Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Şehir Plancılar Odası Aydın İl Temsilcisi Melis Gülcüoğlu Yörük, Aydın Şehir Hastanesi’nin inşa edildiği bölgenin Aydın için kontrollü ve nitelikli bir yerleşim alanına dönüşebileceğini dile getirdi.
Şehir planlaması ekseninde Aydın’ın mevcut durumu ve geleceğine ilişkin Yeni Kıroba’nın sorularını yanıtlayan Yörük, Aydın’ın sahip olduğu doğal, tarımsal ve kültürel değerler açısından çok güçlü bir potansiyele sahip olduğuna dikkati çekerek, “Ancak şehircilik açısından baktığımızda bu potansiyelin her zaman planlı ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildiğini söylemek zor. Son yıllarda kentte yapılaşma baskısının arttığını, özellikle merkez ve çevre mahallelerde plan kararlarının çoğu zaman parçacı çözümlerle ilerlediğini görüyoruz. Bu durum; ulaşım, açık–yeşil alanlar, sosyal donatılar ve kentsel yaşam kalitesi üzerinde doğrudan etkiler yaratıyor” dedi.

“BÜTÜNCÜL VE SÜRDÜRÜLEBİLİR PLANLAMA” VURGUSU
Aydın’ın en önemli avantajının hâlâ geri dönülebilir bir noktada olması olduğuna değinen Yörük, şunları söyledi: “Doğru planlama yaklaşımları, kamu yararını önceleyen kararlar ve meslek disiplinleriyle kurulan sağlıklı iş birlikleri sayesinde kent; tarım alanlarını, doğal eşiklerini ve kültürel kimliğini koruyarak gelişebilir. Özetle Aydın, doğru yönlendirilirse çok güçlü bir şehircilik vizyonuna sahip olabilecek bir kent. Burada asıl ihtiyaç, kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli, bütüncül ve sürdürülebilir planlama anlayışının kararlılıkla hayata geçirilmesidir.”

“BU SÜREÇ, KENTİN LEHİNE ÇEVRİLEBİLİR”
Aydın’da özellikle merkez ilçe Efeler başta olmak üzere kent genelinde plansız ve kontrolsüz yapılaşmadan söz etmenin mümkün olduğunu söyleyen Yörük, “Burada ‘plansızlık’ derken çoğu zaman hiç plan olmamasından değil, mevcut planların bütüncül bir şehircilik bakışıyla uygulanmamasından bahsediyoruz. Efeler’de artan nüfus baskısı ve yapılaşma talebi, zaman zaman parsel ölçeğinde alınan kararların ön plana çıkmasına neden oluyor. Bu da ulaşım, otopark, altyapı, yeşil alan ve sosyal donatı dengelerinin yeterince kurulamamasını beraberinde getiriyor. Sonuçta kent, nefes almakta zorlanan bir yapıya dönüşebiliyor. Ancak bu tabloyu yalnızca olumsuz bir çerçevede değerlendirmemek gerekir. Sorunun tespiti aynı zamanda çözümün de mümkün olduğunu gösterir. Planlama sürecinin üst ölçekten alt ölçeğe tutarlı bir şekilde ele alınması, yerel yönetimlerin meslek disiplinleriyle daha güçlü iş birliği kurması halinde Efeler ve Aydın genelinde daha sağlıklı bir kentsel gelişim sağlanabilir. Kısacası, plansız yapılaşma sorunu vardır; ancak doğru planlama kararları ve kararlı uygulamalarla bu sürecin yönetilmesi ve kent lehine çevrilmesi mümkündür” değerlendirmesinde bulundu.
