Baskın, egemen paradigmanın (anlayış veya ideolojinin) kurumsal vasıtaları kitle iletişim araçlarıdır. Bu bağlamda psikoloji, sosyoloji gibi bilimler algı savaşları adına icat edilmemiş olsa dahi bu bilim dalları kitle iletişim araçları tarafından ele geçirilmiş durumdadır. Her türlü bilginin algı oluşturma adına kullanılmaya başlandığı söylenmektedir. Bu durum, II. Dünya Savaşı Sonrası ilk on yılda sosyal bilimler ve kitle iletişim araçları üzerinde ciddi bir Amerikan hegemonyasının bulunduğu bir süreçte gerçekleşti. Sosyoloji artık bir bilimden daha öte kitle iletişim araçlarının etkisini artıracak çerçeveler, doneler veya reçeteler üretir oldu.
1945’te Amerika tarafından Japonya’da kullanılan atom bombası yeni bir dünya düzenini işaret etmekteydi. Amerika’nın silah ve askeri üstünlüğün kabulü bununla sağlanmıştı. Bu inancın sarsılmaması ve batı değerlerinin her zaman diri tutulması için zihinsel harp metotlarına da ihtiyaç duyulmaktaydı. Kitle iletişim araçları bu bakımdan atom bombasından daha etkili fırsatlar sunmaktaydı. Laswell, işlevselcilik ekolünün temsilcisidir. II. Dünya Savaşı sonrasında medya araçlarının mutlaka bir fonksiyonu olması gerektiği tanımını yapan ilk kişi oldu. Normal şartlarda bu fonksiyonun toplumsal uyumun(entegrasyon) sağlanması, düzenin devamı, uyumun sürekliliği gibi alanlarda olması gerekir Ancak bu fonksiyon konusu pek açık edilmedi. Ya da düzenden kasıt Amerikan hegemonyasının devamının sağlanması mıdır bilinemedi. Dolayısıyla kitle iletişimin yıkıcı ve zarar verici yanının da olabileceği böylece öngörülemedi veya gizlendi. Artık zihinler atom bombasından yüz kat daha etkili nükleer etki altına girmekteydi. Radyasyon alan zihinler tanınmayacak hale geliyordu. Çoğu kişi insanlığından çıkmaktaydı.