Demokrat Parti Aydın İl Teşkilatı milletvekili adaylarını ön seçim usulü ile belirleyecekti. Ancak ön seçim öncesi Aydın’da gelişen olaylar Söke’li DP’lileri çok üzdü. Başbakan Adnan Menderes, ön seçim listesinde Söke’li Dr. Baki Öktem’i istemediğini, istifa etmezse veto edileceğini açıkladı. Başbakan Menderes’in seçim öncesi açıklamasını dikkate almayan Söke DP Teşkilatı, Baki Öktem’i ön seçim listesine koydu. Başbakan Menderes’in Baki Öktem’i hedef alması onu seçimde 1. Iraya çıkardı. Ancak önseçimin ertesi günü Menderes, Dr. Baki Öktem’i veto ettiğini açıklayınca Söke DP teşkilatında büyük karışıklıklar yaşandı. Sökeliler için şok bir haberdi. Parti teşkilatının bulunduğu Basmacılar Caddesi gün boyu dolup taştı. Herangi bir taşkınlığa karşı tedbir alan valilik, caddeye jandarma ve polis takviyesi yaptı. DP teşkilatının önünde birbiri ardına sloganlar atılıyor, Başbakan Menderes amansızca eleştiriliyordu. Durum Aydın’a iletildi. Ertesi gün DP Aydın milletvekilleri partinin bitişiğinde bulunan Ramazan Çavuş’un kahvesinde biraraya geldiler. Aynı gün Aydın Valisi de Söke’ye geldi ve olayı, Basmacılar caddesine giderek vatandaşla görüştü ve onları yatıştırmaya çalıştı. Sonunda Ankara’dan gelen yazılı açıklama ortalığı biraz yatıştırdı. DP Genel merkezinde Söke DP teşkilatına gelen Başbakan Adnan Menderes imzalı yazı özetle şöyleydi: “Yeni bir milletvekili adayının ismini verin listeye onu koyalım.”
DP teşkilatı o akşam acilen toplandı ve eski Belediye Başkanı Rıfkı Ulusoy’un Büyükoğlu hukukçu Talat Ulusoy’u oy birliğiyle milletvekili adayı gösterdi. Karar ertesi gün telgrafla DP Genel merkezine iletildi. Ancak ne gariptir ki Menderes “Bu ismi ilk duydum. Bana tanınmış bir isim verin” diyordu.DP İlçe başkanı Nurettin Tuna, yönetim kurulu arkadaşlarına, Başbakan Söke’yi çoktan gözden çıkarmış, kimin adını verirsek verelim, kabul etmeyecek” diyordu.
İlçe Başkanı bu görüşleri ileriye sürerken, Belediye Başkanı Ekrem Karakaş, başkan vekili Ercüment Özbaş; “Başka bir isim bildirelim” diye ısrar ediyordu. Bunun üzerine DP Genel merkezine Söke Belediyesi Hesap İşleri Müdürü Başkan Ekrem Karakaş’ın dayısının oğlu Dr. Muzaffer Döşemeci’nin adı bildirildi, ancak Ankara’dan gelen cevap yine değişmedi. Dr. Muzaffar Döşemeci Germencik’te doktorluk yapıyor. Söke’de oturmuyor. Bu nedenle adaylığı kabul edilmedi” şeklinde görüş belirtildi.
Bu arada ilçe Başkanı Nurettin Tuna, “Ben size demedim mi? Bunlar Söke’yi çoktan gözden çıkardılar. İsterseniz Hacı Halil Paşa’nın oğullarından birini teklif edelim yine “hayır” diyecekler.
Bu sırada parti katibi Hasan Metin söze karıştı “madem ki öyle benim gibi garibanın ismini Genel merkeze verin olsun bitsin. Yanılıp şaşırtırlarsa hiç olmazsa milletvekili seçilirim. Yine kabul etmezlerse kendileri bilir. Ama bilin ki Aydın’da ben çok meşhur olurum” dedi.Nurettin Tuna, “Hay senin aklını seveyim. Zaten oldum olası senin espri yeteneğine hayranım. Söz senin ismini Genel merkeze bildireceğim.”
