır.

Sütunlarda yerini alan ilginç bir haber başlığı “16 kaymakam için gözaltı kararı” ve Fetö’den çözülmeye karşı “rüya formülü” Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cezaevinde Fetöcülerden dinlediği rüya ise şöyle: “Peygamberimiz cezaevine gelmiş. Bayram namazını kıldırmış. Duvarlar kalmış, herkes saf tutmuş. Ancak diğer Fetö’cü mahkum “Ben bunu görmedim” diye itiraz ediyor. Diğeri nasıl görmezsin, ben gördüm diyor. ABD Cumhurbaşkanı ile konuştuğunu iddia edenler var. Gelip cezaevini ziyaret edeceğini ve hepinizi buradan kurtaracağını iddia eden Fetö’cüler var.İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in sürekli rüyalarına girdiklerini iddia edenler de var.

Fetullah Gülen’in bugüne kadar kaleme aldığı kitaplarda da benzeri hayaller yerini alıyor.

Demek ki Fetö’cülerin bulunduğu cezaevleri bir bakıma psikiyatri kliniklerinden farksız. Belli ki Fethullah Gülen, kendi şizofrenik rahatsızlığını zaman içinde müritlerine aşılamıştır.

Konya’da yürütülen soruşturmada itirafçı olan üsteğmen darbe girişiminden kısa süre önce cemaat ağabisi tarafından kendisine peygamberlerin rüyalarına gireceğini, 2 generalin darbe yapacağını ve her şeyin düzeleceğini anlatan bir video izlediğini bildirdi.

Gördüğünüz gibi Cumhuriyet Türkiye’sinde ortaya çıkan bir meczup toplumun inanç sistemlerini bozduğu gibi hasta ruhlu insanlar yaratmayı ihmal etmemiştir. Fethullah Gülen’in de ruh sağlığının yerinde olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.İzmir’de 1970’in ortalarında Cuma günleri Hisar Camiinde verdiği vaazlerdeki davranış biçimleri, onun şizofren bir ruh hastası olduğunu gösteriyor. Ağlama, kendinden geçme, titreme nöbetleri onun tam bir meczup olduğunu kanıtlıyordu. Bir çok davranışlarını insanları etkilemek için yaptığı bir gerçekti. Ama insanlar şeytanca sahneye koyduğu gösterilerini gerçek sanıp onu mübarek bir zat olduğu gafletine düşüyorlardı. Gülen, küçük dünyam adlı kitapta 4 yaşında kuran hatmettiğini ve aynı yaşta namaza başladığını büyük bir kibirle anlatıyordu. Ancak ortaya çıkan gerçekler karşısında Gülen’in mumu yatsıya kadar bile yanmıyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı 1966 yılında asaletinin tastik edilmesi için kendisinden Cuma’nın faziletini anlatan bir risale yazması isteniyordu. Her türlü kaynaktan yararlanması serbestti. Konunun uzmanlarına danışma hakkı da sonsuzdu. Süresi bir aydı.

Gülen müthiş bir alimdi ya. Bu risaleyi yazmayı başarabilse imam olacaktı. Gülen, hazırladığı risaleyi Diyanet İşleri Başkanlığına gönderdi. Ama risaleyi okuyan şoka giriyordu. Çünkü risale baştan başa hatalarla doluydu. Gülen, Allah’ın sıfatlarını dahi eksik yazdı. Tabii ki hatalarla dolu risale kuruldan geçer not alamadı. 8 kişiden oluşan dini heyet, Gülen’in yetersiz olduğunu açıkta belirtti.Gülen, risaleyi yazmada niye zaafa düşmüştü? Çünkü Gülen, “Ayet ve Hadis bilmiyordu” Gülen’in bilgisizliği sadece bu kadar mı, tabii ki hayır!

Ülkemizde genellikle ilkokul çağındaki çocukların bildiği dini bilgileri Gülen’in müftülük başvurusu yapmasının ardından asaletinin tasdik edilmesi için kendinden istenen risaledeki anlatımları sonucunda bilmediği açık ve net bir şekilde kanıtlanıyor ve bu durum islam dininin ehliyetsiz ve bilgisiz ellerde ne hale geldiğinin de bir göstergesi oluyordu. Gülen’in sınav kağıdında kaleme aldığı cevap şöyledir. “İtihada meshup sahipleri ikidir. Ebu mansuru Maturidi. Ebul Hasanil eseri Maturidi Haz. Hanefi itikadı imamı Aşeri Hz. Şafil itikat imamı.”

Evet yukarıdaki bu cümleler noktası noktasına ve virgülüne kadar hiçbir değişiklik yapılmamış haliyle Edirne Müftülüğüne talip olan Gülen’e ait.

