Muharrem Ayına Girildi, Peki Biz Ne Kadarını Biliyoruz?

Abone Ol

3 gün önce yeni bir yıla girdik. Hicri yılbaşımız 16 Haziran'dı. Yani Muharrem ayının ilk günü. Bize göre takvimlerden geçen bir gün daha... Ama Muharrem ayı sıradan bir ay değil. Çocukluğumda büyüklerimizin, "Muharrem geldi, bugünlerde gönül kırmayın, fakirleri gözetin" dediğini hatırlarım. O zamanlar küçük olduğumuz için bu cümleleri çok da anlamazdık. Yıllar geçtikçe ne demek istediklerini anlıyorsun.

Muharrem, İslam dininde kıymet verilen dört haram aydan biridir. Kur'an-ı Kerim'de haram aylara saygı gösterilmesi emredilir.
Bu kelimeyi duyduğum zamanlarda, "Nasıl yani, haram ay ne demek?" diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Kötü bir anlam ifade ediyor gibi geliyor kulağa. Aslında haram ay demek, o ay yapılan her şeyin haram olduğu anlamına gelmez. Saygı gösterilmesi, dokunulmaz kabul edilmesi gereken zaman dilimi demektir. Yani bir bakıma normal günlerden daha çok ibadetle geçirilebilecek özel zamanlar...

İslam'da 4 haram ay vardır. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları haram aylar olarak kabul edilir. Cahiliye döneminde dahi bu aylarda savaşlara ara verilir, insanlar güven içinde yolculuk yaparlarmış. İslamiyet ise bu geleneği korumuş, bu aylarda haksızlık, kavga, zulüm ve günahlardan daha fazla sakınılmasını tavsiye etmiştir. Kısacası haram aylar, insanın hem Rabbine hem de çevresine karşı daha dikkatli olması gereken, manevi iklimi güçlü zaman dilimleridir.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de, "Şüphesiz Allah katında ayların sayısı on ikidir... Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. O hâlde bu aylarda kendinize zulmetmeyin." (Tevbe, 9/36) buyrularak bu ayların önemine dikkat çekilmiştir. Demek ki Rabbimiz bazı zaman dilimlerini diğerlerinden daha bereketli kılmış.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Muharrem ayını özel bir ifadeyle anıyor ve şöyle buyuruyor:
"Ramazan'dan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur." (Müslim, Sıyâm, 202)
Burada dikkat ederseniz, "Allah'ın ayı" buyuruyor. Bu ifade bile başlı başına bize çok şey anlatıyor.

Aslında bunun cevabı Hz. Musa'ya kadar uzanıyor. Rivayete göre Peygamber Efendimiz Medine'ye geldiğinde Yahudilerin Aşure Günü oruç tuttuğunu görüyor ve sebebini sorunca, "Bugün Allah, Musa Peygamber'i Firavun'un zulmünden kurtardı" cevabını alıyor. Bunun üzerine Resûlullah, "Biz Musa'ya sizden daha yakınız" buyuruyor ve o gün oruç tutuyor. Daha sonra ümmetine de tavsiye ediyor. (Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm)

Bugün birçok kişi Muharrem orucunu farz sanıyor. Aslında dinimizde böyle bir zorunluluk yok. Tutan sevabını alır, tutamayan günaha girmez. Ancak özellikle Aşure Günü'nü değerlendirmek, Peygamberimizin tavsiye ettiği güzel sünnetlerden biridir.

Bir de bizim kültürümüzde aşure var... Belki de dünyada başka hiçbir tatlı, aşure kadar anlam taşımaz. İçinde onlarca farklı malzeme bulunur ama hepsi aynı kazanda kaynar. Tıpkı bu topraklarda farklı insanlar olarak aynı şehirde, aynı mahallede yaşamamız gibi... Kazan kazan aşureler yapılır ve dağıtılır; dağıtıldıkça bereketlenir.

Aşure Günü ile ilgili bir müjdeyi de Peygamber Efendimiz veriyor:
"Aşure günü tutulan orucun, bir önceki yılın küçük günahlarına kefaret olmasını Allah'tan umarım." (Müslim, Sıyâm, 196)
Muharrem ayının evlerimize huzur, sofralarımıza bereket, gönüllerimize ise merhamet getirmesi duasıyla...