LAİKLİK NEDİR (!)

Abone Ol

Çağdaş dünyada Türkiye’nin hâlâ laikliği konuşup tartışması doğru bir düşünce ve davranış biçimi değildir. Cumhuriyet kurulalı 94 yıl oldu ve bazı dindar kesimler laiklik prensibinin Anayasa’dan çıkarılmasını savunuyor.

Oysa Türkiye’de “dine bağlı devlet” imparatorluktan kalma bir sistemdir. Osmanlı devleti kuruluşunda islami bir devlet olmuş ve son günlerine kadar asırları kaplayan ömrü boyunca dine bağlı kalmıştır.

Ancak Türkiye’de yarı dini devlet ve laikliğe doğru gidiş, yenilik hareketlerinin başlangıcı, sayılan Tanzimat ile başlar.1839’da Sultan Abdülmacid’in baş veziri Büyük Reşit Paşa tarafından okunan ve meydana izafeten “Gülhane Hattı Hümayün” diye anılan meşhur ferman ile yürürlüğe girer. Bunun tatbik suretini ıslahat fermanı açar.

Bu ferman ile Türk halkına önce can ve mülk, ırz ve namuk emniyeti verilmiş bütün tabaya müsavat dairesinde tatbiki kararlaştırılmıştır. Bu karar gereğince bir çok kanunlar yapılmış ve devlet hayatı yeni bir nizama geçmiştir.Ancak Tanzimat devrinde devlet içinde din teşkilatı kalkmış değildir. Ancak fiiliyatta hükümlerine devletçe mecbur edilir olmaktan yavaş yavaş çıkmış ve iktidar sivil ellere geçmiştir. Muhtelif tarihlerde çıkan fermanlarla hıristiyan halka tanınmış olan din ve meshep imtiyazları yeniden gözden geçirilerek bunların resmiyeti kabul ve teyit edilmiştir. Kısacası Tanzimat Fermanı ile başlayan süreçte din sisteminden sıyrılma bütün açıklığıyla göze çarpmaktadır. Memlekette artık şeri hukukun yanıbaşında ve gittikçe onu gölgede bırakmak üzere laik zihniyetle bir hukuk düzenlemesi yürürlüğe girer. Modern anlayışı ülkede yaygınlaştıracak mektepler açılır.1876’da yürürlüğe giren Kanuni Esasi (Anayasa) Türkiye’de din hürriyetini tesis etmiş ve ülkede bütün dinlerin serbestçe icrasını devletin himayesine vermiştir. Yani kanuni Esasi ile başlayan yenilik tam bir laik sistem değildir. Çünkü Kanuni Esasi sisteminde “Devleti Osmaniye’nin dini islamdır. (Madde 21) Devlet Başkanı aynı zamanda Halife sıfatıyla islam dininin hamisi ve en yüksek ruhani Reisidir (Madde4) Bu tarihlerden sonra ihtiyatlı şekilde olsa bile Türkiye laik sisteme her gün biraz daha yaklaşmaktadır.

Büyük Millet Meclisi Hükümeti dönemine gelince, Ankara’da kurulan ilk millet meclisi tarafından 1921’de yapılan “Teşkilatı Esasiye kanununda din ve şeriat kanun üstü bir kıymet olarak kabul edilmiştir. Büyük Millet Meclisinin vazifeleri arasında “Ahkam-ı şeriye’nin önemi yer almış ve meclisin yapacağı kanunların esas tutulması kabul edilmiştir. Yine Büyük Millet Meclisi hükümeti döneminde 1923’de yapılan ve Cumhuriyeti resmileştiren Anayasada da “Türkiye’nin dini islamdır” denilmiştir.

Ancak Türkiye bütün düzenlemelere rağmen tam bir laik sisteme geçememiştir. Yani Türkiye’de laiklik batı devletlerindeki gibi olmamış, tam ve saf laikliğe gelinecek yerde 1924’den itibaren “dine bağlı devlet sisteminin tam zıddı olan” devlete bağlı din sistemine gelinmiştir.

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgül bu konuda şöyle bir görüş belirtiyor. “Belirtmek isterim ki bu sistem, “Dine bağlı devlet sisteminin tam zıddıdır. Berikinde devlet işlerinde ve faaliyetlerinde dini vesayet icra ederek devlete baş müşavirlik eder. “Devlete bağlı din sisteminde ise deminkinin aksine olarak din kendi sahasındaki umurda politikadan direktif almak mecburiyetnedir. Ve devlet adamları din üzerinde en üstün söz ve selahiyet sahibidir.”