Başta CİA ve yan kuruluşları olmak üzere en büyük din alimi olarak milletimize yutturulmak istenen Fethullah Gülen’e ait.Gülen bırakın gramer hatalarını dinde de devrim yaparak dört olan meshep sayısını ikiye indiriyor. Ancak daha fikir değiştiriyor. Meshep sayısını üçe çıkarıyor. Ama meshepleri birbirine karıştırıyor. Gülen şafi mezhebinin imamının imanı, imam-ı Azam Ebu Hanifenin kim olduğunu bilmediği için Hanefi mezhebinin başına bir başkasını atıyordu. Ona göre Hanefi Mezhebi kurucusu “Ebul Hasanil eseri Maturidi” Bu adı büyük alim olarak insanımıza tanıtıyordu.

Gülen, dördüncü mezhep olan Hanbeli ile ilgili hiçbir bilgiyi risalesine aktaramıyordu.

Oysa Fethullah Gülen, “Küçük dünyam” adlı kitabında üç yaşında kuran hatmettiğini daha çocukken islami ilimleri öğrendiğini iddia ediyordu. Daha ilk mektebi bile bitiremeyen Fethullah Gülen, 14 yaşında yani halkın yoksulluktan kırıldığı, ekmeği bile bulamadığı günlerde pipo içtiğini söylüyor. Felsefe ve fizik dalında Decarteskant, Sir James Jean okuyarak onlara hayranlık duyduğunu anlatıyordu.

TEYZE VE CİNNETLERİ

Fethullah Gülen’in hayatında zaman zaman deliren bir teyzesi var. Fethullah Gülen, gazeteci-yazar Latif Erdoğan’ın kendisiyle yaptığı röportajda, teyzesi bir gece teşbih çekerken kendiliğinden yerde bir metre kadar yükseliyor yani uçuyormuş. Bunun üzerine eniştesi, teyzesinin bacağından tutup geri çekiyor. Gülen’e göre teyzesinin delirmesine bu olayın yanlış ele alınması neden olmuştur. Gülen, “İnancın Gölgesinde” adlı kitabının 162. Sayfasında tezyesi için şunları söylüyor! “Bir misal daha arz edeyim. Teyzem cinnet geçirdi ve her şeyi yakıp yıkamay başladı. Zincirlerle ancak zapdedilebiliyordu. Kendini hastanenin dördüncü katından aşağıya attı. Bir şey olmadı. Kocası bir hoca efendiye gitti. Bir şey yazdırdı ve bıraktı. “Beni niye böyle zincirlere bağladınız” dedi. Sızlanmaya başladı. Hayret Teyzem iyileşmişti.

Gülen kendisine yöneltilen “Teyzenizin cinnet geçirmesinin psikolojik bir tahlili var mı? Şeklinde soruyu şöyle yanıtlıyordu. “Bende de iki defa bu hale benzer bir hal oldu. İlki Seyyid Kutup’u anlatırken oldu. Hani Narife kutup, Nasır’ın köpekleri tarafından ırzına tasullut edildiği zaman, “Ağabey” diye bağırıyor. O da katlanacağız, buna kardeşim, diye cevap veriyor. Tam bunu anlatırken beynim prenslenip kafa tasıma yapıştırılıyor gibi bir hal yaşadım. Başka zaman da böyle olmuştu. Fethullah Gülen’in anlattıkları ve vaazlerinde sebepli sebepsiz sık sık ağlayıp inlemesi, onun ya çok hassas ve kırılgan bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor, ya da çok iyi rol yaptığını kanıtlıyordu. Fethullah Gülen’in reddettiği bir raporu var, ancak o bunu gizliyor. Başbakanlık ve Cuhurbaşkanlığı gibi makamlara iletilen bilgi notu şöyle: “Eyüp hükümet tabipliği 27.2.1981 tarihinde Gülen’de gördüğü psikolojik bozukluklar üzerine kendisini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi psikiyatri kliniğine sevk etmişti. Burada uzman doktor Müfit Uğur, ekibi ile birlikte Gülen’in şikayetleri doğrultusunda “Reaktif Ankisiyete hal teşhisi koyarak 20 gün istirahet veriyordu. İlaçlarını kullanmasını istiyordu. Fethullah Gülen’in hastalığının Türkçesi “sürekli olarak tekrarlayan korkudur.” Korku Gülen’i rahat bırakmayan bir panik ataktı. Gülen bu nedenle olacak adının MİT raporunda geçtiğini haber alır almaz, sağlık nedenlerini bahane ederek Amerika’ya gitti. Bu olay kapandıktan bir süre sonra yine hakkında açılan bir soruşturmayı bahane ederek yeniden Amerika’ya gitti. Hep gidiş gelişleri korktuğu zamanlara rastlıyor. Fethullah Gülen hakkında yazacak o kadar bilgi var ki başka bir zaman onu sizlere tanıtmaya devam edeceğim.