Dinî inançlarımıza göre yaşamaya çalışırken en çok dikkat etmemiz gereken konuların başında başkalarının haklarına saygı göstermek geliyor. İnsanlar, bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkına girdiklerinde, bunun manevi yükünden kurtulmanın yollarını arıyor. "Kul hakkı affedilir mi?", "Gıybet kul hakkı mıdır?" veya "Üzerimde kul hakkı var mı?" gibi sorular arama trendlerinde her dönem zirveyi zorluyor. İslamiyet, hakları "Allah’ın hakları" ve "kulların hakları" olarak ikiye ayırırken, kul hakkını ihlal etmeyi en büyük günahlar ve affı en zor durumlar arasında sayıyor.
KUL HAKKI NEDİR VE İSLAM İNANCINDAKİ YERİ NEDİR?
İslam kaynakları, insanların uymak zorunda olduğu hakları iki temel kategoriye ayırıyor. Allah'ın hakları, inanç ve ibadetlerle ilgili emirleri kapsarken; kul hakları doğrudan Allah'ın yarattıklarına gösterilen şefkat, saygı ve adaleti temsil ediyor. Bir insanın canı, malı, bedeni, onuru, dini inancı ve yaşayışı gibi sahip olduğu tüm değerler kul hakkı kapsamına giriyor. Sadece bireylere karşı işlenen suçlar değil; rüşvet, karaborsacılık, zimmet, kamu malına zarar verme gibi tüm toplumu ilgilendiren suçlar da ağır birer kul hakkı ihlali sayılıyor. Kısacası, başkasına maddi veya manevi zarar veren her türlü eylem dinimizde kesin bir dille yasaklanıyor.
KUR'AN-I KERİM'DE VE HADİSLERDE KUL HAKKI ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
Kur'an-ı Kerim'de doğrudan "kul hakkı" ifadesi geçmese de adalet, zulüm ve hak gibi kavramlarla bu konunun sınırları çok net bir şekilde çiziliyor. Hırsızlık yapmak, ölçü ve tartıda hile yapmak, tefecilik, iftira atmak, alay etmek, kusur aramak ve gıybet gibi eylemler Kur'an'da açıkça yasaklanan davranışların başında geliyor. Peygamber Efendimizin hadislerinde de bu konu geniş bir yer buluyor. Hz. Muhammed, Müslümanı "elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişi" olarak tanımlıyor. Hadislere göre, bir kimse kendisi için istediği bir iyiliği veya güzelliği komşusu için de istemedikçe tam anlamıyla iman etmiş sayılmıyor.
KUL HAKKI YİYEN KİŞİNİN AHİRETTEKİ DURUMU NE OLACAK?
Peygamber Efendimiz, ahirette en zor duruma düşecek kişileri "müflis" yani iflas etmiş kimseler olarak adlandırıyor. Dünyada namaz kılıp oruç tutan, zekat veren ancak aynı zamanda başkalarının malını yiyen, iftira atan veya kan döken bir kişi, ahirette büyük bir hüsranla karşılaşıyor. Hesap günü hak sahipleri, haklarını alana kadar bu kişinin sevaplarından alıyor. Eğer hak yiyenin sevapları biterse, hakkı yenen kişilerin günahları bu kişiye yükleniyor. Sevapları elinden giden ve günah yükü artan bu kişi cehenneme atılıyor. Bu vahim tablo, kul hakkının ahirette ne kadar tehlikeli bir yük olduğunu açıkça gösteriyor.
KUL HAKKI NASIL ÖDENİR VE HELALLEŞME NASIL YAPILIR?
İslam alimlerine göre, üzerinde kul hakkı bulunan birinin sadece tövbe edip Allah'tan af dilemesi yetmiyor. Haksızlığın gecikmeden giderilmesi ve hak sahibiyle kıyamet gününe kalmadan mutlaka helalleşilmesi şart koşuluyor. Eğer ortada mallarla ilgili maddi bir haksızlık varsa, alınan malın aynısı veya güncel bedeli sahibine verilmeli. Hak sahibi vefat etmişse bu bedel yasal mirasçılarına teslim edilmeli. Eğer mirasçılara da ulaşılamıyorsa, o kişinin adına yoksullara veya hayır kurumlarına bağış yapılmalı. Gıybet, iftira, alay veya hakaret gibi manevi bir hak ihlali söz konusuysa, mağduriyet giderilmeli ve kişiden yüz yüze helallik istenmeli. Eğer buna imkan bulunmuyorsa, hak sahibi için bolca dua etmek, onun adına hayırlar yapmak ve bu vebalden kurtulmak için samimi bir şekilde tövbe istiğfar etmek gerekiyor.