“KAPSAMLI REVİZYONLAR, TERCİH DEĞİL GEREKLİLİK”
Kentte yeni yerleşim alanlarının genel olarak plan kararları çerçevesinde ilerliyor olsa da, bu planlamanın her zaman bütüncül ve uzun vadeli bir şehircilik vizyonuyla desteklendiğini söylemenin zor olduğunu aktaran Yörük, “Özellikle yeni gelişim alanlarında, planın kendisinden çok yapılaşma hızının belirleyici olduğu durumlarla karşılaşabiliyoruz. Bu noktada Aydın’ın batı ekseninde gelişmesi, şehircilik açısından hem bir fırsat hem de dikkatle ele alınması gereken bir süreçtir. Batı yönü; topoğrafik açıdan görece daha elverişli olması ve ulaşım bağlantılarıyla desteklenmesi nedeniyle kentin doğal gelişme yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak bu gelişimin, yalnızca konut üretimi üzerinden değil; ulaşım, altyapı, sosyal donatı alanları ve yeşil alan sistemleriyle birlikte planlanması büyük önem taşıyor. Bununla birlikte, merkez ilçe Efeler için mevcut planların güncel ihtiyaçlara cevap veremediği alanlar olduğu açıkça görülüyor. Artan nüfus, değişen yaşam alışkanlıkları ve kentsel yoğunluk dikkate alındığında, Efeler İlçesi’nde kapsamlı plan revizyonlarının yapılması artık bir tercih değil, bir gereklilik haline gelmiştir. Bu revizyonların parsel bazlı değil; ada, mahalle ve ilçe ölçeğinde ele alınması, kentin geleceği açısından kritik önemdedir. Aksi halde, bugün merkezde yaşanan sorunların benzerleri, yeni yerleşim alanlarında da kısa sürede ortaya çıkabilir. Batı eksenindeki büyümenin sağlıklı olabilmesi için, Efeler’de yapılacak plan revizyonlarıyla eş zamanlı, etaplar halinde ve kamu yararını önceleyen bir planlama yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor. Özetle, yeni yerleşim alanları planlı görünse de asıl belirleyici olan bu planların nasıl ve ne kadar tutarlı uygulandığıdır. Efeler İlçesi’nde yapılacak kapsamlı revizyonlar ve batı yönündeki gelişmenin doğru yönetilmesi, Aydın’ın kentsel geleceği için önemli bir fırsat sunmaktadır” diye konuştu.

“TARIM TOPRAĞI, KAYBEDİLDİĞİNDE TELAFİSİ YOK”
Aydın’daki verimli tarım arazilerinin betonlaşma riskine karşı yeterince korunup korunmadığı konusuna da değinen Yörük, “Aydın gibi tarımsal üretim açısından son derece değerli bir kentte, verimli tarım arazilerinin yeterince korunduğunu söylemek ne yazık ki her zaman mümkün değil. Planlama mevzuatında tarım alanlarını korumaya yönelik açık hükümler bulunmasına rağmen, uygulamada bu alanlar zaman zaman yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle kent çeperlerinde, ulaşım akslarına yakın bölgelerde ve gelişme alanları çevresinde tarım arazilerinin farklı kullanımlara açılması, uzun vadede geri dönüşü olmayan kayıplara yol açıyor. Tarım toprağı, üretildiğinde yerine konabilecek bir değer değil; kaybedildiğinde telafisi olmayan bir kaynaktır. Burada temel sorun, kısa vadeli ihtiyaçların ve taleplerin, uzun vadeli kamu yararı ve sürdürülebilirlik ilkelerinin önüne geçebilmesidir. Oysa Aydın’da şehircilik kararlarının, tarımsal potansiyeli koruyan ve bu potansiyeli bir zenginlik olarak gören bir anlayışla ele alınması gerekiyor. Sonuç olarak, tarım arazilerini korumaya yönelik yasal çerçeve mevcut; ancak bu çerçevenin planlama süreçlerinde daha kararlı, daha bütüncül ve tavizsiz bir şekilde uygulanmasına ihtiyaç var. Aksi halde betonlaşma riski, yalnızca tarımı değil, kentin ekonomik ve ekolojik geleceğini de tehdit eder” dedi.
