NE MUTLU BİZE Kİ

Atatürk, kitaplar arasında bir ayrım yapmamıştır. Okuduğu her kitapta doğru, yanlış ve önemli bulduğu konuları değerlendirmiştir. Ancak onun belli kitapları daha çok ve daha sık okuduğu ve beğendiği söylenir.

Bu kitaplar 1. Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin, 2-Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov, 3 Belleten, Türk Tarih Kurumu Dergisi, 4 Toplum Sözleşmesi, Jean Jacques Rousseau ve 5 Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp olarak özetlenebilir.

Bu eserler; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusu ve ülkesi ile kalkınmasına katkı yapan veya yapacak olan kitaplardır.

Atatürk'ün önem verdiği kitaplardan olan Ziya Gökalp'in yapıtı Türkçülüğün Esasları kitabını incelemek isterim, bu yazımda.

TÜRKÇÜLÜĞÜN ESASLARI

Ziya Gökalp (1876-1924)

Türk milliyetçiliğinin babası olarak anılan Mehmet Ziya Gökalp’in yaşamı güçlükler ve savaşım içinde geçmiştir. Ulusuna, özgürlüğe verdiği önemi her zaman ortaya koymuştur. Lise son sınıfta öğrenciyken okul çıkışlarında söylenmesi gelenek haline gelen Padişahım çok yaşa yerine "Milletim çok yaşa" diye bağırması nedeniyle soruşturmaya uğramıştır. Kendisine dayatılan muhafazakâr din eğitimi ile özgürlük düşünceleri arasında bir ara bocalamıştır. İstanbul’a giden Gökalp İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne" girmiş, bu kez de yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmaktan 1898 yılında bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra Diyarbakır'a sürgüne gönderilmiştir. Orada da cemiyetin şubesini kurmuştur. Dünyadaki Türkleri birleştirerek, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Gökalp, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı’nı 1911 yılında Genç Kalemler Dergisi'nde yayımlamıştır.

Tekrar İstanbul’a gelerek Edebiyat Fakültesinde öğretim üyesi olmuş, Türk Ocağı Derneği'nin kurucuları arasında yer almıştır. I. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti'nin yenilmesiyle (1919)yılında İngilizler tarafından tutuklanmıştır.

Ermeni soykırımı iddiaları nedeniyle bu kez de Malta'ya sürgüne gönderilmiştir.

İki yıllık sürgün döneminden sonra Ankara’ya gitmiş ve 1923 yılında ünlü eseri “Türkçülüğün Esasları” isimli kitabı yayımlamıştır.

Atatürk tarafından önerilmesi üzerine TBMM’ye ikinci dönem Diyarbakır Mebusu seçilmiştir. Çalışmalarına ara vermeyen Gökalp, kısa bir süre sonra vefat etmiştir.

ZİYA GÖKALP’İN DÜŞÜNCESİNİN TEMELİNDE, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştıran bir senteze ulaşma çabası yatmaktadır. Gökalp, Türklüğe ve Türkçeye büyük önem vermiştir. Yazdığı şiirlerle, bu iki kavramı sanki dans ettirmiştir.

“Türk bir ulusun adıdır. Ulus, kendine özgü kültürü olan bir topluluktur. Öyleyse Türk’ün yalnız bir dili, tek bir kültürü olabilir.” “Bir kavmi yutmak için parçalamak gerekir. Ulusu parçalamak için de (lisanını) dilini parçalamak gerekir” demiştir.

Türk kadınına verdiği önemi “Kadın yükselmezse alçalır vatan / içten olamaz onsuz bir irfan (kültür)” tümcesiyle özetlemiştir.

Türklük ve Türkçe sevdasını dile getirdiği şu dizeleri, unutulmaz şiirleri arasındadır:

Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur:

Köylü anlar manasını namazdaki duanın.

Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kuran okunur.

Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda’nın.

Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın.

Bu dizelerden esinlenen Atatürk’ün önderliğinde 1932 yılında Türkçe ezana geçilmiş ve minarelerden Türkçe ezan 1950 yılına kadar okunmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün hislerinin dile getirilmesinde Namık Kemal’i, fikirlerinin dile getirilmesinde Ziya Gökalp’i, öncü olarak gördüğü söylenir. Her iki yazar – düşünürün; ulusal ve çağdaş Türk toplumunun gelişmesinde katkıları olduğu açıktır.

Ne mutlu bize ki, böyle Türk büyüklerine, böyle düşünür ve eylem adamlarına ve bir Atatürk’e sahibiz. Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği her yaştaki Türk gençleri arasında bu emaneti sonsuza dek yaşatacak olan ve Ata’sına yakışır insanlar vardır ve var olacaktır.