SAVAŞ EKONOMİYİ ZORA SOKAR

Abone Ol

Amerika Vietnam savaşından apar topar bunun için çekilmiştir. Irak’tan acele çekilmeleri de savaşta yaptıkları yüksek harcamalardır. ABD yetkilileri körfez savaşında 4 trilyon 400 milyar dolar harcandığını açıklamışlardır.Bu yüzden bir ülkenin savaş hali ekonomik açıdan önemlidir. Savaşan ülkelerin her zaman kişi başına düşen gelirlerinin düştüğü görülmüştür. Bilindiği gibi bugüne kadar Suriyeli mültecilere harcanan paranın 20 milyar dolar olduğu açıklanıyor.Türkiye çalışana, emekliye, işçi ve diğer sabit gelirlilere veremediği parayı savaşa ve Suriye’lilere gözünü kırpmadan nasıl harcıyor?

Türk ekonomisi gerçekten çok güçlü mü? En azından 500 milyar dolar dış borç, 40 milyar dolar cari açık ve 30 yıldır devam eden savaş harcamaları Türkiye’nin kalkınmasını olumsuz şekilde etkilemiştir.

Kısacası bugüne kadar sürdürülen yanlış harcamalar ve dış politikadaki yanlışlıklar ülkede belirsizliği, belirsizlik de ekonomiyi olumsuz şekilde etkiledi

Kasım ayında başlayan kur artışı Aralık’ta ve Ocak ayında da devam etti. Bu belirsizlik ortamı, Türk lirasının değerini düşürürken, dolar ve Euro kontrolden çıktı.

Geçtiğimiz hafta 3.64’e kadar yükselen dolar kuru, artan terör eylemleri ve Suriye’de tedirginliğin etkisiyle dövize olan talebi artırdı. Bu esnada Anayasa taslağının meclise gelmesi, gerilimin daha da tırmanmasına neden oldu.

Hafta başında, yani 9 Ocak Pazartesi günü dolar kuru 3.71 TL ile tüm zamanların rekorunu kırdı. 11 Ocak 2017 tarihi itibariyle drolar 3.92’yi Euro’da 4.10 TL ile rekor tazeledi. MB olaya derhal müdahale etti ama piyasaya sürülen 1.5 milyar dolar ateşi söndürmeye yetmedi.

Şüphesiz ki döviz kurunun hızla yükselmesi, Türk lirasının değerini düşürüyor. Paramızı yeniden değer kazandıracak bir çalışma var mı? Yok! Bu saatten sonra gösterilecek çabanın bir faydası olmaz.

Kötü yönetilen bir ekonomi, Suriye’de verilen savaş hatalı yatırımlar, müteahhitlere verilen kamu garantileri, dolar ve euro’nun aşırı değer kazanması gibi nedenler ve belirsizlikler ülkenin iyi yönetilmediğini gösteriyor.

Hiç şüphesiz ki bunda 14 yılın yanlış icraatlarının birikimleri de var. Kemal Derviş’le başlayan ithalata dayalı ekonomi modelinde hiçbir sapma olmadan devam edildi. Türk ekonomisi 10 yılı geçkin bir süreçte büyük dış ticaret açıkları verdi. Dış ticaret açığı cari açığı yarattı ve bütün bu açıklar, sıcak para ile kapatıldı. Ama 2016’dan itibaren döviz kurları giderek yükselince, doğrudan yatırımlar ve sıcak para girişinde kesintiler oldu. Devlet açıkları kimliği belirsiz kaynaklarla kapatma yolunu seçti. Artı Türkiye’de eski yıllardaki gibi satılacak kamu malı da kalmamıştı.

Kısacası, izlenen yanlış ekonomi politikalarına hiç sapmadan devam edildi. Reel sektörün döviz ihtiyacı dolar kurunu yükseltti. Dolar satan değil, dolar alıcıları piyasaya hakim oldu. Çünkü reel sektörün büyük döviz açığı vardı. Ancak Merkez Bankası bu açığı kapatma garantisi veremeyince serbest piyasada dolar kuru hızla arttı. Doların hızla artışı Türkiye’yi adeta dünyadan kopardı. Hükümet ülkesi OHAL ile yönetmeye başlayınca hiç kimse dış ekonomi çerveleriyle ilgilenemez oldu.Ekonomi kurmaylarına göre, ortaya çıkan belirsizlikler bir süre daha devam edecek. Dolar kurundaki hareketlilik de sürecek “yastık altındaki dolarları satın” diye açıklamalar yapıldı. Ve millet yastık altından çıkarıp sattı. Ama değişen hiçbir şey olmadı. Döviz kurları rekor üstüne rekor kırmaya devam etti. Bir Amerikan doları 4 TL’ye yaklaşmışsa ülke ekonomisi bu ağırlığı nasıl çeker?

Ve bu ekonomi nasıl düzelir.

BAŞKANLIK SİSTEMİNİN ÜCRET POLİTİKASI

Ülkemizde bir sendikanın yaptığı araştırmaya göre Parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde asgari ücret 995 dolar.Başkanlık sisteminde ise 210 dolar. (Bu tespit memur sendikaları tarafından belirlenmiş.)

Sendikaya göre, Başkanlık devreye girerse, Türkiye’de maaşlar düşecek. İşçi ve memurların çalışma süreleri uzayacak. Yıllık izinler ve kadın doğum izinleri kısalacak. Raporda başkanlık sisteminin çalışma başlığıyla uyuşmadığı sonucuna varıldı.Birleşik Kamu İş Federasyonuna bağlı Büro İş Sendikası, Türkiye’ye getirilmek istenen Başkanlık sisteminin çalışma hayati ve çalışanlar üzerinde yapacağı etkiyi analiz eden teknik bir çalışma raporu hazırladı. Büro İş Sendikası Genel örgütlenme sekreteri Yalım İziliş, 146 ülkenin rejimini inceledi. Araştırma sonuçlarına göre, kişi başına geliri yüksek, çalışma saatleri ülkeler ağırlıklı olarak parlamenter sistemle yönetilen ülkelerden oluşurken, kişi başına geliri düşük, çalışma saatleri uzun ülkelerin büyük bölümü Başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerde haftalık normal mesai süresi ağırlıklı olarak 48 saat. Parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde ise 40 saat olarak hesaplandı.

Yapılan araştırmaya göre Başkanlıkla yönetilen ülkelerde çalışanlar, haftada ortalama 44 saat 53 dakika. Parlamenter ülkelerde ise 42 saat 44 dakika çalıştıkları belirlendi. Yani başkanlıkla yönetilen ülkelerde çalışan 9 saat 4 dakika daha fazla çalışıyor.