“RANT ODAKLI DEĞİL, İNSAN ODAKLI KENTSEL DÖNÜŞÜM…”
Deprem riskinin Aydın ve çevresi için göz ardı edilemeyecek bir gerçek olduğunu belirten Yörük, “Bu nedenle kentsel dönüşüm meselesini yalnızca yapı yenileme olarak değil, bütüncül bir şehircilik konusu olarak ele almak gerekiyor. Bugüne kadar kentsel dönüşüm çoğu zaman parsel bazlı, tek yapı üzerinden ilerleyen bir süreç olarak algılandı. Oysa bu yaklaşım; ulaşım, altyapı, açık–yeşil alanlar ve sosyal donatı dengesi kurulmadan yapılan müdahaleleri beraberinde getiriyor. Depreme dayanıklı yapılar üretmek önemli; ancak güvenli bir kent yalnızca sağlam binalardan ibaret değildir. Efeler başta olmak üzere, yapı stokunun eski olduğu bölgelerde dönüşüm ihtiyacı açıkça ortadadır. Ancak burada temel öncelik, rant odaklı değil; insan odaklı, kamu yararını esas alan ve mahalle ölçeğinde planlanan bir kentsel dönüşüm anlayışı olmalıdır. Aksi halde dönüşüm, riskleri azaltmak yerine yeni sorunlar üretebilir. Kentsel dönüşüm süreci; bilimsel veriler, zemin etütleri ve meslek disiplinlerinin ortak çalışmasıyla yürütülmelidir. Yerel yönetimler, meslek odaları ve vatandaşların sürece dâhil edilmesi, hem güvenli hem de yaşanabilir bir kentin anahtarıdır. Özetle, deprem gerçeği karşısında ertelenmiş her karar bir risktir. Ancak bu risk, aceleci ve parçacı uygulamalarla değil; planlı, şeffaf ve bütüncül kentsel dönüşüm politikalarıyla yönetilmelidir” sözlerine yer verdi.

“ŞEHİR HASTANESİ’NİN KONUMU HEM FIRSATLAR HEM DE RİSKLER BARINDIRIYOR”
Şehir plancıları olarak yeni inşa edilen Şehir Hastanesi’nin konumu ve o bölgenin geleceğini nasıl değerlendirdiklerini de anlatan Yörük, şunları kaydetti: “Şehir hastaneleri, ölçeği ve etkisi itibarıyla yalnızca bir sağlık yatırımı değil, aynı zamanda kentin gelişim yönünü doğrudan etkileyen stratejik kararlardır. Bu nedenle konum seçimi, sadece arsa uygunluğu üzerinden değil; ulaşım, erişilebilirlik, çevresel etkiler ve kentsel bütünlük açısından birlikte değerlendirilmelidir. Aydın’da yeni inşa edilen şehir hastanesinin konumu, kentin mevcut yerleşim dokusunun dışında, gelişme potansiyeli olan bir bölgede yer alması nedeniyle hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Ulaşım altyapısının güçlendirilmesi ve toplu taşıma bağlantılarının etkin şekilde kurulması halinde, bu yatırım kente önemli katkılar sağlayabilir. Ancak bu destekler sağlanmadan gerçekleşen bir gelişme, özel araç bağımlılığını artırarak yeni ulaşım ve çevre sorunlarını beraberinde getirebilir. Öte yandan, bu tür büyük ölçekli kamu yatırımları çevresinde hızlı ve kontrolsüz bir yapılaşma baskısı oluşması kaçınılmazdır. Şehir hastanesinin bulunduğu bölgenin geleceği açısından en kritik konu, bu alanın planlı, etaplı ve kamu yararını önceleyen bir yaklaşımla ele alınmasıdır. Aksi halde, bugün farklı bölgelerde yaşanan düzensiz gelişim sorunlarının benzerleri burada da ortaya çıkabilir. Sonuç olarak, şehir hastanesinin konumu tek başına olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirilmemelidir. Asıl belirleyici olan, bu yatırımın çevresindeki alanlarla birlikte nasıl planlandığı ve kentin bütünüyle ne ölçüde entegre edildiğidir. Doğru planlama kararlarıyla bu bölge, Aydın için kontrollü ve nitelikli bir gelişim alanına dönüşebilir.”