Dine bağlı devletin Türkiye’de nasıl yavaş yavaş kurulup yerleştiğini yukarıda satır başlarıyla vermeye çalıştım.

BATI ÜLKELERİNDE LAİKLİK

Batı ülkeleri hukukunda laiklik din ile devletin ayrılması ve devletin din, dinin de devlet işlerine karışmaması ülkede mevcut din ve mesheplere karşı devletin tarafsız bir tavır takınması ve bunlardan hiç birine diğeri aleyhine olarak hususi sürette imtiyazlandırmaması, buna mukabil, dinin de devlete karşı nisbi de olsa bir muhtariyet içinde ahlaki ve manevi hayatın nizamı olarak hüküm sürmesidir. Laik bir devlette hükümet ve idare işleri dini mülahazalardan değil sırf ihtiyaçlardan ve hayat realitelerinden alır. Halbuki laik olmayan devlette kaide ve kanunlar dini esaslara dayanır. Şu halde laiklik ne inkarcılıktır ne de din düşmanlığı demektir. Sadece devlet hayatında ve amme münasebetlerinde dini kaide ve esasları dindarlar muhitine ve vicdanlara bırakarak sırf hayatın akışına ve münasebetlerin mantığına uymaktır.

Yine merhum Ali Fuat Başgil hocamızın bir eserinde değindiği şekilde bir örnek vereyim, “Laiklik sadece devlet hayatına ait bir hareket ve faaliyet prensibidir. Laikliği dinsizlik sanmak onu yanlış anlamadır. İnsan iş ve münasebetler hayatında laik olan, yani işin ve münasebetlerin devletçe vaaz edilen kanunlara göre hareket ederde diğer taraftan ferdi ve hususi hayatında dindar olarak yaşar. Çünkü laiklik sadece devlet faaliyetlerine ve amme faaliyetlerini sahasına ait bir prensiptir. Ferdin hususi ve manevi hayatı ailesi ve sevdiklerini muhidi bu prensibin dışında kalır.

İstanbul üniversitesi öğretim üyelerinden yeğenim Prof. Dr. Emine Yavaşgel’in “siyasal iletişim adlı eserinde laikliği şöyle anlatıyor. “Türkiye için laiklik siyasal iktidarın yetki alanını müdahelelerden uzak kalmamış aynı zamanda devletin ulus devlet olarak yaşama ön koşulu olmuştur. Atatürkçü düşünce düzeninde laiklik kişinin dinsel inancından vatandaşlık bilincini ayırdedebilmesine bağlıdır. Aslında asıl güçlük, vatandaşa bu alışkanlığı kazandırabilmekte yarsanmıştır.

Atatürkçülükte laiklik ilkesi devlet ve dinen ayrılığı devletin dinsel kurallara dayanmamasıyla tam açıklanamaz. Laiklik ilkesi aynı zamanda kişiye din konusunda özgürlük tanıması ve bu özgürlüğün korunmasıdır. Dini ihtiyacından dolayı kişinin ayrıcalıklı davranışlarla karşı karşıya gelmemesidir. Yasalar önünde kişilerin dinsel farklılıklar güdülmeksizin eşit olmasıdır. Bu açıdan laik, din konusunda kişinin özgürlüğünün öbür kişiler, toplum ve devlet tarafından tanınması ve saygı gösterilmesi ve yaptırımlarla korunmasıdır. Çağdaş olma toplum ve devlet yaşamına us’a bilime dayatma ancak ve ancak laiklik ilkesinde, eğitimde siyasada devlet ve toplum yönetiminde Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet rejiminin başlıca nitelikleri laik ve ulusal oluşudur. Dolayısıyla bir çok devrim hareketi laik bir toplum yaratmak amacıyla yapılmış öbürleri ise böyle bir ilkenin benimsenmesiyle yürürlüğe konma olanağı bulmuştur. Atatürk islam dünyasında ilk laik devlet kurmuş, Türkiye Cumhuriyetini laik bir devlet olması için uğraşmış, çağdaş ülkeler seviyesine ulaşamamamızın nedeninin devlet yapısının dinsel kurallara bağlı olmasında görmüştür.”