BÖYLE BÜROKRATLAR DA VARMIŞ

Abone Ol

Herkes iş arıyor ama masa başı. Sanayideki vatandaşın tespiti aşağıdaki gibi.

Yorulmadan , terlemeden , oturduğu koltuğa gömülerek , soğuk kış günlerinde evindeki konfordan fazlası imkanlarla çayını yudumlayarak memur olmak , ardından yetmiyor diye sızlanmak.

Haksız da değil, görünen fotoğraf bu çünkü.

Hele bir de bürokrasi de zirvede ise, mesai gelişi ve dönüşü , şoförünün sürdüğü makam arabası saltanatı. Özel sektörde ise herkes kendi işinin patronu, işçisi, hizmetkarı ve şoförü.

İşte bu kalıbın dışında bir bürokrat , şehrimizden çıkarak, örnek bürokratlığı ile tarihe damgasını vurmuştur. Bu hafta içinde kutladığımız Öğretmenler gününde bu müstesna ismi anmadan geçme-yelim. Sunay Akın'ın anlatımıyla, Hulusi Sami KESİM , Nazilli ye gelen İsmet İnönü ile tanışarak, hayatına yön veren bu ilginç tesadüf ile bürokrasiye örnek olmuş yaşamı. Nazilli Tren İstasyonu'nda, treni karşılamak için bekleyen insanların arasındayız…

Ankara'dan gelen trenin son vagonundan inen İsmet İnönü, peronda kendisini karşılayan insanların elini sıkarken, bir çocuk ilişir gözüne.

5-6 yaşlarında olan çocuk, elinde testi ve bardakla su satmaktadır.

Çocuktan su isteyen İnönü, bardağı teslim ettikten sonra kendisine sorulan bir soruyu yanıtlayıp başını geri çevirdiğinde, çocuğun yerinde olmadığını görür…

İnönü'nün kasabaya gelişinin nedeni, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ege dağlarında işgal ordusuna karşı savaşan “Mahmut'un Ali Efe“yi Sultanhisar'daki evinde ziyaret etmektir.

Efe'nin evine gelen İnönü'yü bir sürpriz bekler ; Nazilli İstasyonu'nun kalabalığında bir an görünüp kaybolan su satan çocuk orada, Mahmut'un Ali Efe'nin kapısının önünde gülümsemektedir.

Efe'nin komşusu Terzi Mustafa Bey'in oğlu olan çocuğa adını sorar İnönü :

-“Hulusi Samim, efendim.”der Terzi.

Hulusi Samim, o anı hayatı boyunca hiç unutmayacaktır.

En çok da mutlaka okumasını söyleyen İnönü'nün okul masrafları için kendisine verdiği 100 lirayı..!

Nazilli İlkokulu'nu bitiren Hulusi Samim, girdiği öğretmen okulu sınavlarında Türkiye birincisi olur.

Ne var ki babasının maddi gücü yoktur.

Terzi olduğu için “Kesim” soyadını alan babası Mustafa Bey'in bir meslektaşı girer devreye ve Hulusi Samim onun katkısıyla Ortaklar Öğretmen Okulu'na kayıt yaptırılır.

1961 yılında, arkadaşlarına her hafta evlerinden zarf içinde gelen harçlıklar dağıtılırken, böyle bir anı hiç yaşamamış olmanın hüznüyle mezun olur okuldan.

Önce Aydın, Atça ilçesi, Kılavuzlar Köyü ilkokulunda görev alır.

Ardından Diyarbakır Kayagediği köyüne atanır.

Öğretmenlikteki başarısı öne çıkınca, Milli Eğitim Bakanlığı'nın Halk Eğitim Müdürlüğü'nde görev almak üzere Ankara'ya davet edilir.

Bunu fırsat bilerek, Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi'ne kayıt yaptırır…

Memuriyeti ve öğrenciliği nedeniyle yoğun çalışma temposu içinde bir yandan da ders kitapları kaleme alır.

İlkokul ve ortaokulda okutulan “Sosyal Bilgiler” ve “İnkılap Tarihi” kitaplarının kapağında onun adı Samim Kesim yazmaktadır artık.

Özel yayınevleri kendileriyle çalışması

için teklif üstüne teklif yapar.

O, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verir :

- “Beni devlet okuttu. Eğitim hayatımı devletin bursu sayesinde tamamladım.

Yazdığım kitaplardan telif alamam.”

Kız meslek liselerine alınacak dikiş makineleri için görevlendirilir.

Açılan ihaleyi kazanan firma temsilcisi Hulusi Samim Bey'e ev adresini vermesini ister.

“Neden?” diye sorduğunda, hediye olarak o yıllarda çok zor satın alınan bir televizyon gönderecekleri yanıtını alır.

O an, elindeki tüm belgeleri yırtar ve ihalenin iptal edildiğini söyler…

Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünde öğrenci olan kızı Feray, bardaktan boşanırcasına yağmurun yağdığı bir akşam vakti okuldan çıkar… Önünden geçen arabaların yağmur sularını üstüne sıçratması yetmediği gibi, belediye otobüsü de durağa gelmekte gecikmiştir.

Babasının arabasının geldiğini görünce rahat bir nefes alır…

Sıkıntısı sona erecek, ıslanmak bir yana, soğuk kış günü üşümekten de kurtulacaktır.

Otobüs durağına yanaşan araba yavaşlayarak durur ve arka camı usulca aşağı doğru açılır. Pencerede bir şemsiye görünür!..

Şemsiyeyi uzatan Samim Bey, “Al kızım,” diye seslenir, sonra da camı kapanan araba uzaklaşır duraktan…

Eve uzun bir süre sonra, sırılsıklam dönen Feray, masasına oturmuş yazdığı yeni ders kitabı için çalışmakta olan babasına dargın ve kızgın bir dille seslenir:

“Baba, ne yaptın sen bu akşam?”

“-Ne yaptım kızım?”

“Yağmur altında ıslandığımı gördüğün halde beni arabana almadın…”

“-O araba benim değil ki kızım, devletin…

Benim olan şemsiyeydi ve yağmurdan korunman için onu sana verdim!”

Bize ne kadar yabancı geliyor değil mi bu yazılanlar..?

Ama gerçek bürokatlık işte budur, böyle olmalıdır.

"Hazinenin mumunu özel işler ve aile çevresi için kullanmamak,kul hakkı yememek"sözünü ilke edinmiş Hz. Ömer gibi.

Günümüz bürokrat ve siyasetçilerine kulaklarında küpe olması gereken bir öykü.

***

Sonbahar ve İlk bahar nedense , acı haberlerin mevsimi.

Özellikle kış a girerken ,ölümler artıyor.

Aydın duayenlerini birer birer kaybediyor.

Aydın 'ın neredeyse kadrolu denebilecek sürede 31 yıl muhtarlık yapan Efeler ilçesi ,Cuma mahallesi muhtarı Nafiz ÇAMOĞLU nu da yitirdik.

Yaşadığım Cuma mahallesinden çok yakından tanıdığım ve gelini Mimar Sinan mahallesinden seçilerek muhtarlık yapan gelini Gurbet Çamoğlu'nun kayınpederi de olan Nafiz abimiz yukarıdaki hayat öyküsü anlatılan Hulusi Samim Kesim gibi sevilen örnek bir insandı.

Allah rahmet eylesin , Cuma mahallesi sakinlerine ve yakınlarına sabırlar diliyorum.


SÖZÜN ÖZÜ :

HER ZAMAN DOĞRUYU SÖYLEYİN , NE DEDİĞİNİ HATIRLAMAK ZORUNDA KALMAZSIN.


MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.542.7608691