Söke’den çekilen telgraf DP Genel merkezini harekete geçirmişti. Başbakan Adnan Menderes’in arası Nurettin Tuna ile iyi değildi. Hemen Belediye Başkanı Ekrem Karakaş’ı aradı ve, “Ekrem bey söyle o ilçe başkanına ben Hasan Metin’in kim olduğunu çok iyi biliyorum. Onlara göre ben Söke’yi isteyerek saf dışı bırakıyorum. Hayır öyle bir şey yok. Bunu ispat edebilirim. Hemen Belediye Başkanlığından istifa et seni milletvekili yapayım.”
Karakaş: Aman efendim mümkün değil. Milletvekili olmaya yaşım da müsait değil. Bu teklifiniz beni şok etti. Beklemiyordum. Henüz bir yıllık belediye başkanıyım. Önüme büyük projeler koydum. İstifa edersem, yarım kalır, bu yüzden kabul edemem” dedi. Karakaş’ın bu itirazı sanki Menderes’i memnun etmişti. Hist üstelemedi. Sadece “ben verdiğim kararı size bildirmek için aradım. Adnan Menderes olarak Mecliste Söke’yi temsil edicem. Yani ben Söke milletvekiliyim. Haberin olsun” dedi ve telefonu kapadı.
1957 milletvekili genel seçimleri çok sönük geçti. Ekseriyet sistemine göre yapılan seçimlerde DP Söke’de bir kez daha seçim kazandı. Ancak Türkiye genelinde büyük oy kaybına uğramıştı. Seçimler Türkiye’ye huzur getirmedi. Halkın sorunu ekonomik değil, siyasi idi. CHP ile DP arasındaki çekişmenin ardı arkası kesilmiyordu. İktidarın en büyük sorunu ekonomideki istikrarsızlıktı. Döviz darlığı nedeniyle gerekli malların ithalatı yapılamıyordu. Türkiye karaborsacıların cenneti haline gelmişti. Vatandaşın işi gücü yerindeydi. Ekonomik sıkıntısı yoktu. Ama aradığı malı piyasada bulamıyordu. Türkiye’de İkinci Dünya Savaşına dönemine benzer bir süreç yaşanıyordu. Yani karneli bir dönem! Çok önemli ihtiyaç maddeleri karne ile satılmaya başlanmıştı. Hatta şeker, pirinç ve kahve gibi temel maller karneye bağlanmıştı. Türkiye 7 yıllık DP döneminde nasıl olup da bu duruma düşmüştü. Ancak hiç şüphe yok ki iktidar ülkeye büyük yatırımlar yapmıştı. Aydın-İzmir yolu bile 1957 yılında hizmete açıldı. Plansız bir dönemdi ve devlet hazinesi tam takır kalmıştı. Kısacası Türkiye kaderini oynuyordu.1946 yılında DP ilçe teşkilatının açılışının yapıldığı gün Celal Bayar ile Adnan Menderes ne demişti? “Ben bu yola başvurduğumdan beri yağlı ipi hep boynumda hissettim.”Yakın yol arkadaşı Adnan Menderes’te aynı duyguları ben de yaşıyorum demişti.
Aynı gün birlikte ziyaret ettikleri mübarek insan Ömer Lütfi Efendi’de DP’yi ancak “Ehveni şer” bir siyasi bir parti olarak görmüştü.
Gördüğünüz gibi, Türkiye 1957 yılında ciddi ciddi tartışılmaya başlanmıştı. Kaderin onları bu akibete sürükleyeceğini yaratandan başka kim bilebilirdi?Ama onlar başlarına gelecek felaketi biliyormuşçasına, “1946’da ve daha sonraki yıllarda yağlı ipi boynunda hissetiler. Celal Bayar yaştan dolayı idam edilmedi. Ama Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polathan ilahi adaletin kendisine yazdığı kaderden kurtulamadılar.
Bu üç demokrasi şehidine Allah’tan rahmet dilerim. Ruhları şad olsun.