New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan kapsamlı çalışma, aşı sonrası pıhtılaşma yaşayan bireylerde yaşanan biyolojik süreci moleküler düzeyde gözler önüne serdi. Araştırmaya göre, bu durumun ortaya çıkması için iki nadir faktörün aynı anda bir araya gelmesi gerekiyor.
GENETİK YATKINLIK VE RASTLANTI BİRLEŞİYOR
Araştırmacılar, VITT vakalarının yalnızca toplumun çok küçük bir kesiminde bulunan özel antikor gen varyantlarına (IGLV3-2102 veya IGLV3-2103) sahip bireylerde görüldüğünü tespit etti. Ancak bu genetik yapı tek başına hastalığı başlatmaya yetmiyor.
Bu küçük değişim, normalde virüsü hedef alması gereken savunma mekanizmasını şaşırtarak vücudun kendi kan proteini olan 'platelet factor 4' (PF4) üzerine saldırmasına neden oluyor. Sonuçta ise trombositlerin aşırı aktive olmasıyla tehlikeli pıhtılar oluşuyor.
FARE MODELLERİYLE DOĞRULANDI
Bilimsel ekip, ulaştıkları bu çarpıcı sonucu fareler üzerinde de test etti. VITT hastalarından alınan antikorların nakledildiği farelerde pıhtılaşma gözlenirken, söz konusu tek amino asit mutasyonu laboratuvar ortamında geri çevrildiğinde pıhtılaşmanın durduğu saptandı.
GELECEĞİN AŞILARINA IŞIK TUTACAK
Ebola gibi hastalıkların tedavisinde hala kullanılan adenovirüs tabanlı aşı platformları için bu buluş büyük önem taşıyor. Sorunun virüsün 'protein VII' bileşeninden kaynaklandığının anlaşılması, bu proteinin gelecekteki aşılarda yeniden tasarlanmasına imkan tanıyacak.