Markalaşma Sakızsa Ağızlarda Al Sana Marka Mühendisliği
Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı değerli bilim insanı hocam bir gün beni aradı. Söze bize deli lazım diye girdi. Akıllıları gördük. Çılgın gerekir bize diye sözünü devam ettirdi. Açıkça kendisinin ne dediğine dair bir şey anlayamamıştım. Hocam sizin gibi mi demiştim. Ne de olsa 70 bin öğrencisi bulunan bir üniversitede en fazla makale üreten bir hocaydı. 250’ye yaklaşan makalesi bulunmaktaydı. Bana “akıllılarla ne işimiz var” dedi ve güldü. Seni birisiyle tanıştıracağım dedi. Aslında gideceğim yerde başka dostlarla karşılaşacağımı da bilmiyordum. Hocam, tıp 6. Sınıf öğrencisini de yanında getirmiş. Orada, bir grafikçi arkadaşımız ve onun değerli eşleri de vardı. Tanışacağımız kişi ise Ahmet Zengin isminde bir arkadaşımızdı. Değerli annelerini de yanlarından getirmişler. Her ikisi de çok heyecanlıydı. Ahmet Bey, Aydın’ın eski köklü ailelerinin bir çocuğu. Kendisi uzun süre Amerika’da kalmış. Orada kendini geliştirmiş. Markalar, markalaşma üzerine uzmanlaşmış. Yakında markalar üzerinde yazdığı kitabı piyasaya çıkacak. Kendisinin var ettiği markları da bana heyecanla anlattı. Dur be kardeşim burası Türkiye demedim. Kendisini teşvik ettim. Bu markalar şimdilik sanal yani tasarı halinde… Satılmaya veya hayata geçirilmeye bekliyor. Özellikle gıda ve restoran işletmesi üzerine markalarını yoğunlaştırmış… Bizde pide, lahmacun, kebapla ilgili marka var mı? Yok denebilir. Alın size kebapla ilgili marka… sloganı, logosu, işletim sistemi, kullanacağı renkler, teknik alt yapısı hazır. Çağırın bu adamı bir yerden başlayın. Kendi ürünlerimizi markalaştırın. Bunları büyütün. İsterseniz bunları yurtdışına da satabilirsiniz. Marka satmalıyız değil mi? Hatta ülke içinde de marka büyütülüp yabancılara satılabilir. Yabancı sermaye sadece faize borca gelmesin değil mi? Bravo Ahmet Zengin kardeşim… Yolun açık olsun… Senin gibilerin yolu açıksa ülkenin de yolu açıktır. Öyleyse ey güzel ülke Türkiye yolun açık olsun diyelim mi?