“ORTAK ÇALIŞMAYA VE SORUMLULUK ALMAYA HAZIRIZ”
TMMOB Şehir Plancıları Odası olarak, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle ortak çalışmaya her zaman açık olduklarını ve bu işbirliğini daha da güçlendirmeyi özellikle önemsediklerini vurgulayan Yörük, şu görüşleri dile getirdi: “Amacımız eleştirmekten ziyade; bilimsel, teknik ve mesleki bilgi birikimimizi, kentlerimizin daha sağlıklı, yaşanabilir ve sürdürülebilir biçimde gelişmesi için kamuoyuyla ve yerel yönetimlerle paylaşmaktır. Bu çerçevede baktığımızda, yerel yönetimlerle şehir plancıları arasında zaman zaman iş birliği örnekleri görülse de, bu eşgüdümün süreklilik kazandığını ve kurumsal bir yapıya tam olarak oturduğunu söylemek zor. Çoğu durumda meslek disiplinlerinin katkısı, planlama sürecinin başında değil; daha çok son aşamalarında devreye girebiliyor. Bu da plan kararlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını zorlaştırıyor. Oysa şehircilik; katılımcı, disiplinler arası ve ortak akla dayalı bir süreçtir. Yerel yönetimlerle daha güçlü, daha sürekli ve daha şeffaf bir bağ kurulması, kentlerin mevcut sorunlarına kalıcı çözümler üretilebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, yerel yönetim–meslek odası iş birliğinin güçlendirilmesi, yalnızca planlama süreçlerinin niteliğini artırmakla kalmaz; aynı zamanda kentli için daha adil, daha güvenli ve daha yaşanabilir mekânların üretilmesine de katkı sağlar. Bizler bu sürecin her aşamasında, ortak çalışmaya ve sorumluluk almaya hazırız.”
“BUGÜNDEN DOĞRU VE KARARLI ADIM ATILMALI”
Yörük, “20 – 30 yıl sonra şehir planlaması açısından nasıl bir Aydın öngörüyorsunuz?” sorusuna ise şu sözlerle yanıt verdi: “Bu soru aslında şehir planlamasının neden bu kadar önemli olduğunu en iyi anlatan sorulardan biri. Çünkü kentler, bugünün kararlarıyla şekillenen; etkileri onlarca yıl süren canlı organizmalardır. 20–30 yıl sonrasına baktığımızda, Aydın’ın doğru planlama tercihleriyle; tarım alanlarını koruyan, doğal eşiklerine saygılı, kimliğini kaybetmeden gelişen bir kent olma potansiyeline sahip olduğunu görüyoruz. Ulaşım sistemleri güçlendirilmiş, yaya ve bisiklet odaklı çözümlerin öne çıktığı, yeşil alanları süreklilik gösteren ve mahalle ölçeğinde yaşam kalitesini önceleyen bir Aydın mümkün. Bu gelecekte, plansız büyüyen değil; nerede, ne kadar ve nasıl gelişeceğini bilen bir kentten söz ediyor olmalıyız. Depreme dirençli yapı stokunun yaygınlaştığı, kentsel dönüşümün sosyal dokuyu gözeterek ele alındığı, kamu yatırımlarının kentin bütününe entegre edildiği bir şehir vizyonu büyük önem taşıyor. Elbette bu tablo kendiliğinden oluşmayacak. Yerel yönetimler, meslek odaları, üniversiteler ve kentlilerin birlikte ürettiği, ortak akla dayalı bir planlama anlayışıyla mümkün olacak. Özetle, 20–30 yıl sonra Aydın; betonlaşmayla değil, planlı gelişimiyle; sorunlarıyla değil, yaşam kalitesiyle anılan bir kent olabilir. Bu potansiyel fazlasıyla var; önemli olan bugünden atılacak doğru ve kararlı adımlardır.”




