İSRAFIN HER TÜRLÜSÜ HARAMDIR...

Kamu yararına olan her türlü hizmeti tasarlamak, şekillendirmek ve neticelendirmek adına çalışan devlet kurumları ve bu kurumlarda görevlendirilmiş kişiler var. Var diyorum ama işiniz düştüğünde adımlarınızı korkarak attığınız kamu kuruluşları…

Günü heba etmemek adına sabah erkenden kalkıyorsunuz, işlem yaptırmak istediğiniz kamu kurumuna gidiyorsunuz. Binaya girdikten sonra şimdi her yerde mevcut olan sıra alma makinesinden tuşlara basarak numara fişinizi alıyorsunuz. Aynı zamanda henüz kurumun mesaisi de yeni başlıyor. Siz de sıranın size gelmesini bekliyorsunuz. Genelleme yapmadan yazıyorum ancak kamu kurum ve kuruluşlarında muhatap bulmak çok zor. Eğer bulduysanız ya sorduğunuz sorunun yanıtını alamıyorsunuz ya da sert bir ses tonuyla kendinize geliyorsunuz. Kamu kurumunda işlerinizi bir an evvel bitirmek istiyorsunuz, o da ne henüz görevli memurlar yerinde değil 08:30 da işinin başında olması gereken hatta mecbur olan kişi ya da kişiler halen ortalıklarda yok. Biraz bekliyorsunuz nihayet arzı endam ederek geliyorlar. Bu arada çalıştıkları kurumlara gelenlerin çoğunluğu ellerinde poşetlerle geliyor içerisinde kahvaltılıklar mevcut. Siz bekleyin ne olacak ki işiniz enikonu görülecek. Ha kahvaltı faslı sırasında sakın bir şey demeyin memurlara azarın alasını işitirsiniz. Nihayet sizinle irtibata geçtiklerindeyse suratlar asık hatta bazıları henüz uyanamamış… Siz efendiliğinizden ödün vermeyin yoksa bugün git yarın gel yolu size açık olur.

KART BASIYORLAR AMA GÖREV BAŞINDA DEĞİLLER

Türkiye’deki kamu kurum ve kuruluşlarının neredeyse tamamına yakın bölümünde artık kart okuma sistemi var. Çalışanlar kartlarını okutarak mesailerine başlıyor. Ama kart üzerinde… Sonra siz koridorlarda bekliyorsunuz kimse yerinde, odasında değil. Zira ev gezmesi gibi kurum içerisinde kümeleşiyorlar, sabah çayı, sabah kahvesi veyahut da kahvaltı ediyorlar. Siz bekleyin ne olacak muhakkak size biri bakacak nasılsa. Kartını basıp mesaiye gelmeyenler de var. Kartı okutup tekrar dışarıya çıkıyorlar yani makinede girişiniz yapılmış mesaide görülüyorsunuz. Bu arada kimse hatta aynı odada masa arkadaşı olanların bile birbirlerinden haberi yok. Varsa bile bugün sen, yarın ben hesabı peşindeler. Birbirlerinin açıklarını örterek kendilerince birbirlerine iyilik yapıyorlar. Sizin asıl göreviniz vatandaşa hizmet etmek, eğer bu da zor geliyorsa o zaman o yerleri boşuna işgal etmeyin.

MASA ALTINDAKİ ISITICILAR

Kış aylarında kamu kurumları kalorifer ve yahut klima gibi ısıtma gereçleriyle ısıtılıyor. Yine işiniz düştü bir kamu kurumuna gittiniz, içeriye girdiğinizde bina gayet sıcak ve içerideki ısı da normal bir insanı üşütmeyecek kadar da normal. O da ne gözünüz masaların altlarında yanan elektrikli ısıtıcılara takılıyor. ‘Bu kadarı da olmaz’ dedirtiyor. Bu yol ve yöntemlerle enerji israfı yapılıyor ne yazık ki.

Dışarıda odun kömür gibi yakacakları alamayan binlerce insan var. Ha bir de unutmadan değineyim. Kalorifer yanıyor, masa altında elektrikli ısıtıcı yanıyor ancak kapılar ve pencereler açık. Aynı şeyleri kendi evlerinizde de yapın o zaman. Tabii ki aklınızca parasını devlet karşılıyor kamuda değil mi? Evet ödemeyi devlet yapıyor ama o paralar yine senden, benden, bizden, kısacası her vatandaşın ödediği vergilerle hazineye giden paralarla karşılanıyor. Bu arada resmi kurumlardaki şef, müdür ya da her kimse memurlarını uyarsa olmaz mı? Allah aşkına birileri birilerini denetlesin. İsraf en büyük günahların başında geliyor.

İşlerini, vazifelerini, görevlerini, ödevlerini hakkıyla yapan tüm kamu çalışanlarını tenzih ediyorum, hakları asla ödenmez. Ama devletin kurumlarında sorumsuzca hareket eden, hem mesaisini boşa harcayan hem de milli servet konusunda israfa yol açanlara bu halk, hakkını helal etmez. Bunun bilincinde olsunlar.

Kamu kurum ve kuruluşlarındaki yetkililer de bu tür sorumsuzluklara göz yummamalı.

İsraf, en büyük haramdır…