KAPILAR AÇILDI, SORUMLULUK KİME AİT?

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde yaklaşık 50 bin mahkûm cezaevlerinden tahliye edildi. Bu olay kağıt üzerinde ‘rahatlama’ olarak görülebilir. Cezaevleri boşaldı, yük azaldı, sistem nefes aldı…

Tabi ki her mahkûm aynı kefeye konulamaz. Cezaevinden çıkan herkes yeniden suç işleyecek demek, hem adil değildir hem de vicdansızlık olur.

Ancak mesele kişiler değil, sistemdir. Tahliye edilen on binlerce insanın kaçı gerçekten topluma hazırdı? Kaçı psikolojik, sosyal ve ekonomik olarak desteklendi? Kaçı sadece kapıdan çıkarılıp “hadi hayatına devam et” denilerek sokağa bırakıldı?

Bir annenin sokağa çıkarken tedirgin olması, bir esnafın dükkanını erkenden kapatması, bir gencin gece eve dönerken huzursuz olması 'normal’ kabul edilemez.

Güvenlik duygusu bir toplumun temel direğidir.

Sorun sadece salınan mahkûmlar değil, sorun denetimsizlik ve sonrası düşünülmeden atılan adımlar.

Haberlerde duyduğumuz her olay için ‘acaba bu önlenebilir miydi’ sorusunu beraberinde getiriyor.

Güvenlik dediğimiz şey yalnızca kapıları kilitleyince sağlanmış olmuyor.

Asıl güvenlik, suçların tekrarını önleyebilmek. Bunun yolu da denetim, sosyal destek ve psikolojik rehberden geçiyor.

Bir yanda sokakta korkuyla yürüyen insanlar, diğer yanda ‘beni kimse istemiyor’ duygusuyla baş başa bırakılmış eski mahkûmlar. Adalet sadece cezayı değil, dönüşü de hesaplamalıdır. Çünkü plansız özgürlük, bazen yeni acıların kapılarını aralar.

Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla öfke değil, daha fazla akıl, daha fazla sorumluluk ve en önemlisi daha fazla insanlıktır.

Toplum yararına düşen görev ise bağırmak değil sormak, dışlamak değil, çözüm üretmek…

Çünkü insanı kaybettiğimiz yerde güveni de kaybederiz.

Sağlıkla kalın…